O mahallede yazmak, konuşmak

Ahmet Taşgetiren

O cenahın en yırtıcı, en agresif "en çok okunan" yazarı olacaksınız.

İktidara sapladığınız çuvaldızlar elden ele, dilden dile düşecek.

"İktidara en çok kim söver" diye sorulduğunda adınız başa yazılacak.

Adeta özel bir okuyucu, bir tür canavar üreteceksiniz.

Ve bir gün içinizdeki insan harekete geçip, ortaya dökülecek.

O gün başka bir dünya ile karşılaşacaksınız.

Ürettiğiniz canavar sizi yemeye soyunacak.
...

Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil'in macerasından söz ediyorum.

Evet, odur Emin Çölaşan'dan sonra Hürriyet'in iktidarla ilişkisinde öne çıkardığı üslup!
...

Yılmaz Özdil, bilinen çizgisi ile yürürken, bir gün Uğur Dündar'ın Halk TV'deki "Halkın Arenası" programına, Müjdat Gezen'le birlikte konuk olur. Dündar ile Özdil, bir tür kankadır. Müjdat Gezen de, son siyasal gelişmelerde onlarla kol kola girenlerdendir.

O programda, önce bir röportaj yayınlanır. Halk TV'nin muhabiri, Suriye diktatörü Beşşar Esed'le ve Esed'in adamlarıyla konuşmakta, onlar da Türkiye Başbakanı'na ağız dolusu küfürler yağdırmaktadırlar.
 
En hafif saldırı "Kaç para aldın?"
 
Orada, Uğur Dündar'ın ve Müjdat Gezen'in sesi çıkmaz.

Ama Yılmaz Özdil dayanamaz, "...en başta Ortadoğu Hacivatları, hiçbir yabancı ülke liderinin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na hakaret etme hakkı yoktur" diye kükrer.

Bu, "ulusal hassasiyetleri diri bir kişi"den gelen refleksif bir tepkidir.

Ve o andan itibaren Hürriyet okuru ile Yılmaz Özdil arasındaki ilişkiler bir kıyamet senaryosundan farksız hale gelir.

Özdil, cumartesi günü, yazısına ayrılan aşağı yukarı yarım sayfalık bölümü, kendisine gelen küfürlere tahsis etmiş. O küfürleri buraya taşırsam, mideniz bulanır, kusarsınız. Size en basitinin Özdil'in yazısına başlık olduğunu ve "Kaç para aldın RTE'den?" şeklinde formüle edildiğini söyleyeyim, gerisini tahmin edin.

Ama o yazıyı bulup okuyun. (yozdil@hurriyet.com.tr) İster Hürriyet'in okuyucu profilini görmek için okuyun, ister iktidara sövme yarışında başı çeken bir yazarın, kendisinden daha kötü sövücüler karşısındaki dramını seyretmek için okuyun, ister Türkiye'de böyle çıldırmış bir "Esed lobisi"nin bulunduğuna hayret etmek için okuyun, ister iktidarın oluşturduğu muhafazakâr iklimde karşı karşıya kalındığı iddia edilen "mahalle baskısı" hadisesinin, laik, ulusalcı, Esedçi, CHP'li cenahta nasıl bir karabasan halinde icra edildiğine tanık olmak için okuyun...
 
Çarpık nokta
 
Ve ister, böyle bir mahalle baskısı karşısında kalan yazarın, işi nasıl bir çarpık noktaya bağladığını gözlemlemek için okuyun...

Ama okuyun.

"Çarpık nokta" dedim.

Yılmaz Özdil kendisine yönelik sövgüleri sıraladıktan sonra şöyle bağlıyor yazıyı:

"AKP'nin toplumu ne hale getirdiğinin kanıtıdır bu."

Altına "Bir başka ülke liderinin umut olarak görülmesi" ifadesini koymuş.

Özdil'e sövgüler içinde Esed'e övgüler var. "Umut" bu övgülerden çıkıyor. Ve Özdil'e göre bu insan tipi AKP sayesinde oluşuyor!

Bu yaklaşım, Özdil çizgisi açısından anlamlı olabilir ama gerçeğin üzerini şallamak dışında bir anlamı yok.

Doğru olan oradaki "mahalle"yi görmek, mahallede üretilen zihin dokusunu görmek ve sonunda canavarın kendisini üretenleri yemeye hazır hale geldiğini görmektir.

Yılmaz Özdil ve benzerleri, bir gün -farzı muhal- kendi mahalleleri ile baş başa kaldıklarında nasıl bir cenderenin içine düşeceklerini, şu örnek olayla çok rahat idrak edebilirler. İşin içinden "Tayyip'e söverek" çıkmak o kadar kolay değil.

BUGÜN