Neo-Royalizm, Trump yönetimi ve ortaya çıkan uluslararası sistem

"Neo-monarşik sistemler kırılgandır... Yeni düzenin dayanıklılığı, mutlak iktidarın sermaye ve teknoloji elitleriyle birleşmesine bağlıdır. Bu birleşim, gelecekteki uluslararası düzeni şekillendirebilir."

Dünya genelinde tuhaf zamanlardan geçiyoruz. Rusya, ABD ve İsrail’in saldırgan tavrı, liberal uluslararası düzenin sonunu getirmiş görünüyor. Ancak yeni dönemi adlandırma konusunda uzmanlar arasındaki tartışmalar sürüyor.

Amerikalı siyaset bilimciler Stacie E. Goddard ve Abraham Newman, Cambridge University Press tarafından çevrimiçi olarak yayımlanan makalelerinde, küresel düzende yaşanan değişimi anlatırken, yalnızca “devletler” odaklı bakışın yetersiz kalabileceğini, gücün küresel elitler ve kişisel iktidar ağlarına doğru kaydığını savunuyor.

Fikirturu’nun tercüme ettiği yazıdan öne çıkan bölümleri aktarıyoruz...


“Liberal Uluslararası Düzen (LUD)[1] geri çekilirken birçok uzman, egemenlik iddiaları ve devletler arası dengelemenin belirleyici olduğu Neo-Vestfalya[2] sistemine dönüşten söz ediyor. Ancak Trump yönetiminin eylemleri, bu tür açıklamalar için bir dizi önemli soru işareti yaratıyor. Trump döneminde ABD’nin davranışları bu modele uymuyor: Çin ve Rusya gibi rakipleriyle anlaşmaya açık bir ABD varken, Kanada ve Danimarka gibi geleneksel müttefikler hedef alınıyor. Bu çelişkiler, devlet merkezli analizlerin sınırlarını gösteriyor.

Kısacası, devletlere ve egemenliğe odaklanan Vestfalya merceği, ortaya çıkan uluslararası düzeni yanlış yorumlayan entelektüel körlükler yaratabilir. Bu sınırlamaları aşmak için, Yeni monarşizm[3] olarak adlandırdığımız alternatif bir açıklama öneriyoruz.

Yeni monarşizm neyi anlatıyor?

Yeni monarşizm, modern devletlerin üzerinde işleyen ve bireysel egemen liderlere bağlı siyasi, ekonomik ve askerî elit ağları tarafından şekillenen bir düzeni tanımlar.

Bu düzen, hiyerarşiyi korumak için maddi ve sembolik kaynakların küçük bir grupta yoğunlaşmasını hedefler. Trump örneği dikkat çekicidir çünkü küresel finans sistemi ve ABD askerî gücünün tepesinde yer alması ona fiili bir “dünya düzenleyicisi” rolü verir.

Yeni monarşist düzenler Trump ile ne başlar ne de biter. Özetlediğimiz “ideal tipik” düzen, zaman ve mekan boyunca bulunabilir ve uzun süredir devlet temelli sistemlerle rekabet etmiş ve bir arada var olmuştur. Ancak Trump’ın etkisi, ABD’nin benzersiz güç kapasitesi nedeniyle küresel ölçekte sonuç üretir.  Trump, “tüm dünyaya dair belirli bir vizyona sahip, dünyayı belirli bir şekilde düzenlemek ve bunu yaparken dünyadaki siyasi, ekonomik ve sosyal kurumları yaratmak, değiştirmek ve yeniden üretmek isteyen” biridir.

Monarşik klikler ve gücün kişiselleşmesi

Tarihsel örneklerde— Cengiz Han soyuna dayalı düzen, Çin haraç sistemi, Avrupa hanedan sistemleri—siyasi düzen devletlerden çok hükümdarların kişisel ağları etrafında şekillenmiştir. Neo-monarşist düzenlerde de güç, akrabalık ve sadakat ilişkileri üzerinden kurulur. Bu ağlar, mutlak bir liderin etrafında örgütlenir; hanedan olsun ya da olmasın, asıl belirleyici olan siyasi otoritenin kişide yoğunlaşmasıdır.

Bu yapılanma yatay değil, dikeydir. Lider, çevresindeki seçkin aktörlerle karşılıklı çıkar ilişkileri kurar; bu aktörler hem sadakat hem de kaynak sağlar.

Son on yılda, birçok lider bu modeli benimsedi. Berlusconi’nin medya-finans ağı, Putin’in kişisel çevresi bunun örnekleridir. Ama hiçbiri Trump kadar küresel düzeni dönüştürebilecek bir konumda değildi. Trump’ın aile üyeleri, sadık danışmanları ve teknoloji elitlerinden oluşan çevresi, ABD dış politikasının yönünü belirlemiş ve uluslararası ilişkileri klikler arasındaki hiyerarşi üzerinden yeniden tanımlamıştır.

Trump’ın ilk ziyaretini Avrupa’ya değil Orta Doğu’daki hanedan iktidarlara yapması, bu klik merkezli dış politikanın sembolüdür.

Hiyerarşiyi pekiştirmek

Yeni monarşist düzenlerde egemen eşitliği reddedilir. Amaç, küçük bir grubun maddi ve sembolik iktidarını kalıcılaştırmaktır. Rakip “büyük gruplar” eşit kabul edilebilir; ancak diğer tüm aktörlerin konumu bu hiyerarşiye göre belirlenir.

Trump’ın Kanada başbakanını “vali” olarak küçümsemesi ya da Danimarka üzerindeki hak iddiaları, devletlerin yasal egemenliğini ikinci plana iten bu hiyerarşik yaklaşımın ifadesidir.

Egemenlik artık hukuki statüden değil, klik içindeki pozisyondan kaynaklanır. Danimarka ve Kanada’nın verdiği tepkiler, yeni düzenin baskı mekanizmalarını görünür kılmıştır.

Danimarka, Trump’ın Danimarka’daki bir rüzgâr çiftliğini durdurma girişimini ve başkanın yakınlarının nüfuz operasyonları yaptığına dair söylentileri, Grönland üzerindeki hak iddiasını zayıflatma girişimi olarak görüyor. Çete içi statünün önemini gösteren Kanada başbakanı, Kral Charles’ı Kanada Parlamentosu’nda “tahttan konuşma” yapmaya davet ederek nadir bir adım attı. Kraliçe Elizabeth, hükümdarlığı boyunca bunu sadece iki kez yapmıştı. Konuşmasında Kral Charles, Kanada’nın egemenliğini yeniden teyit etti ve Kanada devlet başkanı olarak görev yaptığını belirtti.

Kurallar yerini rant ve şantaja bırakıyor

Tüm düzenler güce dayanır. Vestfalya sisteminde güç, kurumsal kapasiteye dayanır. Liberal düzende, kurumlar rekabeti sınırlandırır ve iş birliğini teşvik eder. Yeni monarşizmde ise iş birliği rant üretmenin aracıdır.

Yeni Monarşizm, Liberal Uluslararası Düzen’in sınır ötesi iş birliğini sürdürür, çünkü bu, rant veya haraç elde etme ve rüşvet verme yoluyla güçlerini korumalarına olanak tanır. Bu liberal bir iş birliği değildir, aksine oligarşik veya mafya sistemlerinde ve koruma şantajında uygulanan işbirliği türüne çok daha yakındır. Önde gelen klikler, yerel kliklerle bir dağıtım sürecine girerler ve bu süreçte tehditler, iç çemberlere erişim vaatleri veya statü tanıma gibi araçları kullanarak hiyerarşik konumlarını korurlar. Birçok günlük etkileşim, takas süreçleri yoluyla çözülür. Liberal Uluslararası Düzen’in aksine, koruma ve işbirliği, itaati teşvik etmek için dağıtılan özel mallar haline gelir.

Bu değişim ilişkileri, bir grubun konumuna fayda sağlar ve hatta devletin genel refahını tehlikeye atabilir. Yeni yönetimin ilk haftalarında, Başkan Trump, Liberal Uluslararası Düzen’e aykırı olmakla kalmayıp, egemen devletin gücünü artırma aracı olarak da çok az anlam ifade eden bir şekilde küresel ticaret rejimini kökten değiştirdi.

Yeni monarşist bir bakış açısıyla, ticaret savaşı, klik için maksimum zenginlik elde etmeyi amaçlayan, keyfi kararlara dayanan bir rejim olan rant arayışı stratejisidir. ABD ve küresel şirketler, gümrük politikasından muafiyet karşılığında cirolarından pay verme konumuna getirilmiştir. Örneğin Nvidia’nın, Çin’de pazar erişimini artırmak karşılığında gelirinin yüzde 15’ini ABD hükümetine vermeyi kabul ettiği belirtildi. Katar kraliyet ailesi, başkana eskiyen Air Force One’ın yerine kullanabileceği bir “uçan saray” hediye etti. Bu tür düzenlemeler, sermayenin önemli kesimlerinin kraliyetçi kliklere bağımlılığını derinleştirir.

Yeniden seçilme kampanyasının başlamasından bu yana, Trump ve ailesinin net serveti iki katına çıkarak 5 milyar doların üzerine çıktı. İmtiyazlar özellikle başkana veya ailesine verilmemiş olsa bile, bunlar içerideki kliki zenginleştirmek için kullanıldı. New York Times’ın da belirttiği gibi, “Başkan Trump ile iş adamı Trump arasındaki sınır, artık dünya çapındaki diplomatlar, ticaret yetkilileri ve şirketler tarafından o kadar belirsiz görülüyor ki, hükümetler Trump ile ilgili her şeyi desteklemek zorunda hissediyorlar.”

Meşruiyet kaynağı da değişiyor

Tarihsel monarşilerde egemenliğin ilahi kaynağı olduğu iddia edilirdi. Yeni monarşizmde ise liderin kişisel nitelikleri, kaderi veya “görevi” yönetme hakkının kaynağı haline gelir.  Daha yakın zamanda Putin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde “Tanrı’nın iradesini” yerine getirdiğini iddia etti. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Tanrı’nın onu “bir amaç için gönderdiğini” öne sürdü.

Yeni monaşizm, küçük bir grubun, bireylerin, özellikle de egemen liderin, onlara bu hakkı veren benzersiz niteliklere sahip olması nedeniyle yönetme hakkına sahip olduğunu savunur. Trump, hakkını tanımlarken, ulusal değil bireysel güçlerine ve halkın temsilcisi olarak yönetme hakkına değil, kendi kişisel yönetme kapasitesine odaklanmaktadır. Trump, göreve başlama konuşmasında, kendisine yönelik başarısız suikast girişiminin, “Amerika’yı yeniden büyük yapmak için Tanrı tarafından kurtarıldığını” kanıtladığını söyledi.

Liderin çevresindeki elitler, bu meşruiyet iddiasını güçlendirmek için yarışır.  NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, İran müzakerelerinde Trump’ın rolünü överek ataerkil çerçevelere başvurdu: “Baba bazen sert bir dil kullanmak zorunda kalır.” Bunu başaramadıklarında, oldukça ağır sonuçlarla karşılaşabilirler. Modi, Trump’ın Hindistan ile Pakistan arasındaki çatışmayı sona erdirdiğini ve Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesi gerektiği iddiasını reddettiğinde olan buydu. Bunun bedeli ateşkes iptal olduğu gibi diplomatik kriz de çıktı.

Yeni monarşist çerçeve, Trump’ın neyi meşruiyetinden mahrum bırakmaya çalıştığını da ortaya koyuyor. Trump, çeşitli ortamlarda Avrupa Birliği’ni “düşman” olarak niteledi ve hatta ‘dolandırıcılıkla’ suçladı. Avrupa Birliği’ni meşru olmayan bir kurum olarak hedef almak, Liberal Uluslararası Düzen’i itibarsızlaştırmaya yönelik daha geniş çaplı bir çabanın parçasıdır. Düzenin bir simgesi olan AB, iş birliğine dayalı, kurallara bağlı bir sistemi temsil eder ve meşruiyetini yitirmesi gereken bir alternatiftir.

Yeni monarşizmin geleceği ve kriz potansiyeli

Yeni monarşist bir düzenin kaçınılmaz olduğu söylenemez. Uluslararası düzenler, rekabet eden siyasi modeller arasında geçiş dönemlerinin ürünüdür. Bu nedenle Trump gibi “yeni bir düzen kurma girişimcileri”nin tercihleri belirleyicidir.  Düzen Trump’ın hırslarıyla ne kadar uyumlu olursa, yurt içinde ve yurt dışında karşılaşacağı direnç o kadar az olur.

Yeni monarşist bir düzen, Trump’ın basit bir oyunundan çok daha fazlasıdır ve Liberal Uluslararası Düzen altında uzun süredir rahatsızlık duyan güçlü grupları harekete geçirme potansiyeline sahiptir. Putin’in Ukrayna’daki eylemlerinin yanı sıra oligarklarla olan rantçı bağları ve Rus toplumundan çıkar sağlamaya yönelik ilgisi, güçlü bir liderin kanunların üstünde olduğu konusundaki ısrarı gibi, yeni monarşist bir eğilimi olduğunu düşündürmektedir.

Yeni düzenin dayanıklılığı, mutlak iktidarın sermaye ve teknoloji elitleriyle birleşmesine bağlıdır. Bu birleşim, gelecekteki uluslararası düzeni şekillendirebilir.

Ancak neo-monarşik sistemler kırılgandır. Tüm klik liderleri neo-kraliyetçi düzene eşit derecede ilgi duymamaktadır. Özellikle Çin liderleri bir ikilemle karşı karşıyadır. Çin, Liberal Uluslararası Düzen altında çok başarılı olmuştur ve Şi’nin kendisini kurallara dayalı düzenin savunucusu olarak sunmaya devam etmesi şaşırtıcı değildir. Şi, yurt içinde bireysel istisnacılık ve klik temelli yönetim kavramlarını giderek daha fazla benimsiyor. Ancak yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele gibi stratejilerle gücünü pekiştirdi. Bu strateji, yeni monarşist dünyayı destekleyen sömürü ve istisnacılık ile çelişiyor.

Tüm yeni monarşistler, saray darbesi ve giyotin tehdidiyle karşı karşıyadır. Saray darbeleri, halefiyet krizleri ve iç direniş, neo-monarşik düzenlerin sürekli tehditleridir. Bu sistemler yıkılmasa bile, halefiyet dönemlerinde şiddet ve çatışma dalgaları yaşanması olasıdır.”


[1] Liberal Uluslararası Düzen (LUD): Soğuk Savaş sonrası ABD öncülüğünde oluşan, demokrasi, insan hakları, serbest piyasa ve uluslararası kurumlara dayalı sistem.

[2] Vestfalya Sistemi: Modern devletlerin egemenlik ilkesiyle ortaya çıktığı, devletlerin iç işlerine karışılmaması ve güç dengesine dayalı eski uluslararası düzen.

[3] Neo-Royalizm (Yeni Monarşizm): Gücün devletlerden çok, küresel elit ağlar ve kişisel iktidar odakları arasında paylaşıldığı yeni bir küresel yönetişim modeli.


Stacie E. Goddard ile Abraham Newman’ın, Cambridge University Press sitesinde yayınlanan “Further Back to the Future: Neo-Royalism, the Trump Administration, and the Emerging International System” başlıklı yazısından bölümler Mustafa Alkan tarafından çevrilmiş ve editoryal katkısı ile yayına hazırlanmıştır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. https://www.cambridge.org/core/search?filters%5BauthorTerms%5D=Stacie%20E.%20Goddard&eventCode=SE-AU

Yorum Analiz Haberleri

Endülüs’te kalan selâm
“Gazze, ‘bu dünyacı’ bütün ideolojilerin suçüstü yakalandığı bir dönüm noktası olmuştur”
Modern çağın yeni firavun dili
Soğuk savaş sonrası yeni hegemonya mücadelesi
Teknoloji karşısında ailenin imtihanı