Müslümanlar, düşe-kalka da olsa, tarihteki yolculuklarını ‘Sırat-ı Müstakîm' üzere sürdüreceklerdir, inşaallah..

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

Pazar Günleri, Okuyucuların eleştiri , soru ve görüşlerine tahsis ettiğimiz bu sütunda bir diğer 'Hasbihal'e daha, muhterem okuyucularımızı selamlayarak ve hayırlı çalışmalar içinde olmalarını temenni ederek başlayalım:

*Önce Bangladeşli bir çok öğrenci kardeşlerin paylaştıkları bir konuya değinelim.. Bangladeş'te evvelki gün yapılan seçimlerde Cemaat-i İslamî'nin ilk planda seçimi kazandığı gibi sevinçli haberleri getiren İstanbul'daki Bangladeşli öğrenciler, Cemaat-i İslamî'nin, son anda ikinci sıraya düşmesinden duydukları rahatsızlığı ifade ettiler.. Cemaat-i İslamî'nin seçimlerde yüzde 40 oy aldığını; (35-40 sene öncelerdeki Bangladeş lideri General Ziya'ur-Rahman'ın oğlu olan) Taarıq'ur-Rahman liderliğindeki (Bangladeş Nasyonalist Partisi) BNP'nin yüzde 46 oy almasında bir seçim entrikasının olabileceğini, geride kalan yüzde 15 kadar oyların da, İslamî iddiaları taşımakla birlikte iddiaları olmayan bir takım küçük partilere gittiğini belirttiler.. İstanbul'daki öğrenciler, az bir oy farkına rağmen, Dr. Şefîq'ur'Rahman liderliğindeki Cemaat-i İslamî'nin ikinci parti durumuna düşmesinden üzgündüler..

Bu konuya, başka bir tarafdan da bakılabileceğini tavsiye belirtmeye çalıştık, bu kardeşlere.. Çünkü, Cemaat-i İslamî, Bangladeş'in 50 yılı bulan ömrü içinde ilk olarak bu derece güçlü bir muhalefet olarak sahneye çıkmış bulunuyor.. Dikkatli bir siyasi çalışma yaparsa, tecrübeler kazanıp, geleceğe ümid vaad eden bir siyasî hareket olarak hazırlanması mümkün olabilir..

*Ankara'dan Remzi Çayırovalı isimli okuyucu diyor ki: 'İran'daki son karışıklıklarla ilgili konularda sizden bir yazı bekledik, ama, kenarından teğet geçtiniz gibi geldi bana.. Ve dahası, 11 Şubat tarihli yazınızda, meydana gelen büyük karışıklıklarda İran resmî makamlarının can kayıplarını 6 bin küsur civarında açıkladığını yazdınız.. Ve bu arada ülkenin büyük şehirlerinde 35 kadar mescidin yakıldığını ve yakılan o mescidler karşısında, İslam'ın en aziz terimlerinin ve isimlerinin lanetlendiğine dair en azgın sevinç çığlıkları atıldığına dair videolardan bahsettiniz ve o sözleri açıkça yazmasanız da üstü kapalı ifadelerinizden biz konunun vehametini bir şeyler anladık.. Bunu biraz daha açar mısınız?'

--Evet, bu okuyucumuz böyle söylüyor.. O gösterilerde yükseltilen İslam düşmanı en azgın lafları tekrarlamanın mânası yok elbette.. Ve sadece şu kadarını belirtelim ki, o azgınlıklar ve Trump'ın ve Şah'ın oğlu Rıza Pehlevî'nin 'Geliyoruz, devam edin, ayaklanın..' çağrılarının çok ötesine taşıp, bir yönetime değil, aziz İslam dinine yönelik saldırılar şeklinde ortaya çıkınca.. Geniş halk kitleleri, tepkilerini ortaya koymak gereğini duymuşlardır.

Evet, o büyük can kaybı, İslam aleyhinde dile getirilen o azgın laflar karşısında , müslüman halk kitlelerinin, 'Artık başka çare kalmadı..' diyerek devreye girmesinden dolayı, ortaya çıkmış gözüküyor.. Buna da şaşırmamak gerek.. İslam aleyhindeki lanetleme sözlerinin böyle bir sonucu tahmin edilmeliydi..

Ve elbette çok büyük can kaybı oldu, ama, bu ölümlerin, devletin güvenlik güçleri eliyle olmadığı anlaşılıyor.. Esasen, Trump, İran rejimi güçlerinin halka ateş açması halinde müdahale edeceğini' defalarca açıklamıştı. Ama, onlar da gördüler ki, buradaki can kayıpları, , yönetimi veya yönetici kesimleri bahane edip, İslam aleyhinde atılan o en alçakça ve küfrâmiz sevinç çığlıkları karşısında , rejim güçlerinden ziyade, Müslüman halk kitlelerinin o azgın taifelere hadlerini bildirmek isteyişlerinden meydana gelmiş bulunuyor. Çünkü, İran'da Şah rejiminin 1979 başında çökmesi ve sonra da Saddam liderliğindeki Irak'ın İran'a saldırtılmasıyla başlayan ve 8 yıl süren kanlı savaş sırasında yüzbinlerce evladını kurban vermiş olan Müslüman halk, çocuklarının canlarını verdikleri aziz İslam'a bağlılığın bir gereği olarak devlet güçlerinden yardım almaksızın devreye girmiş ve o İslam düşmanı kesimleri cezalandırmışlar ve sivil halkın hışmını önlemekte devlet güçlerinin tavırlarını belirlemekte büyük zorluk çektikleri anlaşılmıştır. Bu durumu, emperial güçler de bildiklerinden dolayı, müdahale etmekten bir fayda elde edemiyeceklerini anlamışlardır.

*Hacı Ahmed isimli bir okuyucu ise bu gelişmeler üzerine yazdığı kısa notta, Selman-ı Farsî hazretlerinin diyarı için rivayet olunan 'Süreyya yıldızı' benzetmesini tekrarlayarak, 'Allah yolunda can vermek , en güzel amellerden birisidir..' diyor.

-- Biz bu vesileyle bir noktayı da hatırlatmış olalım: Hz. Peygamber (S)'in ashabının seçkin simâlarından olan Hz.Selman, kendisinin herhangi bir kavme nisbet edilerek anılmasını istemediği ve 'Beni sadece Selman bin İslam' (İslam'ın oğlu Selman) diye anın..' dediği rivayeti de meşhurdur.. Bu hassas hatırlatma bugün için de düşünülmeli değil midir?

*İsmini yazmıyacağım, Ş. Lim isimli ve mesajlarını yurt dışından gönderdiği anlaşılan bir kişi ise, benim bir çok yazılarımda kusurlar arıyor.. Bana âyet meallerinden hareketle ikazlarda bulunuyor.. Bundan da rahatsız olmam.. Hattâ hakaretlerden medet ummasa, bir de teşekkür ederim kendisine.. Ama, anlaşılıyor ki, yazılarımı sırf bana hışmını dile getirmek için okuyor.. Son olarak, 'casus belli' şeklindeki latince ibarenin Türkçe olmadığını, Türkçedeki 'casus' kelimesiyle bir ilgisinin olmadığını diplomaside 'savaş sebebi' mânasında kullanıldığını belirttiğim izahlara takılmış ve beni 'arabça düşmanı' olarak nitelemiş, casus kelimesinin arabçadan geldiğine dair 'yüksek bilgileri'ni sergileyerek.. Hemen her yazısında 'kâfir'lik suçlaması yapmaktan da geri durmuyor,.. Kendisi ne kadar müslüman, anlaşılmıyor.. Ama, müslüman bir kimseye 'kâfir' demenin kendisini ne durumuna getireceğini bilemiyecek bir durumda olduğu anlaşılıyor..

STAR