Şener Aktürk /Fokusplus
Müslüman Ülkeler Neden Daha Güvenli ?
Müslüman bir ülkede aranan özellikler arasında en başta gelen bir özellik can güvenliğinin sağlandığı ve ağır suçların en aza indirildiği bir ülke olmasıdır. “Can güvenliği” ve ağır “suç” kavramlarının doğrudan ve en güvenilir ölçümü olarak kabul edebileceğimiz cinayet oranları konusunda Müslüman ülkelerin Hristiyan ülkelere göre büyük bir üstünlüğü var. Karşılaştırmalı cinayet verilerine göre Müslüman ülkelerde cinayet oranı Hristiyan ülkelere göre belirgin bir şekilde daha düşük. Bu konuyu özellikle Batı güzellemesine müsait sorular soran ve Batı güzellemesine müsait verilere dayanarak araştırma tasarlayan sosyal bilimcilerin görmek istemeyecekleri ve görmezden geldikleri verilere bir örnek olarak veriyorum. Batı merkezci bilgi hiyerarşisinden bahsettiğim söyleşilerimde ve ayrıca Modern Dünyanın Kökenleri (Paradigma Yayınları, 2025) başlıklı kitabımın önsözünde birkaç cümleyle değindiğim bu önemli farkı daha detaylı bir şekilde ortaya koyup sebepleri üzerine fikir yürütmek, dini kimliklerin toplumsal sonuçlarına ilişkin önemli dersler çıkarmamızı sağlayabilir.
Hristiyan ülkelerde cinayet oranı Müslüman ülkelerin üç katı
M. Steven Fish, Are Muslims Distinctive? A Look at the Evidence (Oxford Üniversitesi Yayınları, 2011) başlıklı ufuk açıcı eserinde, Müslüman ülkeler ve Müslüman olmayan ülkeler arasında cinayet oranları açısından çok çarpıcı bir fark olduğunu ortaya koyuyor. Müslüman ülkelerin yıllık cinayet ortalaması 100.000 nüfusta 2,4 cinayet iken, Müslüman olmayan ülkelerin yıllık cinayet ortalaması 100.000 nüfusta 7,5 cinayet (Are Muslims Distinctive?, sayfa 120). Müslüman ülkelere göre Müslüman olmayan ülkelerde nüfusa oranla 3 kat daha fazla cinayet işleniyor. Bir başka deyişle Müslüman ülkeler cinayet konusunda Müslüman olmayan ülkelerden üç kat daha güvenli.
Öte yandan Türkiye’de ve dünyada en fazla merak edilen, gündemde ve polemik konusu olan karşılaştırmalar Müslüman ülkelerle, Japonya, Moğolistan, Nepal ve Tayland gibi Doğu Asya dinlerine mensup ülkeler veya Gürcistan, Slovenya ve Solomon Adaları gibi nispeten ufak Hristiyan ülkeler arasındaki karşılaştırmalar değil. Esas büyük tartışma konusu olan belli bir nüfus büyüklüğüne sahip Hristiyan ve Müslüman ülkeler arasındaki karşılaştırmalar. Steven Fish de bir sonraki aşamada en büyük nüfusa sahip 19 Hristiyan ülke ile en büyük nüfusa sahip 19 Müslüman ülkeyi karşılaştırmaya odaklanıyor. Bu 38 büyük ülke karşılaştırıldığında ise Hristiyan ve Müslüman ülkeler arasında cinayet oranları açısından gözlenen fark hakikaten çok daha büyük.
Büyük Hristiyan ülkelerde cinayet oranı Müslüman ülkelerin beş buçuk katı
Dünyanın en büyük nüfusa sahip 19 Hristiyan ülkesiyle 19 Müslüman ülkesini cinayet oranları açısından karşılaştırdığımızda çok çarpıcı bir fark ortaya çıkıyor. En büyük nüfusa sahip 19 Müslüman ülkede yıllık ortalama cinayet oranı 100.000 nüfusta 2,1 cinayet iken, en büyük nüfusa sahip 19 Hristiyan ülkesinde yıllık ortalama cinayet oranı 100.000 nüfusta 11 cinayet (Are Muslims Distinctive?, sayfa 121, Tablo 4.8). Yani ortalama bir büyük Hristiyan ülkede ortalama bir büyük Müslüman ülkeye göre beş buçuk kat daha fazla cinayet işleniyor… Üstelik burada bahsedilenler çok sayıda ülkenin ortalaması olduğu için bir veya birkaç ülkeden kaynaklı bir çarpıtma da söz konusu değil.
Dünyanın en kalabalık nüfusa sahip Hristiyan ülkesi olan ABD’de 100.000 nüfusta 5,6 cinayet işlenirken, en kalabalık nüfusa sahip Müslüman ülkesi Endonezya’da 100.000 nüfusta ancak 1,1 cinayet işleniyor. Yani sadece en kalabalık 19 ülkenin aritmetik ortalamasında değil, bu ülkeler içinde en fazla ağırlığı olması gereken 300 milyonun üzerindeki nüfusuyla Hristiyan ABD ve 300 milyona yaklaşan nüfusuyla Müslüman Endonezya arasında da cinayet oranı açısından beş kat fark var. Hatta en kalabalık 19 Hristiyan ülkeyle 19 Müslüman ülkeyi cinayet oranlarına göre sıraladığımızda, cinayet oranının en yüksek olduğu ilk 8 ülkenin tamamı Hristiyan ülkelerden oluşuyor: Kolombiya (62.7), Güney Afrika (47.5), Rusya (19.9), Meksika (13), Brezilya (11.2), Arjantin (9.5), Ukrayna (7.4) ve Uganda (7.4).
Cinayette lider ilk 8 ülke Katolik, Protestan ve Ortodoks Hristiyan ülkeler
Hristiyanlığın üç büyük mezhebinden de ülkeler cinayet sıralamasında ilk 8’e girebilmiş. Dolayısıyla Hristiyan ülkelerin cinayet konusundaki liderliğini tek bir mezheple ilişkilendirmek de pek mümkün değil. İlk üçe girenler üç farklı Hristiyan mezhebinden: Birinci Kolombiya Katolik, ikinci Güney Afrika Protestan, üçüncü Rusya ise Ortodoks… Hatta listede ilk sekize girenler arasında başka Katolik, Ortodoks ve Protestan ülkeler de var. Bu ilk 8 ülkeden sonra cinayet sıralamasına girebilen Müslüman ülkeler Pakistan (6,9) ve Irak (5,8) oluyor fakat onların hemen ardından 11. sırada Hristiyan ABD (5,6) ve 12. sırada Hristiyan Peru (5,5) geliyor. Türkiye ise 100.000 nüfusta 3,8 cinayetle Hristiyan ülkelerin ortalamasının (11) bir hayli altında olmakla birlikte Müslüman ülkelerin ortalamasının (2,1) da bir hayli üzerinde. Dolayısıyla Türkiye için cinayet konusunda “tipik bir Müslüman ülkeye göre” daha fazla cinayet işlenen fakat “tipik bir Hristiyan ülkeye göre” çok daha az cinayet işlenen bir ülke denilebilir. Türkiye’nin bu durumunun yorumunu ve değerlendirmesini yapabilmek için öncelikle Müslüman ülkeler ve Hristiyan ülkeler arasında Müslümanlar lehine gözlenen bu büyük farkın nasıl açıklanabileceğine odaklanmak gerekir.
Yoksulluğa rağmen Müslüman ülkeler daha güvenliyse…
Steve Fish, cinayetin sebebinin ekonomik koşullar olduğuna ilişkin açıklamalara atıfta bulunarak, genelde yoksul ülkelerde daha fazla cinayet olduğunu, fakat Müslüman ülkeler Hristiyan ülkelerden daha yoksul oldukları halde Müslüman ülkelerde cinayet oranlarının daha düşük olduğunu vurguluyor. Tüm Müslüman ülkelerin ortalamasının ötesinde, nüfusu en büyük 19 Müslüman ülke de nüfusu en büyük 19 Hristiyan ülkeden daha yoksul oldukları halde, bu büyük Müslüman ülkelerde cinayet oranlarının Hristiyan ülkelere göre çok daha düşük olması şaşırtıcı ve Müslümanlar adına hayranlık uyandırıcı bir sonuç.
Fish, ülkeler arasında cinayet oranlarındaki bu çarpıcı farkı açıklamak için farklı hipotezleri değerlendiriyor. Örneğin İslam şeriatının cinayetleri engellediğini ileri sürenlere karşı, Mali, Nijer ve Senegal gibi İslam şeriatının yürürlükte olmadığı Müslüman ülkelerde de cinayet oranlarının fevkalade düşük olduğunu vurguluyor. Dahası, şeriatın uygulandığı çok az sayıda Müslüman ülke arasında Suudi Arabistan’da cinayet oranı gerçekten çok düşük olsa da yine şeriatın uygulandığı İran ve Pakistan’da cinayet oranlarının Müslüman ülkelerin ortalamasının üzerinde olduğunu da belirtiyor. Fakat şeriat resmî olarak uygulanmasa bile cinayeti engelleyici bir mekanizma olarak şeriatın ruhu diyebileceğimiz suç karşıtı bir toplumsal normun küresel olarak Müslüman ülkelerde cinayet oranlarının şaşırtıcı derecede daha düşük olmasını açıklayabileceğini de yazıyor.
Müslüman ülkelerde cinayetleri engelleyen cemaat hali ve ötesi
Fish, cinayetin sebeplerine ilişkin değişik hipotezleri değerlendirmesinin sonucunda, Emile Durkheim’dan Robert Putnam’a kadar pek çok sosyal bilimcinin farklı kavramlarla ifade ettiği, toplumsal “anomi”yi (Durkheim) engelleyen bir çeşit dayanışmacı “cemaat hali” (Ferdinand Tönnies’in Gemeinschaft kavramı gibi) veya yoğun toplumsallığın Müslüman ülkelerde daha yüksek olduğunu iddia ediyor. Fish bu iddiasını destekleyici bir örnek olarak Müslüman olmadığı halde dayanışmacı cemaat ruhunun hakim olduğunu iddia ettiği Japonya’da da cinayet oranının son derece düşük (0,5) olduğundan bahsediyor.
İşgal, sömürgecilik, soykırım, yoksulluk ve yolsuzluk gibi çok çeşitli sorunlara rağmen, Müslüman toplumları Hristiyan toplumlara göre cinayetten alıkoyan bir mekanizma olması hakikaten mucizevi bir durum olarak değerlendirilebilir. Herkesin nispeten kolaylıkla erişebileceği ve Müslüman ülkelerin lehine bir sonucu ortaya koyan karşılaştırmalı cinayet verilerinin bugüne kadar daha çok sayıda akademisyen tarafından gündeme getirilmemiş ve tartışılmamış olması da akademik camianın Batı merkezci ve İslam karşıtı önyargıları sebebiyle olabilir diye düşünüyorum. Cinayet verileri internet ortamında rahatlıkla erişilebilecek şekilde mevcut olduğu halde, esas sorunumuz böylesi verilere bu gözle bakabilecek ve Müslüman ülkelerin daha güvenli olduğunu gördüğünde de bu üstünlüğü teslim edebilecek önyargısız bir bakış açısının eksik olması.
Sebebini anlamazsak, bu avantajı kaybedebiliriz
Fish’in kitabından hareketle karşılaştırmalı cinayet verilerini ortaya koymaktaki maksadım günümüzde Müslüman ülkelerin durumuna ilişkin kategorik ve kof bir övgü ve böbürlenme değil. Tam tersine, Müslüman ülkelerde cinayet oranlarının düşük olmasını sağlayan sebepleri ve mekanizmayı anlamak, bu avantajın kaybedilmesinin ve Müslüman ülkelerde de cinayet oranlarının artmasının önüne geçmek için elzemdir. Dahası, bu ülkelerdeki ekonomik, jeopolitik, kurumsal ve siyasal tüm dezavantajlara ve eksikliklere rağmen, Müslüman halkların eşitlik ve güvenlik konusundaki göreceli avantajlı durumu bizi bu konuda geleceğe dönük ümitvar ve yapıcı eleştirilere de yöneltebilir: Eğer Müslüman ülkeler halen karşı karşıya oldukları çeşitli ekonomik, jeopolitik, kurumsal ve siyasal sorunları aşabilse, can güvenliği konusundaki bariz üstünlüklerini perçinledikleri gibi diğer alanlarda da parlayarak dünya çapında rol model olabilirler. Burada esas mesele, düşük cinayet oranları gibi halen var olan üstünlük ve avantajlarını kaybetmeden, diğer alanlardaki eksikliklerini tamamlamalarıdır. Öte yandan Türkiye maalesef Müslüman ülkelerin nispeten düşük cinayet oranlarının bir hayli üzerinde bir cinayet oranına sahip. Bu da Müslüman ülkelerin genelinde cinayet oranlarını düşük tutan unsurlar her neyse bunların Türkiye’de bir nebze eksik olduğu anlamına da geliyor olabilir. Türkiye’nin cinayet oranlarını Müslüman ülkelerin ortalamasını yakalayacak kadar azaltması gerçekçi bir hedef olarak benimsenebilir.
Are Muslims Distinctive? kitabının ilerleyen kısmında Müslüman ülkelerin karşılaştırmalı niceliksel verilerde göze çarpan bir başka olumlu ayırt edici özelliği daha tespit ediliyor ki bu kritik farklılık da cinayet oranlarının düşük olmasında önemli bir rol oynuyor. Müslüman ülkelerin Hristiyan ülkelerden olumlu olarak ayrıştığı bu diğer önemli konunun ne olduğunu ve Steven Fish’in bu olumlu ayrışmanın dinî sebepleri üzerine değerlendirmelerini de bir sonraki yazımızda tartışalım.