Mülakatzedeler ve Öğretmenlerden Yetkililere Açık Mektup

BAHADIR KURBANOĞLU

OHAL sürecinin yol açtığı sorunlardan biri de kamuya personel alımları için getirilen mülakat sistemi oldu. Sistem, çıktığı ilk andan itibaren gerek formu ve niteliği, gerek içeriğiyle, gerekse haksızlık, torpil, iltimas gibi kavramlar çerçevesinde ciddi eleştirilerin konusu oldu.

Mülakat sistemi adayın kazanma ya da kaybetme nedenini objektif bir şekilde belirleyemiyor, yıllarca nice emekler verilerek eğitim almış ve birçok yazılı sınavdan geçmiş adayların bir kaç dakikalık mülakatla elenmesi çeşitli travmalara neden olup, adalet duygusunu da zedelemektedir.

Sistem, Emek Hırsızlığı ve Adaletsizlikten Başka Bir Şey Üretmiyor, Kökten Değişmeli!

Kamuoyu, sivil toplum ve sendikaların ortak kanaatlerine göre sorunların özetini şu hususlar oluşturmaktadır:

Komisyonlarda yer alanların niteliği ve formasyonu sorunludur. Sorulan soruların değişkenlik göstermesi, zorluk kolaylık sınıflanmasını etkilemektedir. Bunun yerine hakkaniyetli, ehliyet ve liyakat ölçülerine göre bir istihdam modelinin hayata geçirilmesi elzemdir. 

Meselenin çözümüne ilişkin genel değerlendirmelerde, personel alımı tercihinde, mülakat yerine, objektifliği tartışmasız, adalet ve hakkaniyet kriterlerini karşılayan ve genel kabul gören KPSS puan üstünlüğüne göre alım yapılması en doğru olanıdır. Hem adaylarda hem de toplumun vicdanında meşruiyeti sorgulanmayan bir yöntemin esas alınması zorunludur.

Kamuya az sayıda personel alımında uygulanan mülakat ve üç katı kuralının, Millî Eğitim gibi, bir defada birkaç bin alım yapan bir kuruma uygulanması mümkün olmadığını belirten sendikacılar; bu yanlış uygulamanın, bugüne kadar, atanan öğretmen sayısının iki katı tutarında küskün ve toplumdan dışlanma tehlikesi yaşayan bir mağdur kitlesi oluşturduğunu savunmuşlardır. Onlara göre mülakat uygulaması yerine adil bir istihdam modeline yeniden dönülmelidir.

Bu uygulamanın yol açtığı sorunlardan biri de mülakatın yoğun bir dava sürecine neden olmasıdır. Çözüm ise, mülakat sisteminin yeniden ele alınarak daha somut, objektif, denetlenebilir ve öngörülebilir bir sistemin getirilmesidir. Bu amaçla, eğer bu sistem sürdürülecekse mülakat komisyon üyeleri, mülakat teknikleri konusunda sertifikaya bağlı eğitime alınmalı; mülakat soruları, verilen cevaplar ve notlandırma yazılı hale getirilmeli, görüntülü kayıt sistemine geçilmelidir. Öğretmeni teşvik ile şevklendirecek, istihdam olarak kalıcılığı sağlayacak; adilliği tartışma konusu yapılmayacak, uygulama açısından süreklilik arz edecek yöntemlerin benimsenmesi elzemdir. 

Mülakat sisteminin kökten kaldırılmasını talep eden öğretmenlere göre ise öğretmen alım süreci bir maraton olduğu gibi, mülakat da kul hakkı yenen acımasız bir maratondur. Onlara göre yaşanan onca tecrübenin gösterdiği şey mülakat demek torpil, iltimas, kayırma ve kendi geleceklerinin çalınması anlamına gelmektedir!

Mağdur Psikolojisi: Süreci Torpil ve İltimaslar Belirliyor

“Mülakatlar ile adamı olmayanlardan oluşan bir Mülakatzedeler Ordusu teşekkül etti” sözü artık mağdurlar arasında bir galat-ı meşhur halini almış görünüyor. Hangi gerekçeyi ileri sürerseniz sürün, bu sistem devam ettiği müddetçe bu sosyal psikolojiyi ortadan kaldırmak mümkün gözükmemektedir.

Kamu kurum ve kuruluşlarına memur alımında merkezi yerleştirme ile memur alımı çok az sayıda yapılmaktadır. Mesela, merkezi yerleştirme ile 2018'de beş bin kadro ayrılırken açıktan mülakatla alımlar için yüz bine yakın kadro izni verilmişti.

Kamu kurum ve kuruluşlarının hemen tüm memur alımlarında sözlü mülakat uygulanıyor. Merkezi sınavda yüksek puan alan adayların, sözlü sınavlarının da iyi geçmesine rağmen atanamaması şüyuu vukuundan beter torpil iddialarını da güçlendirmiştir. “Şu şu kurumda sınavda ikinci olan aday elendi.” tarzı söylentiler yanında, güvenlik soruşturmalarında devletin 28 Şubat’tan bu yana devam eden hafızasının atanmış adaylar için bile işletildiği bir süreçtir söz konusu olan. Siyasi partilerin il, ilçe teşkilatlarından listelerin mülakat komisyonlarına iletildiğine dair iddialar ise, eğriliği doğruluğu ya da yaygın olup olmaması bir yana, geniş mağdur sosyolojide zannı galip halini almıştır. Nitekim kamuoyunda “Rektörün oğlunu 29 kişinin önüne geçirip akademisyenliğe aldırması” olarak bilinen bazı örnekler de Meclis’e kadar yansıyanlar arasındadır.

Tabii şunu belirtmekte fayda var ki mülakat sistemine sadece torpil ve soru içerikleri gibi gerekçeleri genelleştirip itiraz etmek de bizi asıl itiraz noktasından uzaklaştırmamalıdır. Zira esas mesele mülakat sisteminin suistimallere açık bir yapı arzetmesi ve bu şekliyle sürdürülebilir olmamasıdır. İnsan unsurunun bu derece etkili olduğu alanda hata ve suiistimal olmaması imkansız olduğu gibi, aslında bu derece haksız bir şekilde seçilen adayların da vicdan azabı çekmemeleri muhaldir. Zira bugün gelinen nokta itibariyle kıyas edilen husus, Malum yapının soruları çaldırmasıyla mülakat sisteminin arasında nasıl bir fark olduğuna dairdir. Eğer kurallar değiştirilerek, güvenlik adı altında ve şeffaf olmayan saikler yüzünden hak eden hakettiğine kavuşamıyorsa, sonucun yarattığı adaletsizlik ikliminin birbirinden farkı yoktur görüşü, sosyo-politik kimliklerinden bağımsız olmak kaydıyla, mağdurlar arasında yaygınlaşmaktadır.

Mülakat Sistemi Patronaj ve Himayeciliğin Yolunu Açmakta

Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın da “Fedakarlıklarımızın Ham Maddesi İdeallerimizdir” başlıklı makalesinde bu soruna, sorunun yol açtığı yozlaşma iklimine ve sebebiyet vereceği sosyal yaralara ilişkin şu vurgularda bulunuyordu:

“Burada değinmeden geçemeyeceğim, bugünümüzü ve yarınımızı ilgilendiren büyük bir sorunumuz da patronaj. “İtaat karşılığında korunma” olarak tanımlayabileceğimiz patronaj sistemi, insan onuruna, haysiyetine, insanın Allah katındaki mevkiine yakışmayan toplumsal bir utançtır. Bu yüzden patronajın/himayeciliğin yolunu açan mülakat sistemine zaman kaybetmeden son verilmelidir. Bunun yerine, insanlarımızın adil bir yarışla kamu hizmetinde yer alması sağlanmalıdır. Böylesi övgüye değer bir yöntemin seçilmesi “Her dönem kendi zengini ve mağdurunu yaratır” kuralsızlığını yıkmak için de bir fırsat olur. Aksi hâlde gelecek kuşaklara, bugüne kadar olduğu gibi, yeni mağduriyetleri ve yeni düşmanlıkları kendi ellerimizle miras bırakmış oluruz. Bununla da kurtulamayız, gencecik beyinler, bu ülkenin geleceğinden umutlarını keserler, yöneticilere yabancılaşırlar, ailelerinin onlara verdikleri emeğin gereğini yapamadıkları için hissettikleri çaresizlik, toplumsal çözülme ve benzeri pek çok soruna kaynaklık eder. Medeniyetimizin simge uyarılarından biri olan “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu” kitaplarda kalmasın”

Şimdi de yüz elli kadar Mülakatzede öğretmenin bulunduğu bir grubun tarafımıza gönderdiği ortak şikayetlere kulak kabartalım

“Bizler mülakatla hakkı elinden alınan yüzlerce öğretmenleriz. Hepimiz KPSS’den yeterli atanabilecek puan aldık. Mülakata katıldık. Bize sorulan sorulara hepimiz cevap verdik. Atanmayı beklerken bu hayalimiz 3 dakika süren mülakatla elimizden alındı. Yapılan açıklama mülakatta baraj altı bırakılanların güvenlik soruşturmasına takıldığı yönünde. Ama biz hepimiz sicilinde tek suç taşımayan, herhangi bir örgütle bağlantısı olmayan öğretmenleriz. Tek istediğimiz mesleğimizi yapmak. Hepimiz alanında derece yapmış öğretmenleriz. Aramızda Türkiye 6.sı olup KPSS’den 93 alıp mülakatta ise elenen arkadaşımız var.

Mağduriyetimizin giderilmesi için mahkemeye bile gidemiyoruz. Çünkü MEB gerekli açıklamayı yapmıyor. Mahkeme sonucuna göre tekrar mülakata alıyor ve yine düşük puan verip eliyor. Biz hakkımız olan atamayı istiyoruz. İki gündür atama ekranına bakamıyoruz. Diğer arkadaşlarımız tercih yaparken biz baraj altı bırakılıp internete bile giremiyoruz. Daha doğrusu suçumuzu bile bilmiyoruz. Kendimizde suç aramaktan paranoyak olduk.”

Şimdi de sözü, mülakatzede grubunun içinde yer alan Bilge K.’nın kamuoyuna ve yetkililere ulaştırmamız amacıyla gönderdiği mektuba bırakalım:

Mülakatzede Öğretmenlerden Yetkililere Açık Mektup

Merhabalar. Ben Bilge K. Atama hakkı elinden alınıp mülakatta mağdur edilen yüzlerce öğretmenden sadece biriyim.15 Ocak’ta açıklanan mülakat sonuçları büyük mağduriyetleri beraberinde getirmiştir. Danıştay’ın mülakatlardaki hukuksuzluklara ilişkin verdiği +3 -3 kararı uygulanmayarak 85-90 gibi KPSS puanları mülakatlarda 50’ye düşürülmüştür.

Herbirimiz branşımızda yüksek puanlar alarak mülakatlara girdik.Sayın bakan Ziya Selçuk mülakatlarda adayın KPSS puanının yuvarlanacağını söylemişti.Bizler de liyakatımıza güvenerek, herhangi bir torpil arayışına tevessül etmeden mülakata girdik.Ancak 15 Ocak’ta karşılaştığımız tablo bizi altüst etti. Danıştay kararı olmasına rağmen aldığımız 80 üstü puanlar gözardı edilerek gerekçesiz bir şekilde baraj altı bırakıldık ve tercih hakkımız elimizden alındı.İtiraz dilekçesini verdiğimiz İl Milli Eğitim müdürlüklerinde ‘’İtirazdan sonuç beklemeyin.Bize gelen listede adınız çizilmişti,devlet sizi sakıncalı olarak gördüğü için eledi’’ şeklinde alaycı tavırlara maruz kaldık.Herhangi bir suça karışmamış olmamız, yasadışı bir oluşuma üyeliğimizin olmaması yani kısaca sicillerimizin temiz olması devletimizin nezdinde bir önem arz etmiyormuş.

Bizler binbir zorluk ve emekle eğitimlerini tamamlamış, ardından gece gündüz demeden KPSS çalışıp yüksek puanlar almış öğretmenleriz.Bu puanlarda 65 yaşında çocuğu okusun diye temizliğe giden annenin emeği var. Bu puanlarda aman kızım meslek sahibi olsun deyip buz gibi havada çalışan işçinin hakkı var. Mülakatlar toplumun vicdanını yaralamakta,adalete olan güvenin sarsılmasına yol açmaktadır.Artık ne yazık ki mülakatın objektif yapıldığına dair bir inancımız kalmamıştır.

En acısı da bizler bu yaşanan mağduriyetlere ilişkin bir muhatap bulamıyoruz.Resmi kurumlar bize bir açıklama yapmıyor.Her gittiğimiz yerde farklı bir şey duyuyoruz.Kimi bilgilerin emniyetten geldiğini söylüyor.Emniyete gidiyoruz ‘biz bir dosya hazırlamadık alakamız yok’ diyor.Bir başka yer ise bilgilerin istihbarattan geldiğini söylüyor. Komisyonlara yaptığımız itirazlar sonucunda ise ‘’Maddi bir hataya rastlanmamıştır’’ şeklinde cevaplar alıyoruz.Keza yargı süreci de aynı şekilde işliyor.Davayı kazanan öğretmen adayı tekrar mülakata alınıyor.Sonuç:yine eleniyor.

Yetkililer ‘’Mülakatınız iyi geçmemiştir,o nedenle elenmişsinizdir’’ gibi oyalama cevaplarla durumu idare etmeye çalışıyorlar.Peki soruyorum: Neden mülakatlar kamera kaydıyla kayıt altına alınmıyor? Nedeni belli.Bir hak iddia etmemiz önlenmek isteniyor.

Sayın bakanımız güvenlik soruşturmasında sorunu olmayan adayların içi rahat olsun demişti. Sicillerimiz tertemiz, herhangi bir suçumuz varsa neden hapiste değil de özgürüz?Bir suçumuz varsa bize söylensin ki yargı yoluyla kendimizi aklayalım. Güvenlik soruşturması tüm kamuda atama sonrasında yapılırken nasıl oluyor da mülakat öncesi kaynağı belli olmayan fişlemelerle hayatlarımız karartılıyor?

Bizler ayrıcalık değil hakkımız olanı istiyoruz.Yeterince zor şartlarda okuduk.Kimimiz inşaatlarda beden işçiliği yaparak okulunu okurken, kimimiz bağ bahçe işlerinde çalışarak okudu.Bazen cebimizde kalan son parayı da kitaplara verdik.Bir gün atanıp öğrencilerimize kavuşmak içindi bütün bunlar.

Ne yazık ki ailelerimizle birlikte yaşadığımız bu şokun etkisindeyiz hala.Hayallerimiz yerle yeksan oldu.Hayalleri yıkılan öğretmen arkadaşlarımdan bahsetmek istiyorum. Bunlardan biri %81 oranında engelli bir babanın en büyük çocuğu F. Öğretmenim.Okul bittikten sonra aylarca işssiz kalan, en son haftalık 50 saat derse girip aylık 900 tl’ye emeği sömürülen, tam “atanacağım bu defa oldu” derken mülakat engeline takılan öğretmenim. Ki bu öğretmen arkadaşım 15 Temmuz hain darbe girişiminde yakınını şehit vermiş olmasına rağmen devlet tarafından sakıncalı ilan edildi. Sadece F. öğretmenim değil tabii ki. Yüzlerce mağdur öğretmenden biri de alanında 93 puan alarak Türkiye 6.sı olan E. Öğretmen. Böbrek hastası annesi ve SGK’sını ödeyemeyen babasına,kardeşlerine bakmakla yükümlü olan ancak girdiği 5 mülakatta da gerekçesiz şekilde elenen E. Öğretmen. Psikolojisi bozulan, antidepresanla ayakta duran,odasına hapsolan,intiharın eşiğine gelmiş S. Öğretmen ve daha niceleri.

Bizler psikolojik, fizyolojik ve sosyo-ekonomik olarak yaşadığımız sorunların bir an önce bitmesini istiyoruz. Öğretmenine değer vermeyen bir ülkenin geleceği olamaz. Tek istediğimiz bir neslin öğretmenlerini devlete küstürmeyin. Okyanusları geçtik derelerde boğmayın bizi. Atamalar mülakatsız, KPSS puan üstünlüğüne göre adil bir şekilde yapılsın. Çok yorulduk. Sesimizi duyun. Bi ses…bi umut olun bize…