Ali Yekta Bey/ GZT-Mecra
Sezar Dosyaları: Suriye hapishanelerinden dünyaya sızan tanıklık
Suriye’de 2011 yılında başlayan halk ayaklanması kısa sürede kanlı bir zulme evrilmişti. Bu süreçte Esed rejiminin muhaliflere, sivillere ve gözaltına alınan binlerce insana yönelik uyguladığı sistematik şiddet uzun süre kapalı kapılar ardında kalmıştı. Rejimin istihbarat ve güvenlik aygıtı, hapishaneleri yalnızca tutuklama ve sorgulama mekânları olarak değil, aynı zamanda cezalandırma, yıldırma ve yok etme merkezleri olarak kullanmıştı.
İşte bu karanlık düzenin içinden çıkan ve “Sezar” kod adıyla anılan Ferid el-Mezhan, Suriye rejiminin hapishanelerinde yaşanan işkence ve ölümleri belgeleyen fotoğrafları dünyaya sızdırarak tarihin seyrini etkileyen bir ifşaya imza atmıştı.
Ferid el-Mezhan, Suriye ordusunda askerî polis bünyesinde görev yapmıştı. Görevi, rejim hapishanelerinde hayatını kaybeden tutukluların cesetlerini fotoğraflamak ve bu fotoğrafları resmî kayıt altına almaktı. Rejim, ölen her tutuklu için sistematik bir belge düzeni kurmuştu; cesetler numaralandırılıyor, üzerlerine kâğıtlar yerleştiriliyor ve ölüm nedenleri çoğu zaman “kalp krizi” ya da “solunum yetmezliği” gibi gerçeği yansıtmayan ifadelerle kayda geçiriliyordu. El-Mezhan, bu görevi yerine getirirken her gün yüzlerce cansız bedenle karşılaşmış, açlıktan, işkenceden, enfeksiyondan ve sistematik kötü muameleden ölen insanların izlerini objektifiyle kaydetmişti.
“Sezar” kod adıyla anılan Ferid el-Mezhan, Suriye rejiminin hapishanelerinde yaşanan işkence ve ölümleri belgeleyen fotoğrafları dünyaya sızdırarak tarihin seyrini etkileyen bir ifşaya imza attı.
Zamanla gördükleri karşısında vicdanî bir kırılma yaşayan el-Mezhan, bu belgelerin yalnızca rejimin iç yazışmalarında kalmasının büyük bir suç ortaklığı anlamına geldiğini düşünmüştü. Hapishanelerdeki ölümlerin münferit olmadığını, aksine merkezî bir politika doğrultusunda yürütüldüğünü fark etmişti. Vücutlarda görülen kırıklar, yanık izleri, boğulma belirtileri ve aşırı zayıflık, sistematik işkencenin açık delilleri olmuştu. El-Mezhan, bu fotoğrafları gizlice kopyalamaya ve dijital ortamlarda saklamaya başlamıştı.
Yaklaşık iki yıl boyunca binlerce fotoğrafı büyük bir risk altında toplamıştı. Rejim güvenlik birimleri içinde en ufak bir şüphe, işkence ya da infazla sonuçlanabilirdi. Buna rağmen el-Mezhan, görev yaptığı birimlerdeki denetim boşluklarından faydalanarak fotoğrafları dışarı çıkarmayı başarmıştı.
2013 yılında Suriye’den kaçarak ülke dışına çıktığında, yanında yaklaşık 55 bin fotoğraf bulunmuştu. Bu fotoğraflar, on binlerce tutuklunun işkence altında hayatını kaybettiğini belgeleyen, eşi benzeri görülmemiş bir arşiv oluşturmuştu.
El-Mezhan’ın ulaştırdığı belgeler, kısa sürede uluslararası insan hakları örgütlerinin ve hukukçuların dikkatini çekmişti. Fotoğraflar, bağımsız adlî tıp uzmanları tarafından incelenmiş ve büyük ölçüde doğrulanmıştı. Uzman raporları, görüntülerdeki cesetlerin büyük çoğunluğunun ağır işkenceye maruz kaldığını, aç bırakıldığını ve bilinçli şekilde ölüme terk edildiğini ortaya koymuştu. Bu raporlar, Esed rejiminin hapishanelerinde işkencenin sistematik ve yaygın bir devlet politikası olarak uygulandığını net biçimde göstermişti.
Dünya kamuoyu, “Sezar Dosyaları” olarak anılmaya başlanan bu belgelerle sarsılmıştı. Daha önce tanık anlatımlarıyla dile getirilen işkence iddiaları, bu kez inkâr edilemeyecek görsel kanıtlarla desteklenmişti.
Fotoğraflar, Avrupa ve Amerika’daki parlamentolarda sergilenmiş, Birleşmiş Milletler’de yapılan oturumlarda gündeme gelmişti.
İnsan hakları savunucuları, bu belgelerin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana belgelenmiş en büyük devlet kaynaklı işkence arşivlerinden biri olduğunu ifade etmişti.
Batılı ülkelerin hükümetleri, Sezar Dosyaları’nın ardından Esed rejimine yönelik söylemlerini sertleştirmişti. ABD Kongresi’nde bu belgeler temel alınarak “Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası” hazırlanmıştı. Yasa, Esed rejimiyle iş yapan kişi ve kurumlara ağır yaptırımlar öngörmüş, Suriye’deki savaş suçlarına dolaylı yoldan katkı sunan aktörleri de hedef almıştı. Bu düzenleme, Sezar’ın sızdırdığı belgelerin somut bir siyasî ve hukukî karşılık bulduğunu göstermişti.
Avrupa’da da benzer bir süreç yaşanmıştı. Almanya başta olmak üzere bazı ülkelerde, evrensel yargı ilkesi çerçevesinde Suriyeli eski istihbarat ve güvenlik görevlileri hakkında davalar açılmıştı. Bu davalarda Sezar Dosyaları, delil olarak dosyalara girmişti.
Almanya’da görülen Koblenz davası, Esed rejiminin işkence sistemini yargı önüne taşıyan ilk büyük dava olarak tarihe geçmişti.
Mahkeme sürecinde Sezar’ın fotoğrafları, tanık ifadeleriyle birlikte kullanılmış ve rejimin suçlarının hukuken de kayıt altına alınmasını sağlamıştı.
Ancak dünya kamuoyunun tepkisi yalnızca siyasî ve hukukî alanlarla sınırlı kalmamıştı. Medyada yayımlanan fotoğraflar, geniş kitlelerde derin bir sarsıntı yaratmıştı. Birçok insan, Suriye’de yaşananların soyut bir iç savaş anlatısından ibaret olmadığını, bireylerin yüzlerinde ve bedenlerinde somutlaşan bir vahşet olduğunu bu belgelerle daha net görmüştü. Buna rağmen uluslararası toplumun fiilî müdahalede yetersiz kaldığı yönündeki eleştiriler de artmıştı.
El-Mezhan, ifşaatın ardından uzun süre gizli bir kimlikle yaşamıştı. Güvenliği gerekçe gösterilerek kamuoyuna açık şekilde konuşması sınırlı tutulmuştu. Buna rağmen zamanla bazı belgesellerde ve oturumlarda tanıklığını paylaşmış, yaşadıklarını anlatmıştı.
Kendisini bir kahraman olarak değil, “yapması gerekeni yapmış biri” olarak tanımlamıştı.
Suriye hapishanelerinde gördüklerini unutmasının mümkün olmadığını, bu yüzden sessiz kalamayacağını ifade etmişti.
Sezar Dosyaları, aynı zamanda uluslararası hukuk sisteminin sınırlarını da gözler önüne sermişti.
On binlerce ölüm açıkça belgelenmiş olmasına rağmen, Esed rejiminin tepe kadrosu uzun süre doğrudan bir uluslararası mahkemede yargılanmamıştı.
Bu durum, güç dengelerinin ve siyasî çıkarların, adalet arayışının önüne nasıl geçtiğini bir kez daha ortaya koymuştu. Buna rağmen belgeler, ileride açılabilecek davalar için kalıcı bir arşiv oluşturmuştu.
Suriye’de savaş yıllar içinde farklı evrelerden geçmiş, cepheler değişmişti. Ancak Sezar’ın sızdırdığı belgeler, rejimin hapishanelerinde yaşananların savaşın yan ürünü değil, bizzat merkezî bir baskı ve imha politikasının parçası olduğunu göstermişti. Bu yönüyle Sezar Dosyaları, yalnızca Suriye tarihinin değil, modern çağın en çarpıcı insan hakları belgelerinden biri olarak kayda geçti.