Medya ve dış meşruiyet sendromu

Ahmet Taşgetiren

Medya mensupları bir süredir Ergenekon davalarında gerçekleşen tutuklamaları protesto etmek amacıyla sokağa çıkmaya başladılar.

Ankara'da protesto gösterileri yapıldı, İstanbul'da yapıldı.

CHP milletvekilleri ve örgütleri bu gösterilere katılıyor, destek veriyor. Dış dünyadan da protestolara ilgi gösteriliyor. "Türkiye'de basına baskı" sorgulamaları yapılıyor.

Medya gösterilerinin ön planında, yoğunlukla aynı gruba mensup ve genelde iktidara muhalif duruşlarıyla bilinen kişiler var.

Yani şu ana kadar, yayın çizgisinde ve yorumlarda sürdürdükleri muhalefeti sokağa taşımış durumdalar.

Bütün bunlar normal mi?

Normal.

İnsanlar muhalefetlerini gazete sütunlarında da sergileyebilir, orada yeterli etkiyi oluşturamadıklarını düşündüklerinde sokakta da sergileyebilirler. Demokrasilerde bunların tamamı olağan işlerdir.

Bizler de medya mensubuyuz.

Bizler gibi, çok geniş bir medya dünyası daha var ki, onlar bu protesto eylemlerinde yer almadılar.

Oysa bu protesto eylemleri "basın özgürlüğü" adına yapılmaktaydı.

Peki biz ya da basının önemli bir kısmı neden katılmadı bu eylemlere?

Acaba Türkiye'de "basın özgürlüğü" noktasında hiçbir sorun yok muydu?

Bizim için basın özgürlüğü namına her şey yerli yerinde miydi?

Yoksa biz, iktidarın yaptığı her şeyi onaylamakta mıydık?

Yooo, böyle değildi. Evet, Türkiye basın özgürlüğü noktasında hâlâ sorunlar olan bir ülke idi. İnsanlar yaptıkları haber sebebiyle hapis veya büyük para cezalarına çarptırılabiliyordu.

Ama şu protestolar, basın özgürlüğünden başka anlamlar da taşıyordu.

Kimi zaman "basın özgürlüğü" gibi masum, genel geçer doğrular, dolduruşlar ve ortak cephe oluşumları için kullanılan bir malzemeye dönüşebiliyordu.

Gündemdeki mesele şu:

Ergenekon davaları sürüyor.

Davaların asker ayağı var, artık bu biliniyor.

Ama acaba başka ayakları da var mı?

Mesela medya ayağı, mesela siyaset ayağı, mesela yargı ayağı, mesela iş dünyası ayağı, işçi dünyası ayağı vs...

Yani bir darbe hazırlığı olmuşsa, yani AK Parti'yi devirmek için sandık faaliyeti dışında bir çalışma yapılmışsa, "Bu iş sandıkta asla olmayacak, başka yollar denenmeli" gibi bir akıl yürütme gerçekleşmişse, bunu sadece askerler mi yaptı, yoksa başka odaklar da işin içine girdi mi?

Böyle bir kumpas gerçekleşmişse, bunu planlayanlar, mesela darbe ortamı hazırlamak için bir takım provokasyonlara yöneldiler mi?

Bu provokatif eylemlerin içinde, sabotaj, cinayet benzeri şeyler var mı?

Türkiye'nin yakın geçmişinde yaşanan kanlı ve karanlık hadiseler hangi yapılanmalarla ilgili?

Ergenekon davaları Türkiye adına bir temizlenme ameliyesi ise tüm kirli odaklar ortaya çıkarılmalı değil mi?

Bu soruların, Ergenekon davasının ilgi alanını genişlettiği açık.

Bir kısmını yargılamaya başlamışsınız, uzantılarına ulaşmaya çalışıyorsunuz.

Bunu yargı yapıyor. Yapmamalı mı?

Yargının sorunları var mı, evet var. Davalar uzuyor mu, evet uzuyor. Tutukluluk süreleri uzun mu, evet uzun.

Bütün bunlarda iyileşme yapılmalı mı, evet yapılmalı.

Ama bunlar var diye, Ergenekon karanlığını ortadan kaldırma zarureti de ıskalanmamalı.

Türkiye, bir ucu Doğu-Güneydoğu'da, çeyrek asırdır süren düşük yoğunluklu savaşa kadar uzanan karanlık ilişkilerden kurtulmalı.

Elhasıl, Türkiye'nin Ergenekon'dan kurtulması gibi hayati bir mesele ihmal edilmemeli.

Açık söylüyorum:

Bu basın özgürlüğü eylemlerini samimi bulmuyorum.

Orada rol alan simaları, dolduruşa gelmiş küçük istisnalar dışında basın özgürlüğünden ziyade "AK Parti karşıtlığı"nda buluşmuş odaklar olarak görüyorum.

Amerika'dan, Avrupa'dan yapılan "basın özgürlüğü" eleştirilerini, tıpkı "eksen kayması" sorgulamalarında olduğu gibi, dolduruşa gelmiş bir kısmı hariç, iyi niyetli görmüyorum.

Dışarıdaki bu tavrın, içeriye karşı bir meşruiyet sorgulaması halinde kullanılmasını, "ulusalcılık" iddialarının iflas göstergesi olarak niteliyorum. Bu iş bana çok net bir "AK Parti'yi dış meşruiyet sendromuna sokma ameliyesi" olarak görünüyor. Dış yayınlar "AK Parti'nin Batı denetiminden kurtulmuş Türkiye" çabasına karşı, içerideki ulusalcılığı bile kullanma hesabı olarak görünüyor.

Son söz şu:

Ergenekon'un medya ayağı da ortaya çıkarılmalı, başka ayakları da. En kabul edilemez şey, AK Parti karşıtlığını Ergenekon savunmasına dönüştürmek ve "dış destek"in katılımıyla karanlık yapının sürmesine zemin hazırlamaktır.

BUGÜN