Mali’ye Suriye Üzerinden Bakmak

GÜNEY UZUN

Fransa’nın Maliye başlattığı işgal hareketi masum sivillerin katledilmesiyle, şehirlerin harabeye çevrilmesiyle devam ediyor. Fransa’nın uzun süredir Mali’yi dünya gündemine getirmek gibi bir çabası vardı. Darbe ile iş başına gelmiş Mali yönetiminin BM’ye kendi ülkesini işgal edilmesi için başvurmasıyla olaylar farklı boyutlar kazandı. Mali’nin kuzeyindeki İslamcı grupları başarısı ve ilerlemesini de bahane eden Fransa, eski sömürgeci günlerini hatırlayarak işgal hareketine uluslar arası meşrutiyet kazandırmanın gayreti içine girdi. BM Güvenlik Konseyinden istediğini alan Fransa, Batılı bir çok ülke ile birlikte işbirlikçi yönetimlerin desteğini aldı.

Fransa’nın Mali’yi işgal girişimi ile birlikte bazı kesimlerde ki kafa karışıklıkları daha fazla gün yüzüne çıkmış oldu. Bu sayede ideolojik körlüğün, fikirsel darlığın boyutlarını gözlemlemiş olduk. Yine saldırı ile birlikte Batı’nın İslam dünyasına yaklaşım tarzında temelde değişiklik olmadığını şahit olduk.

Emperyalizm Algısındaki Darlık

Amerika emperyalist ve işgalci olduğu kadar Fransa, Rusya ve Çin’de emperyalist, işgalci ve sömürgecidir. Dün Afganistan’da Ruslar neler yapmış idiyse bugün Amerikalılar aynısını yapmakta. Dün yer altı kaynaklarını sömürmek için Irak’ı işgal eden bir ABD vardı. Bugün Mali’de Fransa aynı niyetlerle işgal hareketi sürdürüyor.

Sosyalistlerin, İngilizlerin Hindistan ve Rusların Afgan işgaline verdiği tepki temelde aynı idi. Değişik nedenlerle bir ülkenin işgal edilmesi normal, ileri bir adım olarak görülüyordu. Farklı nedenlerle işgali, yabancı bir askeri gücü olağan karşılama anlayışı halen daha sürmekte. Suriye’de, olabileceği varsayılan ABD müdahalesine karşı çıkıp, Lazkiye’de ki Rus üssüne, savaş gemilerine görmemezlikten gelmek bu geleneğin devamıdır. Benzer şekilde Mali’de Fransa’yı emperyalist olarak kabul edip Suriye’de üssü bulunan ve rejimi İran ile birlikte ayakta tutan Rusya’yı emperyalist görmemek çelişkidir. Suriye’nin Lazkiye şehirdeki üs, Rusya’nın Akdeniz ve Ortadoğu’da acılan kapısıdır. Dolayısıyla Suriye’ye olmamış bir müdahaleden önce var olan bir Rus işgalinden, Rus üssünden söz etmemiz gerekir. Suriye için İslami direnişi karalamak adına ABD ve Nato müdahalesi dillerinde düşürmeyenlerin Lazkiye’deki Rus üssünü neden sorgulamamaları düşündürücüdür.

Sol, Mali de olduğu gibi hedef “radikal İslamcılar” olduğunda emperyalist işgali görmemezlikten gelmeyi tercih ediyor. En fazla yaptıkları işgalci ile direnişçiyi bir tutup, her ikisine de fırsat bu fırsat diyerek eleştirmekten ibaret bir yaklaşım sergiliyor. Tabi bir de buna cumhurbaşkanının sosyalist olmasını da eklemek gerekir. Söz konusu Müslüman kanı dökmek olunca sağcı Sarkozi ile sosyalist Holllande arasında bir fark yok. Solun bu tavrına 28 Şubat darbe sürecinde ve 27 Nisan e- muhtırasında şahit olduğumuzdan artık yabancılık çekmiyoruz.

Peki Suriye olayında anti-emperyalistliği, anti-kapitalistliği kimseye bırakmayan “İslamcılarımıza” ne oldu? Bir Müslüman için Suriye de ve Malide öldürülende kardeşi. Suriye’ye baktığımızda direnişçilerin hepsi dindar. Kadınların hepsi tesettürlü. Dolayısıyla bir solcuya göre vicdanı sızlamalı. Fransa’nın Mali işgaline yarım ağızları bile karşı çıkanların Suriye söz konusu olduğunda da tutarlı olması gerekir. Fransa’yı emperyalist devlet, kendi topraklarını başka devletlerin işgali için davet eden, halkının ölmesine neden olan iktidarı gayri meşru, iktidara karşı direnenleri meşru olarak görüyorsak aynı tavrı Suriye içinde sergilememiz gerekmez mi ? Malide direnişi meşru görüp Suriye’de karalamak tam bir tutarsızlıktır. Kimse batı müdahalesini istemediği, hatta Batılı devletlerin bile müdahaleden kaçtığı bir konjönktürde emperyalist müdahale söylemini canlı tutarak despot, diktatör rejimi ve katliamlarını görmemezlikten gelmek, direnen koskocaman bir halkı yok saymak ideolojik bağnazlık değil de nedir?

Maliden Kendini Haklı Çıkarma Kurnazlığı

Malideki işgale karşı tepki gösteren Müslümanlara, Libya’da neden karşı çıkmadınız şeklinde soru yöneltiliyor. Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Bizler Libya’da Nato saldırısına karşı tavır aldık ve eleştirdik. Bununla beraber Kaddafi zulmünü de gündeme getirmiş, Nato ve Kaddafi yerine direnen Müslüman kardeşlerimizin saffını tercih etmiştik. Libya ile Mali, Kaddafi ile Malili Müslümanlar arasında nasıl bir denklem kurulduğunu merak ediyor ve soruyoruz. Kaddafi gibi bir diktatör tarafından katledilen, Bingazi’de sıkıştırılan, ölümü bekleyen Müslüman bir halkın kurtulması ile, kendi topraklarında İslami bir hayat sürmek için mücadele eden Müslüman gruplara karşı askeri müdahale arasında fark yok mu? Sanki Kaddafi gibi kendi halkını yok etmek isten bir Mali İslami devleti var ve Fransız uçakları direnişçileri değil de Mali ordusunu bombalıyor. Evet, Libya da Fransız uçakları diktatör Kaddafi’nin mevzilerini bombalarken üzülmedik. Malide Fransız uçakları ile katledilen Müslüman direnişçiler için üzülüyoruz. Bizim saffımız Kaddafi’nin yanı değildi. Ama Mali’de biz mücahitlerin yanında saf tutmaktan onur duyuyoruz. Libya’da diktatörün kuşatması karşısında ölmeyi bekleyen Müslümanlardı. Ki o Müslümanlar esaret zincirleri kırıp yıkılmaz denen bir rejimi al aşağı ediyorlardı. Mali’de İslami bir hayat sürmek için, Allah’ın dinini yaşamak için savaşan kardeşlerimizin yanında ve onları katletmek isteyen Fransa’nın karşısında olmak bizim imanı, insani ve kardeşlik sorumluğumuzdur.

Sırf ideolojik tutarlılık adına, Bingazi sokaklarında binlerce müslümanın Kaddafi tarafından boğazlanmasına razı olmak fıtratımızla çelişmez miydi? Kaldı ki, bir şehirde abluka altına alınmış halka ideolojik, teorik nutuklar atıp, ölün ama “Nato müdahalesini” istemeyin demek ne kadar insanidir. Libyalı bir müslüman düşünün. Kendisine silah doğrultmuş ve biraz sonra tetiği çekecek bir katil karşısında herhangi biri onu kurtarmak için hamle yapsa ne yapmasını isterdiniz? Beni kurtarma ben senin siyasi görüşüne karşıyım. Öleyim mi demesini. Yada senin tarafından kurtulacaksam öleyim daha iyi demesini mi? Kaldı ki bu tercih Libyalı kardeşlerimizin tercihidir. Sonuçta Bingazi meydanında Fransız bayrağını görmekten hoşnut olmamak ile ölümden kurtulmuş Müslüman kardeşlerimiz için sevinmek arasında bir farkın olduğunu anlamak bu kadar zor mu?

Tüm siyasi, politik hatta sosyolojik olayların aynı sonuçlar doğuracağını düşünmek ,bu çıkarsama ile her olay karşısın da yanı tepkiyi ve tavrı sergilemeyi tutarlılık gibi görmek en basitinden kendini kandırmaktır. Bir sosyalist kendi şablonları ile hayata aynı Aristonun sığ mantık örgüsü ile ,aynı formüllerle bakmayı tercih edebilir. Ama bir Müslüman için her şeyi aynı görmek, aynı tepki vermeye kendini kurmak, makinesel bir refleks geliştirmek, solun formüllerinden kopya çekmekti ve acınası bir zavallılığın göstergesidir.

Bu güne kadar hep eylemsellikten, direnişten, mücadeleden bahseden bizlerin, yanı başımızda ki onurlu direnişe gözümüzü kapamamız, hatta onları karalamamız, direniş ve devrim için başkalarına öykünmemiz ne kadar trajik bir durumdur.

Kendi İslamcısını Kollamak

Mali saldırısı bazı Müslümanların denklemlerini alt üst etti. Nerde kimin yanında yer alacakları konusunda kafalarında oluşturdukları denklemlerle vicdanları arasında sıkıştılar. Kendi İslamcısını “has, hakiki, öz devrimci” ilan edip mezhebi, fikirsel farklıklarından dolayı farklı coğrafyalar da ki Müslümanları görmeyenler gibi. Direniş ekseni nasıl bir eksense orada bazı Müslümanlara yer yok. Çünkü söz konusu Suriye olduğunda mezhepçi değiliz diyenler Mali’de direnen Müslümanların yanında olup olmamakla sınanıyorlar. Suriye’de selefi, küresel cihatçı Müslümanları düşman ilan edip, katliamların nedeni gibi gösterenler Malide aynı fikriyatta ki Müslümanları savunmak zorunda kalmak ikilemi içindeler.

Mali saldırısı sonrasın, Suriye Dışişleri Bakanlığı BM’nın radikal İslamcılara müdahale için Fransa’ya destek vermesini örnek göstererek kendilerinin de Suriye de radikal İslamcılara karşı savaştıklarını ve kendilerinin de desteklenmesi gerektiği şeklinde demeci vardı. Suriye de rejimi desteklemek için bin dereden su getirenlere sormak lazım. Baas rejiminin biz “el-kaide, radikal İslamcılarla” savaşıyoruz söylemi ile Mali’yi işgal eden Fransa’nın radikal İslamcılar söylemi örtüşmüyor mu? Suriye de Baas rejimine inanıp direnen Müslümanları karalıyorsanız, aynı tavrı Mali’de de sürdürün o zaman. Orada da Fransa, Malili Müslümanları radikal, cihatçı, el-kaideci diye karalayıp, kendi katliamlarına bahane arıyor.

Küresel İslami Mücadeleyi desteklemek

Mali’deki Fransa işgal hareketi Afrika kıtasının yakın gelecekte güç savaşlarına sahne olacağının göstergesidir. Bu bağlamda Ortadoğu da ki intifada ile iş başına gelen Mısır ve Tunus hükümetlerinin bu işgali kınamaları anlamlıdır. Tersinden başta Cezayir ve Çat gibi ülkelerin Fransız işgaline destek vermeleri intifadanın farkını göstermesi acısından önemlidir. Mısır ve Libya başta olmak üzere bölgedeki İslami hareketliliğin tüm kıtayı etkilediğini, halklara moral kazandırdığının altını çizmek gerekir

Burada bir şeyi daha hatırlatmak gerekiyor. Daha doğrusu bir söylemi. Bazı Müslümanlar bu intifada sürecini karalamak adına Müslümanların Batılı merkezlerle işbirliği içinde olduklarını ve değişim sürecinin Batıdaki merkezler tarafından planlanıp, kontrol ve koordine edildiğini yaymak istediler. Ortadoğu ve bata Kuzey Afrika olmak üzere direnen halkların emperyalistlerin çıkarlarına hizmet ettikleri söylendi. Son Mali saldırısı aslında Müslümanların küresel küfrün en büyük düşmanı olduğunu, hiçbir zaman yan yana gelemeyeceğini, ona karşı direnen tek dinin İslam ve direnişçilerin Müslümanlar olduğu, emperyalist devletlerin Müslümanların güçlenmesini ve iktidarı elde etmesini asla istemeyeceğini bir kez daha gösterdi.

Rusya ile Fransa Suriye konusunda taban tabana ters iki kutup iken söz konusu İslamcıları yok etmek ise nasıl işbirliği içine girip, birbirlerine destek oldukları görüyoruz. Rus Dışişleri Bakanlığı Fransa’nın yanında olduklarını hatta destek olabileceklerini açıklıyor. Bu bağlamda, Mali saldırısını güçlenen İslami direniş hareketleri karşısında Fransa başta olmak üzere Avrupa ve Batının kendi sınırlarını koruma stratejisinin bir parçası olarak ta değerlendirebiliriz.

Dünyanın neresinde İslami bir direniş varsa orada dünyanın zalimleri ittifak kurup saldırı ve işgal hareketine girişiyor. Dün Afganistan da olan bu gün Mali’de yaşanıyor. İslami bir hayat özlemi çeken Müslümanlar güçlendikçe şer cephesi tüm ihtilaflarını bir kenara bırakarak birleşiyorlar. İngiltere, Almanya, Rusya, Kanada, Çin, ABD, İtalya Mali işgali için Fransa’ya destek olmak için kolları sıvaması örneğinde olduğu gibi. BM Güvenlik Konseyinde kimse veto etmeden Mali işgali için kararlar alındı. Peki Mali’de işgal için birleşenler Suriye’de ne yaptı. Bu sefer Müslümanların katledilmesini seyretmek üzere birleştiler. Oyalama taktığı ile Şam’ın, Halep’in, Hama’nın yerle bir olmasını, 60 bin insanın ölmesinin yetinmeyip bir o kadarını ölmesini beklediler ve bekliyorlar.

Tavrımız ve tutumumuz net. Nerde Müslüman kardeşimiz katlediliyorsa, hangi çoğrafyada kardeşlerimiz zalimlere karşı direniyorsa biz onların yanında, katledenlerin karşısındayız. Bugün Suriye de ölen Müslüman kardeşimiz ise onun yanında katil Baas rejiminin karşısındayız. Mali’de ölen Afrikalı Müslüman kardeşimiz ise onun onurlu savaşını destekliyoruz ve işgalci Fransa’nın karşısında duruyoruz.