Mali’de cuntaya kök söktüren Tuaregler halkı, Azavad hareketi ve İslami yapılar üzerine

Shady İbrahim’in yazısı, Mali’de Rusya-BAE destekli cuntaya kök söktüren muhaliflere ve bölgeye dair mevcut bilgi eksikliği gözetildiğinde okunmaya değer nitelikte.

Mali’deki gelişmeleri mercek altına alan Shady İbrahim’in yazısı, “cihatçı” vb. kulak tırmalayan sorunlu terkipler içermekle birlikte bölgenin dününe damgasını vuran Tuaregler halkı ve bugünkü değişim dalgasının öncüsü Azavad hareketi ve İslami yapılara dair verdiği geniş bilgiler açısından okunmaya değer...


Sahel Bölgesinde Yeni Bir Devletin Kuruluşuna mı Tanık Oluyoruz? 

Shady İbrahim / Fokus+


Azavad Kurtuluş Cephesi (FLA), Wagner’in yerini alan Rus “Afrika Kolordusu”nun Mali’nin kuzeyindeki Kidal şehrinden çekilmesiyle sonuçlanan şiddetli çatışmaların ardından şehirde tam kontrol sağladığını duyurdu.   

Kidal’in kurtuluşunu, on yıllardır süren siyasi ve askeri kampanyasının bir parçası olarak ilan etti.  

Bu operasyonların dikkat çeken yönlerinden biri de eş zamanlı olarak gerçekleşmesi.   

Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM), başkent Bamako, havaalanı ve Kati askeri üssü başta olmak üzere Gao, Mopti ve Sevare gibi kuzey kentlerine koordineli saldırılar düzenledi.   

Bu saldırılar sonucunda Mali Savunma Bakanı General Sadio Camara, konutunu hedef alan bir bomba yüklü araç saldırısında hayatını kaybetti.   

Mali, yıllardır bu ölçekte, etkide ve operasyonel koordinasyonda saldırılara tanık olmamıştı.  

Söz konusu saldırılar, Mali’deki askeri yönetimin Ocak 2025’te, 2015 tarihli “Cezayir Barış Anlaşması”nı iptal etmesinin ardından yaşandı.   

Gerilim, Nisan 2025’te Mali’ye ait bir insansız hava aracının Cezayir hava sahasında düşürülmesiyle daha da tırmandı. Bunun ardından Bamako yönetimi ile Cezayir arasında diplomatik ilişkiler neredeyse tamamen kopma noktasına geldi.  

Yaşananlar aslında sürpriz değil. Sürecin temelleri, Temmuz 2024’ün sonlarında atıldı. Cezayir sınırındaki Tin Zaouatine yakınlarında kurulan pusuda 80’den fazla Rus Wagner paralı askeri ile çok sayıda Mali askeri hayatını kaybetti.   

Bu olay, sahada Azavad projesinin somut biçimde güç kazandığı bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.  

Söz konusu saldırının uluslararası yankı uyandırmasının nedenlerinden biri de Ukrayna’nın operasyona dolaylı desteği oldu.   

Azavad Kurtuluş Cephesi Sözcüsü Muhammed Mevlud Ramazan

Azavad Kurtuluş Cephesi Sözcüsü Muhammed Mevlud Ramazan, Ukrayna’nın silah, eğitim ve istihbarat sağladığını açıkça dile getirdi.  

Azavad Kurtuluş Cephesi ve Azavad Birliği Yüksek Konseyi (HCUA) gibi grupları bir araya getiren Azavad Halkını Savunma Stratejik Çerçevesi (CSP-DPA), Mali’nin kuzeyinde özerk bir yönetim ya da bağımsız bir devlet kurmayı hedefliyor.   

Bu hedef, geniş çöl alanları ve kontrolü zor dağlık sınır bölgelerine dayanıyor. Ayrıca Fransa’nın bölgeden çekilmesiyle oluşan güvenlik boşluğu da bu süreci hızlandıran önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.  

Bölgenin stratejik önemi oldukça yüksek. Cezayir sınırına komşu olan ve Libya ile Nijer’e yakınlığıyla dikkat çeken bu alan, ticaret ve kaçakçılık yollarının kesişim noktasında bulunuyor. Aynı zamanda altın başta olmak üzere zengin doğal kaynaklara sahip.  

Bir zamanlar ihmal edilmiş bir coğrafya olarak görülen Mali’nin kuzeyi, bugün Rusya, Çin, Fransa ve Türkiye gibi küresel aktörlerin yanı sıra Mali’deki askeri yönetim, Nijer ve Burkina Faso’daki askeri rejimler ve cihatçı gruplar arasında rekabetin merkezine dönüşmüş durumda.   

Tuaregler ve Azavad kimdir?  

“Burada sınır yoktur, sınırları develerin ayak izleri çizer" ifadesi, Tuareglerin yüzyıllar içinde kolektif bilincinde şekillenen coğrafi algısını özetliyor.   

Sahra Çölü’nün en yaygın halklarından biri olan Tuaregler, iki milyon kilometrekareyi aşan geniş bir alana yayılmış durumda. Bu özellikleriyle, sömürge döneminde çizilen siyasi sınırların ötesine geçen bir topluluk olarak tanımlanıyorlar.  

Tuareglerin en yoğun yaşadığı ülkeler Libya, Cezayir, Mali, Nijer ve Burkina Faso. Daha küçük topluluklar ise Nijerya, Güney Tunus, Batı Sudan, Batı Mısır ve Doğu Moritanya’da bulunuyor.  

Coğrafi olarak Tuaregler, Libya’nın güneybatısındaki Gadames ve Ubari vahalarından başlayarak, Cezayir’in güneyindeki Ahaggar ve Tamanrasset bölgelerine, oradan Mali’nin kuzeyindeki Adrar des Ifoghas ve Timbuktu’ya uzanan geniş bir hatta yaşıyor. Bu hat, Nijer’deki Air ve Agadez üzerinden Çad Gölü çevresine kadar devam ediyor.  

Tuaregler ise Tassili, Ahaggar, Air ve Azavad gibi bölgesel kümeler halinde örgütlenmiş durumda. Onlar için Sahra bir “çevre” değil, yaşamın merkezidir. Bu nedenle kabile aidiyeti, ulus-devlet sınırlarının önüne geçiyor.  

Fransa’nın bu topluluklara yönelik zaman zaman aşağılayıcı ve ırkçı nitelemelerde bulunmasına rağmen, Tuaregler güçlü bir sosyal, ekonomik ve kültürel yapıya sahip.  

Toplumsal düzen, kabile içindeki işlevsel rollere göre değişen ittifaklar ve rekabet üzerinden şekilleniyor.   

Bu yapı, özellikle Hicri 8. yüzyıldan itibaren gerçekleşen Arap göçlerinin, özellikle de Yemen kökenli kabilelerin etkisiyle gelişti.  

Tuareg kabilelerinin bir kısmı, kendi içinde sosyal güvenlik ve bağımsız eğitim sistemleri de oluşturmuş durumda.   

Bu durum, Fransa’nın tepkisini çekmiş, Kur’an ve Arapça eğitimi veren şeyhleri ve geleneksel eğitim kurumlarını hedef almasına yol açmıştı.  

Fransız hegemonyasını yerle bir eden Hoggar Dağları’ndaki mağaralara kazınan tarih  

Fransız sömürge döneminde Tuareg kabilelerinin hareketliliği, Fransa açısından hem askeri hem de ekonomik anlamda ciddi bir tehdit oluşturuyordu.   

Bu nedenle Fransa, Henri Duveyrier ve Charles de Foucauld gibi isimleri bölgeye göndererek detaylı haritalar çıkarılmasını ve istihbarat toplanmasını sağladı.  

Özellikle Charles de Foucauld, Tuareg toplumunun güvenini kazanarak, Hoggar bölgesindeki Fransız askeri planlamasında kullanılan bilgileri sağladı. Böylece bilgi, Sahra’daki ticaret yollarını kontrol altına almak için bir araç haline getirildi.  

Fransa, Azjer Sultanlığı ile imzaladığı Ghadames Antlaşması gibi anlaşmalarla Fransız kervanlarının korunmasını vergi karşılığında garanti altına aldı.  

Aynı zamanda, Tuareg kabileleri arasında en yüksek siyasi, sosyal ve adli otorite olan Amenokal olarak bilinen kabile sistemini inceleyerek toplumsal yapıyı yıkmaya çalıştı.  

Charles de Foucauld’un Tamasheq dilini öğrenerek kapsamlı bir sözlük hazırlaması da yalnızca dilbilimsel bir çaba değildi. Dil, toplumu denetleme ve yeniden şekillendirme aracı olarak görülüyordu. Bu süreçte misyoner faaliyetler de askeri varlıkla paralel şekilde yürütüldü.  

Tüm bu girişimlere rağmen Tuaregler sömürge yönetimine boyun eğmedi. Erkeklerin yüzlerini örttüğü mavi örtü nedeniyle “mavi adamlar” olarak anılan Tuaregler, hem gizlilik hem de güç sembolü haline geldi.   

Hatta Fransız kervanlarına saldırmamak karşılığında vergi ödeterek fiili bir otorite kurdular ve Hoggar Dağları’nı operasyonlarının merkezi haline getirdiler.  

1916-1917 yılları arasında Tuareg direnişi belirgin biçimde güç kazandı. 1916 Aralık ayında genç bir Tuareg olan Sermi Ag Thora’nın Tamanrasset’te Charles de Foucauld’u öldürmesi, aynı dönemde patlak veren Hoggar Ayaklanması ile birlikte direniş tarihinde önemli bir kırılma noktası oldu.   

Libya devrimi Azavad’ın devlet kurma umutlarını yeniden canlandırdı  

Hoggar Dağları’ndaki Tuareg varlığı, Cezayir Bağımsızlık Savaşı liderleriyle güçlü ilişkiler kurulmasını sağladı. Bu etkileşim, farklı toplulukların ortak bir ulusal kimlikte birleşmesine katkı sundu.   

Bu yönüyle Cezayir, Fransız modelini benimseyen baskıcı politikalar nedeniyle benzer bütünleşmeyi sağlayamayan Sahel ülkelerinden ayrıştı ve Tuareg gruplarla, özellikle de Azavad unsurlarıyla bölgesel koordinasyonda önemli bir referans haline geldi.  

1962’de Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasının ardından, Mali’nin kuzeyinde 1962-1964 yılları arasında ayaklanmalar patlak verdi. Ancak bu isyanlar merkezi yönetim tarafından sert şekilde bastırıldı. 1990’lı yıllarda ise benzer hareketler yeniden ortaya çıktı.  

Bu süreçte Muammer Kaddafi, Tuareglerle güçlü ilişkiler kurdu. Mali ve Nijer’den gelen binlerce Tuareg, Libya ordusu ve özel güvenlik birimlerine dahil edildi, kendilerine oturum ve vatandaşlık gibi ayrıcalıklar tanındı. Kaddafi yönetimi ayrıca bu gruplara mali destek ve askeri eğitim sağladı.  

Öte yandan Cezayir de barış süreçlerinde aktif rol oynadı. 1991 tarihli Tamanrasset Anlaşması’nda Mali yönetimi, bütçenin yüzde 47’sini Azavad bölgesine ayırmayı taahhüt etti. Bunu 1992’de imzalanan “Ulusal Pakt” anlaşması izledi.  

2011’de Kaddafi yönetiminin devrilmesiyle sonuçlanan Libya devriminin ardından, binlerce Tuareg savaşçı ağır silahlarla Mali ve Nijer’e geri döndü. Bu dönüş, Azavad hareketlerinin askeri kapasitesini benzeri görülmemiş ölçüde artırdı.  

Libya ordusunun çöküşüyle birlikte Sahra genelinde silah akışı hızlandı. Bu gelişmeler, Ocak 2012’de Azavad’daki en büyük ayaklanmanın patlak vermesine zemin hazırladı.  

Ardından Mart 2012’de Bamako’da askeri darbe gerçekleşti ve Nisan ayında Azavad bölgesinin bağımsızlığı ilan edildi.   

Azavad ile cihatçı gruplar: Geçici ittifak, kalıcı gerilim  

Azavad hareketleri ile cihatçı gruplar arasındaki ilişki, kuzey Mali’deki en karmaşık denklemlerden biri olmayı sürdürüyor. Bu ilişki, sahadaki geçici iş birlikleri ile toprak ve kimlik üzerindeki sert çatışmalar arasında gidip geliyor.  

2012’deki ayaklanmanın ilk aşamasında, Azavad  Kurtuluş Cephesi ile Ensaruddin, Batı Afrika Tevhid ve Cihad Hareketi (MUJAO) ve İslami Mağrip El Kaidesi gibi grupların ilerleyişi kesişti.   

Bu cihatçı gruplar daha sonra Azavad hareketine saldırdı, Timbuktu ve Gao gibi büyük şehirlerden çıkardı ve kendi şeriat yorumlarına dayalı bir düzen kurdu.   

Bu gelişme, Fransa’nın 2013 başında başlattığı, başarısızlıkla sonuçlanan Serval Operasyonu’na yol açtı.  

Güncel tabloda ise sahadaki koordinasyon yeniden dikkat çekiyor. Nisan 2026’daki saldırılarda, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM), Gao’nun ele geçirilmesinin Azavad Kurtuluş Cephesi ile koordinasyon içinde gerçekleştiğini açıkladı.   

Bazı haberler de El Kaide ile ittifak kurmuş Tuareg unsurların Kidal’daki çatışmalarda cihatçı gruplarla birlikte hareket ettiğini gösteriyor.  

Ancak bu koordinasyon, Bamako rejimine ve Rus müttefiklerine karşı ortak bir düşmanlıkla yönetilen, durumsal bir ittifak olarak görülebilir.  

Ancak Azavad hareketlerinin ulusal kimlik ve kendi kaderini tayin temelli yaklaşımı ile cihatçı örgütlerin ideolojik ve sınır aşan hedefleri arasında ciddi farklar bulunuyor.   

Söz konusu durum, Azavad projesinin uluslararası alandaki zayıf noktalarından biri olarak görülüyor ve rakipleri tarafından bölgenin “kaos alanı” olarak sunulmasına zemin hazırlıyor.   

Ancak, kabileler ve cihatçı gruplar arasındaki örtüşmenin boyutunu dikkate almak önemli.  

Birçok aşiret lideri örgütle bağlantılı ve Fransız işgaline karşı operasyonlarına katılıyor. Bunun ardından, Rus güçlerinin varlığı, iki proje arasındaki yakınlaşma ve ayrışma alanlarını değerlendirmeyi zorlaştırıyor.  

Bu da gelecekte iki yapının ortak bir bölgesel projede birleşip birleşmeyeceği ya da doğrudan çatışmaya girip girmeyeceği sorusunu açık bırakıyor.  

Fransa’nın çekilmesi Batı Afrika’daki güç dengesini yeniden şekillendiriyor  

Libya’daki devrim, Sahel bölgesindeki güç dengelerini köklü biçimde sarstı.   

Ortaya çıkan siyasi ve güvenlik boşlukları hem gözardı edilen gruplar hem de cihatçı örgütler tarafından kullanıldı. Böylece Azavad’ın bağımsızlık talepleri ile Sahel genelinde cihatçı faaliyetler arttı.  

Kuzey Mali, yerel bir kriz alanı olmaktan çıkarak, büyük güçlerin çıkarlarının, güvenlik ağlarının, enerji hatlarının ve göç rotalarının kesiştiği bölgesel ve uluslararası bir çatışma düğümüne dönüştü.  

Fransa’nın bir yandan Avrupa’da Rusya’ya karşı doğu cephesine odaklanması, diğer yandan Sahra altı Afrika’da süregelen askeri yıpranma, Paris yönetimini geri çekilmeye zorladı.   

On yıllara yayılan askeri varlığın ardından Fransa, Mali, Çad, Fildişi Sahili, Senegal ve Nijer’den çekilerek müttefik rejimleri koruma politikasını fiilen sonlandırdı.  

Bu süreçte oluşan boşluğu doldurmak üzere Rusya başta olmak üzere farklı aktörler devreye girdi. Yeni askeri yönetimlerle kurulan ortaklıklar ve paramiliter şirketler üzerinden bölgedeki nüfuz alanı genişletilmeye çalışılıyor.  

Belki de Fransa’nın Sahel’deki yenilgisinden çıkarılacak en önemli ders, işgalin başından itibaren yarattığı sorunları çözme konusundaki politikaları ve askeri-güvenlik yaklaşımının başarısızlığıdır.  

İşgal ettiği ülkeleri zayıf ve güvenlik-ekonomik kontrolü altında tutarak, bağımsız iradeden yoksun bıraktı. Bu rolü, bu ülkelerdeki yönetici elitler ile halk ve kabileler arasında önemli bir uçurum yarattı.  

Ancak, aynı askeri liderler, özellikle Fransa’nın İslam ideolojisine karşı savaştığı bir dönemde, kabilelere karşı işlediği suçlara ve operasyonlara katılarak, köklü kırgınlıkları daha da derinleştirdi.  

Bu durum, cihatçı gruplara, Fransız işgaline ve bölgedeki kabileleri ve halkları dikkate almadan sınırlar çizen rejimlere karşı direnişlerinde meşruiyet kazandırdı.  

Sonuç olarak, Afrika toplumları egemenlik, kimlik ve kaynaklar sorusuna cevap bulana kadar bölgenin büyük bir kriz içinde kalacağına kesin gözüyle bakılıyor.  

Yorum Analiz Haberleri

Avrupa’nın Türkiye açmazı: Stratejik ortak mı, dışarıda tutulacak aktör mü?
Dünden bugüne soykırımcı İsrail’in Lübnan’a saldırıları
Modern dünyada artan şiddete İslami yaklaşım
Modern dünya neden anlam üretemiyor?
Trump ve mesihçilik kıskacında Hristiyan Siyonizmi