Mahkum Var!

AHMET MARUF DEMİR

Bir önceki yazımızın başlığını 'Mahkumlar Ve Mağdurlar' olarak düşünmüştük. Fakat iki başlık altında kaleme alacağımız bir yazı epey uzayacağından başlıkları ayırarak iki yazı olarak yazmak istedik. Geçen yazımızın başlığı hatırlanacağı gibi; 'Mağdur Var!' idi. 'Mağdur Var!' yazımızın üzerinden çok fazla zaman geçmeden de Ak Partili yetkililerin kendi içinde, yazıda belirttiğimiz konuları tartışmaya başladıkları da güzel bir gelişme olarak kamuoyuna yansıdı. Umutlandık. Umarız daha adil bir noktaya bu vesileyle gelebiliriz.

'Mağdur Var' yazımız üzerinde durmayacağız. Sadece, gelen yorumlardan bir tanesinin yanlış anlaşılmaya müsait olmasından dolayı cevaplanmaya tevdi olduğunu düşünüyoruz. Yorum şu: "Dostlar birbirini uyarmalı. Siz de hükümetin dostuysanız nasihat edin. Nasihat Müslüman'a fayda verir..."

Cevap: "Hükümetin dostuysanız" ifadesi dostu olduğumuz algısını oluşturmaya teşne bir cümledir. Bilinmelidir ki, yazmış olduğumuz yazılarımız başta olmak üzere, daha birçok farklı platformlarda hükümete yönelik dile getirdiğimiz yer yer eleştiriler veyahut vermiş olduğumuz yer yer destekler, hükümetin dostu veya düşmanı olduğumuz için değil; bizzat, Rabbimizin "adil şahitler olun" emri uyarısı gereğidir. Bunun böyle bilinmesi hepimiz için daha hayırlı olacaktır. Ve bu davranış herkes için olması gerektir.

***

Şahsımızı yakından takip edenler bilirler. Duygu ve düşüncelerimizi yazılara dökmek ile beraber aynı zaman da hafta içi her gün radyo programımızda da duygu ve düşüncelerimizi bu kez de sözlü olarak  dile getiriyoruz. Geçen hafta da bir programımızda, içeride yıllar yılı suçsuz yere yatan mahkumlarımız var demiş ve ardından da şunları ifade etmiştik: Biz burada bir, iki hadi bilemediniz üç saat programımızı sunabiliriz. Mikserimiz var. Mikrofonumuz var. Bilgisayarımız var. İnternetimiz var. Sosyal medya var. Sesimizi sizlere duyurabiliyoruz. Sesimize ses veren mesajlar var. Onları okuyabiliyoruz. Dinleyicilerimiz sürekli telefon ya da sosyal medya aracılığı ile orada olduklarını hissettiriyorlar. Lakin, bütün bu olumlu tabloya rağmen dört duvar arasında yayın yapan biz, üçüncü saatin sonunda hava almaya ihtiyaç duyarız. Ailemizi özleriz. Evlatlarımıza sarılmak, kucaklamak, öpmek, koklamak isteriz. Dostlarımız ile beraber temiz hava alabileceğimiz bir mekanda çay yudumlamanın dumanı gözlerimizde tüter. Üçüncü saatin sonunda, eğer mevsim bahar ise ve ikindi yağmuru da yağıyorsa onun altında yürümek için can atarız. Mevsimlerden kış olduğunda da, mahallenin çocukları ile beraber kardan adam yapmak için programı daha erkenden bitiririz. Üçüncü saatin sonunda radyo evinden çıkacağımızı bilmemize rağmen yine de bütün bunları ve daha nicesini arzu ederiz.

Şimdi, gelin birde bir saat değil, iki saat değil, hatta üç saat dahi değil... Hayır, hayır bir gün, iki gün de değil... Bir hafta, bir ay... O da değil... Bir yıl mı? Değil... Beş yıl mı? Değil... On yıl mı? Değil, değil, değil... On yılın üstüne artık aklınıza ne geldiyse bırakabilirsiniz. On iki, On yedi, Yirmi! İşte içeride tam da bunca yıldır iftiralar, kumpaslar ile mahkum edilmiş kardeşlerimiz var.

Bu nasıl bir çiledir Allah'ım! Biz, bu cümleyi, bu insanları konu edinen "Derdest" Belgeselini izlerken söylemiştik. 15  Temmuz Darbe Girişiminden bir kaç ay sonra gerçekleşen, Hakim ve Cumhuriyet Savcısı Adayları Kura Töreni'ndeki konuşmasında Reis-i Cumhur R. T. Erdoğan'da bu mağduriyetler hakkında şunları söylemişti:

"Bir şeyi özellikle ifade etmek istiyorum, 40 yıllık siyasi yaşamım içerisinde özellikle son 14 yıl, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı dönemimde, vicdanının yerine, FETÖ üyelerinin yaptığı gibi bir örgütü, bir şarlatanı ikame ederseniz oradan adalet çıkmaz. Çok açık ve net söyleyeceğim, biz irademizi Hakk'a teslim etmek zorundayız, irademizi kalkıp da birilerine ipotek olarak verirsek yanarız. Böyle bir şey olamaz. Onun aklı, iradesi, ilmi varsa siz bu alanlarda bileceksiniz ki Allah'ın bana verdiği akıl var, bana verdiği irade var ve tahsil ettiğim benim bu alanda ilmim var. Öyleyse ben kendi irademle burada hükmedeceğim, kararımı vereceğim. 'Yok, şöyle durun bakalım, bir yer var oraya soralım da kararımızı ondan sonra verelim'...  Böyle adalet olmaz. Onun için, binlerce insan, on binlerce insan yandı. Ve bu insanlar ne yazık ki 5 yıl,  10 yıl,  15 yıl hapishanelerde çürüyen vatandaşlarımız var. Bunlar oldu. Şimdi bunların düzeltilme fırsatını yakaladık. İşte bunu iyi değerlendirmemiz lazım.  Öyle olaylar vardır ki şer zannedersiniz onda hayır vardır. Öyleleri de vardır ki hayır zannedersiniz onda şer vardır. İşte 15 Temmuz bize böyle bir imkanı lütfetti.”

Yine, Başbakanlık döneminde, Uzakdoğu seyahatine eşlik eden gazetecilere; 17 Aralık operasyonu ve sonrasında yaşananlar için, Dost modern darbe" yorumunu yapmış, ardından da 'İçeride çok sayıda suçsuz insan bulunuyor' demişti.

28 Şubat, Sivas, İslamî Hareket, Hizb-ut’Tahrir, Hizbullah, Malatya Hadiseleri vb. olaylar üzerinden mahkum edilip, mahkum edilmeden önce de ağır işkencelerden geçirilen söz konusu bu vatandaşlar ve yakınları için; Reis-i Cumhur'un bu konuşması/konuşmaları bir ümit vermişti.  Vicdan sahibi olan herkes için aslında bir ümit taşıyordu bu konuşma/lar. Fakat, bu konuşmaların üzerinden çok zaman  geçmesine rağmen gelişen bir şey olmadığına şahit olmaktayız. Öyle ki, "biz af değil; yeniden yargılama istiyoruz" diyen, bu mahkumlar için yeniden yargılamanın önü dahi açılmış değil.

Haksız, hukuksuz, suçsuz yere içeriye atıldığı aşikar olan bu insanlar için Allah aşkına daha ne bekleniyor?

Referandum mu?! Referandumda oylanacak olan yasaların 5. Maddesi "af yetkisi" ile alakalıdır. Doğrudur. İyi de, bütün ümitleri bir "Hayır" ya da "Evet"e bırakılan bu insanlara bu çile reva mıdır? Yukarıda da değindiğimiz gibi; değil yirmi yıl, on yıl, on ay, beş hafta, üç gün, üç saat bile dört duvar arasında özgür insanın dahi kalması bu kadar zorken, yıllar yılı zaten içeride olan bu insanları bir de birkaç ay daha bekletmek -eğer düşünüyorsalar- neyin nesidir?!

Tabi, o da seçimde, "Evet" çıkarsa! Peki, ya "Hayır" çıkarsa. Bir de "Hayır" çıkma ihtimalini düşünelim. O zaman ne olacak! Kim, nasıl bu insanların hesabını verecek?!

Hadi, hepsini geçelim. En azından hasta mahkumlar için bir iyileştirme olamaz mı?

26.09.2016 Tarihli Star Gazetesindeki yazısında, Selahaddin E. Çakırgil Ağabey şu notu paylaşmıştı: "25 seneye yakın zamandır cezaevinde olan bu mağdurların durumuyla hükûmetler planında kimse ilgilenmiyor. Bu arada, içeriye sapasağlam girenlerden hayatını kaybedenler de var. Niceleri de hasta.. Özal ve Demirel’in C.Başkanlığı döneminde, başka mahkûmlardan 40- 50 kişi ağır hastalık durumu gerekçesiyle affedilmiş... A.N. Sezer döneminde ise, aynı gerekçeyle ve hemen tamamı da, terör eylemleri mahkûmu iken affedilenler ise, 260’ı geçmiş.. Ama, A. Gül ve Erdoğan döneminde ise, hastalık gerekçesiyle affedilen hemen hiç kimse yok.."

İnanılması gerçekten hayli güç.

Her ne kadar, CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi'nin, Erdoğan’ın göreve geldiği 10 Ağustos 2014 tarihinden Mart 2016 tarihine kadar kaç mahkumun af başvurusu yaptığını ve bunlardan kaçının affedildiğini öğrenmek için Adalet Bakanlığı'na başvurusunda, Bakanlığın; "Başvurunuzda istenen hususların ayrı ve özel çalışma gerektirmesi, bu kapsamdaki bilgilere cevap verilmesinin kanun ile kurumların takdirine bırakılması sebebi ile takdir hakkı kullanılarak bilgi edinme kanunu kapsamında cevap verilememiştir..." Açıklaması olsa da kamuoyuna bir tane bile affın yansımaması üzücü bir tablo olarak önümüzde durmaktadır.

Affedilen hasta bir mahkumun olması neden saklanıyor, neden saklansın ki?! Ya da yok mu? Tekraren, inanılması gerçekten çok güç!

Hadi hükümet ve Cumhurbaşkanlığı nezdinde durum böyle. Bir takım -niyeyse artık- sakıncalar, şunlar, bunlar... Peki, kamuoyunu özellikle bu konuda harekete geçirmeyen, hükümeti zorlamayan, Reis-i Cumhur'un sarf etmiş olduğu bir iki kelimelik açıklamayı dahi çok gören partilere, vakıflara, derneklere, gazetecilere, yazarlara ne demeli?!

Şimdi önümüzde bir de referandum gerçeği var. Malum. O zaman bu konuda duyarlı olan kesimler en azından referandum sürecine bir şekilde bu mahkumları da dahil edebilsinler. Referandumdan önce de çok sayıda suçsuz olan bu insanların yeniden yargılanmasının yolunu açabilsinler.