Libya’da Ne Yapmalı?

LOKMAN DOĞMUŞ

Türkiye’nin Libya’da attığı adımlar meşru hükümetiçin hâlâ en önemli dış destek olarak varlığını korusa da son gelişmeler Türkiye’nin daha aktif rol almasını gerektiriyor. Savaş uçağı veya insansız hava araçlarıyla yapılan saldırıların engellenmiş olması elbette çok önemlidir. Fakat Trablus’a özellikle güneyden sürdürülen taarruz en az hava saldırıları kadar zarar verdiğinden darbeci güçlerin psikolojik baskısı devam ediyor.

Sadece Trablus’u sürekli taciz etmekle, sivillerin evlerinden göç edip kendi ülkesinde göçmen olarak yaşamasına sebep olmakla kalmıyorlar. Darbeci güçler hiçbir uluslararası tanınırlığı olmadığı halde kimi ülkeleri ziyaret ediyor ve adeta Libya’nın meşru hükümeti gibi karşılanıyor.

Bu çerçevede Güney Kıbrıs’a giden, aslında Hafter’in de önem vermediği sözde “Temsilciler Meclisi” başkanı Agile Salih “ortak düşman” Türkiye aleyhine yardım sözü aldı. Berlin Konferansı’na çağrılmayan Yunanistan, Hafter’i Atina’da ağırladı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 9 Martta Hafter’le Paris’te görüştü ve ayrıca UMH başkanı Serrac ile yakın zamanda görüşme planı olmadığını da ilan etti. Daha önce UMH güçlerine ait onlarca aracı bombalayarak petrol terminallerinin olduğu bölgeye Hafter’in hükmetmesini sağlayan Fransa, Hafter’e Türkiye-Libya arasında yapılan anlaşmayı bozması karşılığında destek veriyor. Hafter ise gördüğü ilgiden sarhoş olmuşçasına UMH’nin ihlal etmesi halinde ateşkesin iptal olacağını söyleyerek şimdiden yapacağı her saldırının bahanesini de ifşa etmiş oldu. Berlin Konferansına bir iki akrabasıyla giden Hafter’in Suriye’ye gönderdiği ve aralarından birinin Libya’nın “dışişleri bakanı”, birinin “savunma bakanı” olduğunu iddia ettiği bir grup, Şam’daki Libya büyükelçiliğine kendi adamlarını yerleştirdi. Ayrıca Suriye’nin yüzbinlerce insanın kanından sorumlu rejiminden paralı asker sözü de aldı.

Darbecilerin en büyük destekçilerinden BAE de aynı gayretle çalışıyor. Hiçbir uluslararası kanuna, BM ambargolarına, Berlin Konferansı kararlarına aldırmadanve herhangi bir açıklama bile yapmadan uçaklar dolusu silah ve mühimmatı taşıyor, çeşitli ülkelerden topladığı paralı askerleri Libya’ya aktarıyor ve adım adım şeytani planlarını uyguluyor.

Libya'yı aylardır bombalayan Sisi’nin Mısır’ı kendi ekonomisini çok iyi yönetiyormuş gibi bir de Libya ekonomisi için toplantı düzenliyor. 9 Şubat’taki toplantıda şu an Libya ekonomisini alt üst eden terminallerin kapatılması gündeme bile gelmedi. Büyük gizlilik içinde yürütülen toplantı sonrası kimsenin açıklama yapmasına ve katılanların görüş bildirmesine izin verilmedi. Libya’da şimdiye kadar sadece Berka ayrılıkçılarının gündeme getirdikleri ve Berka’da bile pek destek bulmayan “servetlerin adil paylaşımı” konusu her nedense Mısır’daki bu toplantıda hararetle tartışılıyor.

Bütün bunları adım adım yapıyor ve gayet haklı bir davanın içindeymişler gibi icra ediyor, propagandaya gerek duymadan uyguluyorlar. 1 Şubat’ta BM Libya özel temsilcisi Gassan Selame, Racme'ye kadar gidip Hafter ile görüştüğünde Hafter 5+5 komisyonlarının kurulmasını kabul ettiklerini ve ateşkese uyacaklarını söyledi. Macron ile görüşmesinde de aynı sözleri tekrar etti. Hafter bu görüşmede Macron’a ateşkese uyacaklarını söyledi fakat hiçbir zaman sözlerinde durmadıkları için bunun bir anlamı bulunmuyor. Sürekli saldıran kendileri oldukları halde “Sivilleri vurmuyoruz, teröre karşı savaşımız devam edecek, kendimizi savunuyoruz” şeklindeki açıklamaları ve Türkiye hakkındaki ipe sapa gelmez iddiaları bu çetelerin kendi başlarına olmadıklarını ve arkalarındaki güçlere sonuna kadar güvendiklerini göstermekte.

Nasıl bir kendini savunma ise bu, sürekli Trablus’un Mitiga Havaalanı, Aziziye, Ramle,  Ayn Zare gibi kendilerine bir taşın bile atılmadığı sivil bölgelere grad füzeleri ile saldırı düzenleyerek yapılıyor. Saldırılarında sivil halka yaşatılanlar ise sadece bu çetelerin ne kadar vahşi olduklarını gösteriyor.

Anlaşılan zorla, namlunun gücü ile ve öldüre öldüre hükmetmeye azimliler. Hükümeti aciz bırakmak, Trablus’un güvensiz olduğunu göstermek, stratejik yerleri felç etmek ve nihayetinde hükümeti yıkıp Libya’ya hâkim olmak amaçlı kirli mi kirli bir plan, milyarlarca dolarlık bütçeler, her türlü silah ve askerî destekle birlikte hiçbir uluslararası engele takılmadan devam ediyor.

Gerçekten de hiçbir uluslararası engele takılmıyor Hafter’e yapılan yardımlar. Üstelik Berlin Konferansı’nda silah yardımı konusu net bir şekilde dile getirilip yardım eden ülkelere ambargo uygulanması belirtildiği halde. Anlaşılan bu konu sadece Türkiye’yi sıkıştırmak için kullanılıyor.

Hükümet Daha Aktif Olmalı

Darbeci güçler bu rahatlıkla adım adım planlarını uygularken Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin aynı oranda aktif olmadığını belirtmek gerekiyor. UMH’nin uluslararası alanda daha faal olması örneğin Hafter ve adamlarının çeşitli ülkelerde Libya’nın temsilcisi gibi kabul edilmesini önlemesi gerekiyor. BAE ile ilişkilerin kesilmesi bir yana en azından BM nezdinde yapılan şikayetin bile akıbetinin ne olduğu meçhul. Meşru hükümet olduğu halde Batı ülkeleri nezdinde yeterli girişimde bulunduklarını iddia etmek zor. Sadece batı ülkeleri ile değil komşu ülkeler Tunus ve Cezayir ile de ilişkileri çok iyi yürüttüğü söylenemez. UMH bu ülkeleri yanına çekmek için daha çok çaba sarf etmelidir. Türkiye desteği ve uluslararası meşruiyete rağmen hükümet ne yazık ki bu konuda da yeterli performans gösteremiyor.

Berlin Konferansı başlamadan bir gün önce beş petrol ihraç limanını kapatan Hafter güçleri Trablus’un tek gelir kaynağını keserek çökertmek istedi. Berlin Konferansı ve sonrasındaki toplantılarda UMH’nin ön şart olarak bu limanların açılmasını istemesi beklenirken hükümet buna başvurmadı ve Libya’daki petrolün durması ile oluşan boşluğu BAE daha fazla petrol ihraç ederek karşıladığı için bu konu uluslararası güçlerin ilgi alanına giremedi. Oysa bu Trablus için hayati derecede önemlidir. Maaşların artık ödenemediği Libya günde 55 milyon dolar zarar ediyor. Bu yüzden petrol terminallerini kapatan silahlı güçlerin bu bölgelerden uzaklaştırılması ve petrolün yeniden düzenli ihracı sağlanmalıdır.

Petrol limanlarının açılması kadar önemli olan bir konu da darbeci güçlerin konuşlandıkları yerlerden sökülmesidir. Bu anlamda Sirt ve Tarhuna önemli stratejik noktalar olarak görünüyor.

Trablus’a saldıran birlikler daha önce Gıryan’da üslenen darbecilerce planlanıyordu. Ancak Gıryan’ı kaybettikten sonra bu komuta merkezleri ve üsler Tarhuna’ya taşındı. Şimdi BAE ve Rus askeri danışmanlar ve bu ülkelerin üsleri Tarhuna’dan Trablus’a yapılan saldırıları koordine ediyor. Bu nedenle Tarhuna’daki üslerin ve mühimmatın en kısa zamanda yok edilmesi ve Tarhuna’nın bu güçlerden alınması gerekiyor.

Sirt hem UMH’nin yanında yer alan Mısrata’nın kuşatılıp darbecilerce intikam hissiyle harap edilmesi hem de sonraki adım olarak Trablus’a saldırmaları açısından önemli bir merkez konumundadır. Daha önce IŞİD’e bağlı bir silahlı gruptan Mısrata’lı savaşçılarca yüzlerce can verilerek, zorlu bir mücadele sonunda alınabilmişti. Sirt bu gruptan kurtarıldıktan beri Suudi Arabistan’da yaşayan Rabi’ el Medhali’ye bağlı Medhali selefilerinin dört askeri birliği tarafından korunuyordu. Ancak Hafter çeteleri Sirt’e saldırı düzenlediğinde Sirt’i Kaddaficilerin sevinç gösterileri ile birlikte hiçbir direniş göstermeden Hafter’e teslim ettiler. Bu grupların da kapsamlı bir saldırı ile etkisiz hale getirilmesi zor olmayacaktır.

Yeri gelmişken şunu da ekleyelim ki Hafter, Suudi Arabistan’ın sayısız maddi yardımı yanında bir de Medhali Selefilerine alan açarak, camileri kontrol etmelerini sağlayarak karşılığında ise kendisine itaat etmelerini ve kendi dışındakilerin “harici” olduğunu camilerde propaganda etmelerini sağladı. UMH bu konuya da el atmalı. Bu gruplara bağlı görevlilerin öncelikle Trablus’taki camilerde ve bilahare bütün ülke genelinde hükümet aleyhinde faaliyet yapmalarını engellemelidir.

Nihayetinde Libya’nın doğusunda Hafteri destekleyen kabileler var. Fakat sayıca en büyük kabilelerden olan Werfelle ile Avakir kabileleri arasında çatışma ve huzursuzluk olduğu biliniyor. Avakir’in Hafter’den desteğini geri çekmeyi planladığı da iddia ediliyor. Bu nedenle UMH’nin bu kabilelerle görüşüp ikna etmesi ve anlaşmaya varması gerekiyor. Nitekim Hafter de darbeye kalkışmadan çok önce bu kabileleri dolaşmış ve kendisinin Kaddafi tarafından mağdur edildiğini iddia ederek sempati kazanmaya çalışmıştı. Dolayısıyla kabilelerin bir kısmı da desteğini çekse gücü azalacaktır. Bu yerel destek sayesindedir ki daha önce Hafter’in nerede olduğu saklanırken şimdi açık bir şekilde Racme’de faaliyetlerini sürdürüyor, gelen konukları ağırlıyor, törenler tertip ediyor. Bu desteğin kırılmasından sonra Racme’nin etkisiz hale getirilmesi mümkün olacaktır.

Darbeci güçlerin başlıca önceliklerinden biri de Tunus sınırını Ulusal Mutabakat Hükümeti güçlerinden almak. Bu yönde ciddi çaba gösterdikleri Ayn Zara’ya yaptıkları saldırılardan belli oluyor. Bu konuda UMH güçlerinin azami teyakkuz halinde olması gerekiyor. Aksi takdirde hayat damarlarından biri daha kopacaktır.

Bu adımlardan sonra Trablus kuşatmasının kaldırılması için gereken ne ise yapılmalıdır. Trablus’a Kasr bin Gaşir’in mahallelerinden 120 mm’lik lazerli havan topları ve yaklaşık 40 kilogram ağırlığında mermisi olan grad füzeleri ile saldıran birlikler Kasr bin Gaşir’in içine kadar girdiklerinden Burkan al Gadap güçleri buraları serbestçe vuramıyor. Fakat insansız hava araçlarıyla rahatlıkla etkisiz hale getirilebilir. Zira imha edilmedikçe sivil yerleşim yerlerine, hava alanına, evlere, okullara saldırmaya devam edeceklerdir.

Hükümetin Trablus kuşatmasını kaldırmasından sonra atacağı en önemli adım Libya’nın doğusunun güvenliğini sağlamak için güvenlik güçlerini sevk etmektir. Yıllardır süren saldırılar nedeniyle bu konu adeta rafa kaldırılmış durumda. Bu konuda bir değişime gidilmesi ve Rusya ile Mısır’ın oyunlarının farkında olup ülkeyi bölünmeye götürecek her türlü girişimin önlemesi gerekiyor.

Fakat bunun öyle dengeli yapılması gerekiyor ki silahlı kuvvetlerin çeşitli mihraklarca darbe yapabilecek bir araç olarak yeniden kullanılmasının önüne geçilmesi gerekiyor. Mısır’daki gibi ticaretten sanayiye her şeyi elinden bulunduran bir ordunun oluşması engellenmeli. Savaş ortamı, savunma psikolojisi ve güvenlik kaygısı ilk başta bunun görmezden gelinmesine neden oluyor fakat bu konuda taviz verildiği zaman müstakbel darbeler için verimli bir alan açıldığı unutulmamalı.

Darbeciler, kendilerine akıl veren dış güçlerin yardımıyla hedeflerine uzun vadede ulaşacaklarına inanıyor ve buna göre plan yapıyor. Bingazi’yi de uzun süre savaştıktan sonra aldıklarını söylüyorlar. Kendilerini destekleyen ülkelerin ve eski düzenin istihbaratları yardımıyla önce suikast ve bombalı araçlarla felç ettiği Bingazi’de hiçbir yardım ve dış destek almadan direnen savaşçıları üç yıldan fazla bir zaman ancak yenebilen ve bunu da Bingazi’yi harabeye çevirdikten sonra başarabilen darbeci güçlerin, Türkiye’nin desteği devam ettikçe Trablus’u kolaylıkla ele geçirebileceklerini düşünmek zor.

Türkiye ise tek başına bütün gelişmeleri dizayn etmiyor. Hafter gibi sadık ve tanınması karşılığında her şeyini verecek birini kaybetmek istemeyen Rusya da artık Libya’da güçlü bir oyuncu olarak bulunuyor. Bu nedenle Rusya Hafter’i sonuna kadar destekleyecektir. Zira seçimle gelecek hükümettense itaatkâr diktatörler daha iyi hizmet ediyor.

Türkiye, Rus yardımı olmaksızın Hafter’in ayakta duramayacağını düşünerek sorunu Rusya ile çözmek istiyor. Fakat burada unutulmaması gereken nokta şudur: Nasıl ki Hafter’in hiçbir sözüne güvenilmiyorsa Rusya’nın da hiçbir sözüne güven olmuyor. Hakimiyetini sağlamak için sivillerin, kadın ve çocukların bombalarla parçalanması, yerleşim yerlerinin harap olmasının Rusya’nın umurunda olmadığı Suriye’de net olarak ortaya çıkmıştır.

Suriye’de yaşananlardan da anlaşıldığı gibi Rusya’nın ve darbe yanlısı herkesin sadık dostu Hafter’in anladığı tek dil zor, silah ve namludur. Nitekim “tek çözüm namlunun ucundadır” diyen de Hafter’in sözcüsü. Hafter ve çeteleri ağır bir yenilgiye uğratılırsa ancak o zaman masaya oturabilirler. Elindeki silahın gücüne inanan Hafter’e, ancak bu gücünün işe yaramayacağı öğretilirse güç kullanmaktan vazgeçebilir.

Halkın görüşünün iktidara yansıyacağı bir sistemin oluşmaması için ellerinden geleni yapan doğulu ve batılı güçlerin eline bu gün Libya’da çok büyük bir fırsat geçmiş bulunuyor. Görülüyor ki daha önce Cezayir’de, Gazze’de, Mısır’da bunu engellemek için ne yaptılarsa Libya’da daha kötüsünü yapmaktan onları alıkoyan bir şey yok. Bu nedenle bu fırsatı sonuna kadar kullanacaklardır. Siyasi çözüm veya görüşmeler bu yönde bir işaret vermedikten sonra sivillere saldırmaya devam edecekleri belli.

Fakat unutulmamalı ki acımasızca yürüttükleri bu savaşta karşılarında duranlar da ölümü göze almış durumda. Libya’da devrimin ilk günlerinde konuştuğumuz birçok kişi bu işin kolay olmayacağını, hatta on yıllar alacağını söylüyordu. Kırk yıllık bir askeri diktatörlüğü yıkan bir halkın bir daha askeri rejime razı olması kolay olmayacaktır.