Libya’da işler değişiyor

Beril Dedeoğlu

Kaddafi güçleri olarak tanımlanan ve büyük kısmı kiralık ordu durumundaki birlikler, yönetimi devirmek için isyan başlatanların kalelerini teker teker çökertiyor. İsyancıların ele geçirdiği yerler olarak tarif edilmiş bu yerler, aslında ele geçirilen değil, Kaddafi devletinin askeri bürokrasisinin dışarı atıldığı yerlerdi. Kısacası, yönetime karşı çıkanlar, kendi bölgelerini Kaddafi’den temizlemeye çalışıyorlardı, şimdi ise Kaddafi onları temizliyor.

Yaşananlar Libya’da bir iç savaş olduğunu gösteriyor. İktidar, ortalıkta özgürlük arayanlar değil de devleti yıkmak ve ülkeyi bölmek isteyen isyancılar olduğunu, diğerleri de kendi halkını öldürmek isteyen bir iktidar olduğunu ileri sürüyor. Kaddafi PKK örneğini kullanırken, isyancılar uluslararası müdahale gerektirecek bir kıyım tarifi yapıyor. Kaddafi’nin kendi vatandaşlarını öldürdüğü gerçeği ortada, üstelik kazandığı yerlerde daha ne kadar varlık göstereceği de belli değil. Bununla birlikte, tarafların kendilerini farklı biçimlerde tanımlama çabalarına dikkat çekmek gerekiyor, zira bu tanımlar BM, NATO ya da Arap Birliği mevzuatıyla ilişkilendirilecek zemini oluşturuyor.

Askeri güç stratejisi

Bir ülkeyi bölmek, askeri güç kullanarak yönetimi devirmek, şiddet yoluyla iktidarı hedef almak uluslararası mevzuata göre suç. Öte yandan askeri güç kullanma tekelini meşru ve yasal olarak elinde bulunduran iktidarların, bunları kendi halklarına karşı kullanması da suç. Birinci suç tanımı daha ziyade hukukun öznesinin devlet sayıldığı belgelerde yapılıyor, diğer tanımda ise hukukun öznesi insan. Bir türlü birincisinden ikincisine geçilememiş olsa da, öznesi insan olan uluslararası hukukun giderek geliştiği söylenebilir.

Bununla birlikte, isimlerini devletle özdeş gören tüm iktidarlar Libya’dakine benzer durumlarla karşılaştıklarında hala devleti esas alan kuralların uygulanmasından yana tutum alıyorlar. Bu durumda, değil Ortadoğu ya da başka yerlerdeki rejimlerin “Batı” dünyasındaki rejimlerin bir kısım liderleri bile Libya olayına farklı biçimde yaklaşabilirler. Bu yaklaşım, devleti yıkmak için silahlı güç kullanma tanımından terörizme kadar uzanacak geniş bir aralıkta ifade bulabilir; Kaddafi’nin bölücülerle mücadele etmesini makul görenler çıkabilir.

Kaddafi’ye ‘gizli’ destek

Benzer isyanların olduğu yerlerdeki iktidarlar, içten içe Kaddafi’nin başarılı olmasını diliyor olabilirler. İsyancıların şevkinin kırılması, isyana devam ederlerse başlarına neler geleceğini görmeleri bakımından bazılarınca tercih edilebilir bir durum olabilir. Hatta bir dizi “Batı” devletinin bile keşmekeşin bitmesi, petrol fiyatlarının normale dönmesi bakımlarından meseleyi Kaddafi açısından görme eğilimi güçlenebilir. Üstelik bu durumun Libya üzerinden ele alınması da en makul durum olarak görülebilir. Zira bir yandan şimdi kazanır gibi gözüken Kaddafi’nin isyanı bastırması ve olayların durmasını sağlaması söz konusu, sonra da aynı Kaddafi’nin insanlık suçu nedeniyle yargılanması.

Libya’nın bir Avrupa devleti gibi olamayacağı anlayışından hareketle ve isyan dalgasının Suudi Arabistan’a varıp dünyada “mali” deprem yaratacağı hesabıyla Kaddafi’ye süre verildiği anlaşılıyor. Kısacası uluslararası güçler, her durumda yerinden gidecek ya da götürülecek Kaddafi’nin şimdilik yaptıklarından rahatsız olmayabilir, hatta kim bilir el altından destek bile verebilirler. Daha sonra ise, hava sahası mı kapatılır, ablukaya mı alınır her ne yöntem kullanır bilinmez, “yeniden imar” dönemine girilir. NATO, BM, AB ve Arap Birliği muhtemelen ölen insanları değil, tam da bunları görüşüyor.

STAR