Laiklik tartışmalarıyla 74 sene geçmiş

06 Şubat önemli bir tarihti...

Çünkü “değiştirilmesi” şöyle dursun, değiştirilmesinin “teklif dahi edilemeyeceği” ilkelerden laiklik, 06 Şubat 1937’de Anayasa’ya girmişti...

Hay huy arasında ıskaladık...

Ancak laiklik tüm zamanların en ıskalanmaması gereken birkaç konusundan biridir. Bu yüzden, günü biraz geçmiş de olsa, değinmemiz gerekiyor.

Kaldırılmasını istediğimden değil, ancak bunun “teklif” dahi edilememesi beni tedirgin ediyor...

Düşünsenize: Milletin yüzde 99’u Anayasa’nın “değişmez madde”lerini değiştirmek istese bile, avucunu yalıyor!

O zaman “Yeni Anayasa” yapsanız ne, yapmasanız ne?.. “Yeni Anayasa”yı yüzde 99 “evet”le geçirseniz ne, geçirmeseniz ne?

Bir kere “öz”üne dokunamıyorsunuz. “Çünkü” diyorlar, “Laiklik cumhuriyetin özüdür, o giderse cumhuriyet de gider.”

Sadece merak ettiğim için soracağım: Laiklik Anayasa’ya girdiğinde Cumhuriyet tam 14 yaşındaydı. Biri olmadan diğeri olamıyorsa, Cumhuriyetimiz 14 sene nasıl yaşadı?

Malum: 1921 ve 1924 Anayasalarında laiklik yok...

23 Nisan 1920’de ilâhilerle, dualarla, tekbirlerle açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasanın 2. maddesine “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dini, Din-î İslâm’dır” maddesini koydu...

Hüküm, 1928 yılına kadar aynen kaldı... 1928’de “Dini İslâm” hükmünün Anayasa’dan çıkarılması teklifi TBMM’ye getirildi...

Tartışmalı celseler, cılız itirazlar, sert karşılıklar ve enteresan bir savunma: “Müslüman bir milletin, kendinden şüphelenircesine, Müslüman olduğunu Anayasasına koymasına ne lüzum var?”

Peki o zaman, Türk yurduna “Türkiye” demeye ne lüzum var?

Bazen “malumu ilân” etmek maslahata daha uygun düşüyor.

Sonuçta “Devletin dini, Din-î İslâm’dır” hükmü Anayasa’dan çıkarıldı. Ama yerine, 1937’ye kadar hiçbir hüküm konmadı...

Derken, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 06 Şubat 1937 günkü toplantısında, 3115 sayılı kanunu çıkardı. Böylece “laiklik ilkesi” Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na girdi. Artık “Türkiye Devleti cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı”ydı.

Bunlar daha önce Halk Fırkası’nın (CHP) parti ilkeleriydi. Partinin amblemini teşkil eden altı okta simgelenmişti. Yani 3115 sayılı kanunla, CHP’nin siyasal ilkeleri, devletin vazgeçilmez ilkeleri haline dönüştü. Böylece “Parti=devlet” formülü de yürürlüğe girdi ve CHP ile mücadele, devletle mücadele anlamına gelmeye başladı...

Hâlâ aynı anlama geliyor...

Bu yüzden çok kişinin canı yandı ve yanıyor.

Bu ilkeleri değiştirmek şöyle dursun, Anayasamıza göre “değiştirilmesi teklif dahi edilemez”di. “Devletçilik” gibi çoktan zaman aşımına uğramış olanlar bile, Anayasanın koruyucu kanatları altında tutulacaktı...

Her neyse; Türkiye Cumhuriyeti, 1937 yılının 06 Şubat’ında (74. yıldönümü) “laik devlet” oldu, ama o gün bugündür kanunlarda laikliğin bir tarifi yapılmadı. Nerede başlayıp nerede bittiğini bilen yok. Bu alacakaranlık sebebiyle zaman zaman can yakıcı uygulamalara dayanak yapılıyor.

Düşünün ki, Birleşmiş Milletler’e üye 200’ü aşkın devletten sadece ikisinin anayasasında laiklik ilkesi var: Biri Fransa, diğeri Türkiye...

“Değiştirilemez”, hattâ, “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” hükmü ise sadece Türkiye Anayasası’nda mevcut.

“Nasıl yani?” demeyin, öyle işte! Partiniz (hangisi olursa olsun) 450 milletvekili ile iktidara gelse dahi fark etmez.

Diktatörlükle yönetildikleri için eleştirdiğimiz Araplardan elbette daha iyiyiz, ama acaba ne kadar?

YENİ AKİT