Kürtlerin acısını hissetmek!(2)

Ali Bulaç

İslamcıların ve genel olarak Müslüman grupların Kürt sorunu karşısındaki 'ikircikli tutumları'nın sebebini yedi noktada toplayabiliriz:

1) Cumhuriyet, kurulduğunda "üç öteki seçmiş", bunları sindirmeyi kendine esas görev saymıştı: "Dindarlar, Kürt milliyetçileri ve gayrimüslimler".

Dindar çevrelerin çektiği sıkıntı ve acıları saymaya kalkışsak ciltler dolusu kitap yazılır. Kendisi baskı altında insanlar başka acı çekenlere yeterince ilgi ve ihtimam göstermemişse, anlaşılır durum dolayısıyla bu bir "kusur" olabilir, ama "itirafı gerektiren suç" değildir.

2) 1984'te Kürt milliyetçi hareketi silahlı mücadele ile işe başladı. Müslümanların siyasi mücadele geleneklerinde "Huruç ala's-Sultan" yoktur, bu anarşi ve kargaşaya yol açan "fitne" sayıldığından "Cair/zalim de olsa yöneticiye (Ulu'l-emre) itaat" vardır. Ebu Hanife ve İmam Şafii çizgisi bunu hiç değilse "temkin" yoluna dönüştürerek sivil alanı zorba devletin tasallutundan kurtarmaya, hukuku sivilleştirmeye, devletin alanını sınırlandırmaya çalışmış, uygun zaman olunca kıyamı meşru saymışlardır. "Temkin yöntemi" modern zamanlarda Türkiye'de başarılı sonuç vermiş, bugün Mısır'daki son örnekle küresel vahşi kapitalizme karşı kitlesel-sivil, barışçı protestoların ilham kaynağı olmuştur.

3) PKK, silaha sarıldığında değil dindarları, şiddet yanlısı olmayan diğer bilumum Kürt gruplarını da tasfiye etmiştir. PKK'nın sorunu temellük etmesi dindar-laik her kesimi devre dışı bırakmıştır.

4) PKK, Marxist-Stalinist ve Baasçı-laik bir örgüttür. Müslümanların, arkaplanında materyalizm ve laiklik olan bir siyasi hareketi sahiplenmeleri beklenemezdi.

5) PKK ve laik-sol aydınların domine ettiği Kürt hareketi, -ezilen nitelikte de olsa- son tahlilde bir "milliyetçilik"tir. Dindarların "Türk milliyetçiliği" ile olan sorunlu ilişkileri doğrudur, ama tarihlerinde ilk defa, ezilen bir topluluk (Kürtler) adına ortaya çıkan örgüt ve aydınlar, bir "etnik grup/ırk" üzerinden hak talebinde bulunmakta, hak talep ettikçe "etnik-ırk ve kavim kimlikleri"ni "diğerleri"nden ayrıştırmaktadırlar. Bu, Müslüman alimlerin, fikir adamları ve kanaat önderlerinin henüz iç-zihni muhasebesini, İslam kelamı açısından kritiğini yaptıkları bir 'konu' değildir.

6) Geçen yüzyılda İslam dünyası "ümmetten milletlere/uluslara; Daru'l İslam'dan halkı Müslüman ülkelere" bölündü, tarihimizde yabancısı olduğumuz 'ulus devletle', teritoryal yurttaşlık ve toprağın sekülerleştirilmesi demek olan 'vatan' fikriyle karşılaştık. "Ulus devlet", toprağa veya kan bağına dayalı "yurttaşlık" ile "vatan fikri"nin İslami hükümler açısından değeri meşru bir zemine oturmadan, milyonlarca mü'min erkeğin ve mü'min kadının gönlünde yaşayan Daru'l İslam'ı Batılı tarzda yeni bir parçalanmaya tabi tutacak bir teşebbüs ve talep kolayca olumlu yankı bulamazdı. Bu, Müslümanların mekân üzerinde yaşama biçimi ve örgütlenme tarzıyla ilgili önemli itikadi bir konudur.

7) Böyle olmakla beraber Kürt sorununa en yakın ilgiyi gösteren Milli Görüş ve Nakşibendi geleneğinden gelen siyasi liderler olmuştur. Rahmetli Turgut Özal, İskenderpaşa Nakşi geleneğinden idi, 1987'de MSP'den İzmir milletvekili adayı oldu. Onu Kürt sorunu konusunda rahat ve atak davranmaya sevk eden husus, "liberal politikaları" değil, İslami hassasiyetleri ve buradan aldığı meşruiyet duygusu idi. Rahmetli Necmettin Erbakan, ilk defa çekinmeden Abdullah Öcalan'la devlet adına görüşmeyi planlayan ve bu yönde adım atan lider oldu. Erbakan hiçbir zaman asimilasyoncu-inkârcı politikaları tasvip etmedi, "Siz 'Ne mutlu Türk'üm diyene' derseniz, Kürt de 'Ne mutlu Kürt'üm diyene' diyecek" dedi, bunun bedelini de ödedi. Çözüm yönünde en dikkate değer çözümlerin R. Tayyip Erdoğan'ın başında olduğu AK Parti zamanında ortaya çıktığını kimse görmezlikten gelemez. Erdoğan da -ona araya mesafe koymasını isteyenlerin baskısı altında olsa bile- bu adımların meşruiyeti çerçevesini geçmişte beslendiği "İslami gelenek"ten almaktadır. Eğer "yanlış akıllar ve yersiz korkular"ın etkisinde bu geleneğin içinden çözüm aramayı sürdürmeseydi, bugün çok daha iyi bir noktada olabilirdik.

ZAMAN