Kurtlar Pontus, Ermenistan ve Kürdistana indi

Oral Çalışlar

Sanki TV kanalında korsan yayın yapılıyordu. Gözlerime ve kulaklarıma inanamadım. Görüntüler, iç karartıcı bir müzik eşliğinde başladı. İpek(Çalışlar), endişe içinde seslendi: “Gördün mü, nedir bu?” Ben şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Sisli gri bulutların üzerine 2023 rakamı düştü. Arkasından sözcükler, ‘Amerika’nın Türkiye Senaryosu.’ Bir harita görüntüye geldi. Türkiye’nin bir bölümü Ermenistan olarak görünüyordu, bir bölümü de Kürdistan. Amerika’ya egemen olan yönetimin senaryosuna göre, Cumhuriyet’in yüzüncü yılında, yani 2023 tarihinde ABD Türkiye’yi üçe parçalayacaktı.
Sisli bulutların arkasından yeniden 2023 rakamı belirdi. Bu kez ‘İsrail’in Türkiye Senaryosu’ydu
ekrana yansıyan. Haritaya göre; bütün Ortadoğu ‘Büyük İsrail’in parçası haline geliyor. Türkiye’nin bir bölümü de İsrail topraklarına katılıyordu. Büyük İsrail haritasına katılan topraklar arasında Devlet Bahçeli’nin doğum yeri Osmaniye de görünmekteydi.
Üçüncü 2023 tarihli senaryonun sahibi ise Avrupa... Avrupa’nın senaryosuna gore Türkiye’den dört parça koparılacaktı. Ermenistan, Kürdistan, Pontus ve Özerk İstanbul. Avrupa’nın hedefleri diğerlerine göre daha ileriydi. Trabzon ve Ordu bu senaryoya göre Pontus’a katılacaktı.
***
“Bu senaryoların sonu nereye bağlanacak” şeklinde bir meraka kapıldım doğal olarak. Sonraki sekansta, bir sürprizle karşılaşmadım: ‘Bizim 2023 yılındaki senaryomuz’ başlığı altında önce merkezine ay yıldız oturtulmuş kırmızı bir Türkiye haritası çıktı. Haritadaki kızıllık giderek çevreye yayıldı, ardından bütün dünyayı kapladı. Yani bütün dünya Türkiye bayrağının rengi olan kırmızının hegemonyası altına girdi. Bir anlamda bütün dünya Türkleşti.
Bütün bunların neden yapıldığını 1 dakika 50 saniyelik gösterimin sonuna gelince anladık. Gösterilen ‘Kurtlar Vadisi Pusu’ başlıklı dizinin tanıtım filmiymiş. “Eh yani ‘Kurtlar Vadisi’ne de bu yakışır” diyenler çıkabilir. Çok izlendiği dönemlerde birkaç kez seyretmeye niyetlendiğim bu dizideki şiddet ve kan sahnelerine dayanamayıp kanal değiştirmiştim.
Böyle kanlı, şiddet dolu, komplo teorisi odaklı dizilerin meraklısı olan geniş bir kitlenin varlığı inkâr edilemez. ‘Kurtlar Vadisi’nin yapımcıları, bu izleyici kitlesine hitap edecek şekilde bir tanıtım filmi hazırlamışlardı. Dizi ATV’de yayımlanacağı için tanıtımların döndüğü kanal ATV...
Televizyonculukta reyting kaygısının doğurduğu sonuçların hepimiz yıllardır tanığıyız. Bu konu üzerine çok çeşitli açılardan değerlendirmeler yapıldığını görüyoruz. Ancak bu konu, reyting tartışması bağlamında değerlendirilemeyecek kadar ‘sınırları aşan’ bir konu.
Yayıncılığın, haberciliğin kırmızı çizgileri vardır. ‘Şiddeti savunan’, ‘ırkçılığı savunan’ haberler uluslararası yayıncılık standartlarına aykırıdır.
Bu tarz yayınlar, evrensel yayıncılık ilkelerini ihlal etmenin ötesinde ırkçılık ve şiddet suçu işlemek anlamına da gelir.
***
‘Kurtlar Vadisi Pusu’ dizisinin ATV’de dönen tanıtım filmleri ırkçılık da içeriyor, şiddet de.
Üyelik müzakereleri yürüttüğümüz Avrupa’yı, ‘Türkiye’yi dört ayrı devlete bölmek isteyen’ bir güç olarak göstermek ve Avrupa’nın önümüzdeki dönemdeki senaryosunun bu olduğunu söylemek, ırkçılığın ve şiddetin de ötesinde bir mantık ve vizyon sorunu...
Avrupa Birliği gibi dünya politikasının, kültürünün ve ekonomisinin önde gelen aktörlerinden birini oluşturan, içinde milyonlarca Türkün yaşadığı (ve Türkiye’nin ithalat-ihracatının çok büyük kısmının gerçekleştiği ülkeleri içinde barındıran) bir yapıyı bir ‘can düşmanı’na, bir ‘iflah olmaz bölücü’ye indirgemek, bu algı biçimini topluma olabilecek en yoğun şekilde enjekte etmek tam anlamıyla bir nefret söylemidir.
İsrail, (bugün yaşadığımız sorunlar her ne olursa olsun) kurulduğu günden beri ilişkimiz olan bir ülke. İsrail’in önümüzdeki 13 yıl içinde Türkiye’nin önemli bir kısmını ele geçireceği fikrini içeren bir dizi yapmak, toplumu İsrail’in senaryosunun bu olduğu yönünde şartlandırmak, nasıl bir stratejinin ürünüdür?
***
İsraillilerin, Amerikalıların bunları nasıl algılayacakları üzerine elbette ki çok çeşitli şeyler söylenebilir... Çok daha önemli olansa, bu tarz dizilerle, filmlerle yetişen kuşakların beyinlerinde nelerin olup bittiğidir.
Avrupa Birliği’nin, Amerika’nın, İsrail’in (ve belki diğer küresel aktörlerin de) ana gündem maddelerinin Türkiye’yi parçalamak olduğu yönünde mesaj bombardımanlarına maruz kalarak yetişen çocuklar, gençler, ileride nasıl bir kişilik yapısına ve dünya görüşüne sahip olacaklar? Dünya politikasının, “Bütün küresel güçler Türkiye’ye karşı” şeklinde bir ölüm-kalım mücadelesinden ibaret olduğu yönünde bir psikolojiye kapılan gençler bile var.
Senaryolarda, romanlarda, elbette ki en uçuk kurgular bile yapılabilir; yazarların, yönetmenlerin, senaristlerin hayal güçlerini sınırlandırmayı amaçlayan sansürcü bir anlayış, asla günümüz değerleriyle bağdaşmaz. Ama hayali ülkeleri, hayali işgalleri konu alan kurgusal yapıtlar ortaya koymak farklıdır; harita göstererek, ülke ve milletleri düşman ilan eden, nefreti körükleyici, yayınlar yapmak farklıdır. İkinci yolu tercih etmek demek, Türkiye’yi zor durumlara sokabilecek, hatta uluslararası arenada suçlu konumuna bile düşürebilecek bir süreci tetiklemeyi göze almak demektir.
***
Kurtlar Vadisi yapımcılarının yanında ATV yöneticilerine de sormak gerekiyor: Bu tanıtımlardan haberiniz var mı? Reyting uğruna bu kadar çığrından çıkmış bir ırkçılık ve başka ülkelere düşmanlık yapılabilir mi?
Demokrasi arayışı da bu ülkede, ırkçılık da burada... Bazen ikisi birbirine karışıyor...

RADİKAL