Kürt siyasetinde dengeler değişiyor

M. HASİP YOKUŞ

Karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi ve dikkatleri üzerimize çekmenin en etkili yollarından biri çığlık atmaktır. Çığlık, aynı zamanda; yaşadığımız şeyi paylaşmak ve çevremizden mümkün olduğunca destek alma isteğini de yansıtıyor. Hangi dilden, renkten ve ırktan olursanız olun evrensel bir sestir çığlık.

Uykunuzda avazınız çıktığı kadar bağırıp sesinizi duyuramadığınız oldu mu hiç?

Kürt Sorunu bağlamında tam da böyle bir duygu yaşadığımı itiraf etmeliyim. Esasında, üzerinde konuşulmadık söz, denenmedik yöntem kalmayan ve artık insanlara gına gelmiş bir mevzuya dikkat çekmenin kolay olmadığının farkındayım. Hele ki; komplo teorilerinin havada uçuştuğu, gerçeklerle illüzyonik yanılsamaların birbirine karıştığı gürültülü ortamlarda bu iş daha da zordur.

Mevzuyla alakalı diğer bir zorluk ise, konunun tam da berraklaşmaya başladığının ve taşların yerli yerine oturmaya başladığının zannedildiği bir ortamda derinlerden gelen görünmez dalgaya dikkat çekmektir.

Suriye’de ENKS ile PYD arasında devam eden bütünleşme çabaları, Süleymaniye ve Halepçe’deki gösteriler, PKK ile PDK’nin yeniden çatışmanın eşiğine gelmesi işte bu derinden gelen dip dalganın dışarıya yansıyan görüntüleridir.

ABD’nin başını çektiği ve bölgeye dair ajandası olan diğer bazı küresel aktörlerin de destek verdiği Büyük Ortadoğu Projesinde (BOP) Kürtler; bölgedeki denklemi değiştirmenin en dinamik ve en işlevsel aparatı durumuna dönüşmüşlerdir. Bunu bir itham veya suçlama niyetiyle söylemiyorum. Ortadoğu, üzerinde hamle geliştirilecek bir satranç tahtasına dönüşmüşse, bölge ülkelerinin tamamının şu veya bu şekilde bunda kabahatlerinin olduğunu kabul etmek gerekir.

Son 20 yılda bölgede yaşanan bazı gelişmeleri ve hâlihazırdaki tabloyu bir kronolojik sıra dâhilinde değerlendirirsek meramımızı daha iyi ifade etmiş olacağız.

Birincisi; 1991 yılında ABD öncülüğünde Irak’a yönelik başlatılan operasyon neticesinde, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı 36. paralelin kuzeyi Irak ordusu uçaklarının uçuşuna kapatılınca on yıllardır Irak’a karşı gerilla savaşı yürüten PDK ve YNK, ABD’nin gözetimi ve desteğiyle şehirlere indi. Ayrıca 2003 yılında ikinci kez operasyon düzenlenerek Irak işgal edildi. Bu süreç boyunca ABD’nin (dolayısıyla batının) en fazla ilgi ve destek verdiği kesim Kürtler olmuştur. Her ne kadar Irak Kürtleri bu süreci şoreş (ihtilal) olarak niteliyor olsa bile ortaya çıkan sonuç bir kahramanlığın değil, ABD ve diğer koalisyon güçlerinin destek ve himayesiyle gerçekleşti. Amerika Birleşik Devletleri PDK ve YNK arasında bitmek bilmeyen ihtilaf ve çatışmaları sonlandırmak için 1998 yılında Washington’da Barzani ve Talabani’yi bir araya getirerek (biraz da mobbing uygulayarak) ortak bir parlamento konusunda ikna ettiyse de bölgedeki ikili yapı hiçbir zaman değişmedi. Bu konuya tekrar dönmek üzere şimdilik virgül koyalım.

İkincisi; 2011 yılında Suriye’de başlayan intifada sonrasında ABD ve batılı diğer bazı ülkeler IŞİD karşıtı koalisyon şemsiyesi altında Suriye’nin kuzeyinde faaliyet gösteren PYD hareketine binlerce tır silah ve muhtelif lojistik destekler vererek etkili bir güç durumuna getirdiler. Suriye Kürtlerinin rojava devrimi diye niteledikleri bu süreç aynen Irak’taki gibi tümüyle ABD ve diğer koalisyon güçlerinin destek ve himayesiyle gerçekleşiyor. ABD şimdi de PYD ve ENKS arasındaki ihtilaf ve çatışmaları sonlandırmak için büyük bir uğraş veriyor. Tam bir dejavu hali...

Gelinen noktada PDK ve YNK arasındaki ihtilaf ve çelişkiler bir türlü çözüme kavuşmadı. Irak Kürdistanında ikili yapı devam ediyor. Halihazırda iki ayrı başkent (Erbil – Süleymaniye), iki ayrı istihbarat (Parastın – Zanyari), iki ayrı Peşmerge gücü ve daha da katlanarak derinleşen ihtilaf ve güvensizlik hali devam ediyor.

Suriye sahasında ise, ENKS ile PYD arasındaki Kürt birliği müzakerelerine arabuluculuk yapan ABD Dışişleri Bakanlığı temsilcisi Zehra Bill’in görev süresinin dolması üzerine şimdilik durdurulmuş. Tüm gözler Ocak ayında yönetimi devralacak olan Biden’in Ortadoğu’da nasıl bir siyaset izleyeceğine çevrilmiş durumda.

Şunu hemen belirtelim; Biden diğer selefleri gibi ABD’nin bölgedeki politikalarını bazı değişikliklerle kaldığı yerden devam ettirecek. Çok iddialı bir değerlendirme olacak belki ama aralarındaki çelişki ve ihtilafları çözme becerisi gösteremeyen ve halk nezdinde de tümüyle yıpranarak kredilerini tüketmiş Barzani, Talabani ve PKK gibi aktörlerin ABD eliyle denklem dışına itilerek yepyeni aktörlerle yola devam edileceğini düşünüyorum. Dikkatlerden kaçıyor belki ama gerek Irak’ta gerekse Suriye’de ABD, Ortadoğu coğrafyasında Kürt kartı üzerinden mevcut siyasi aktörlerle yol almasının artık imkânsız bir hal aldığını düşünüyor. Dolayısıyla bir partner olmaktan ziyade ayak bağı olmaya başladığını düşündüğü geleneksel siyasi aktörleri devre dışı bırakarak sicili daha temiz ve halk nezdinde yıpranmamış bazı genç aktörleri sahneye sürmenin hazırlıklarını yapıyor. PKK’nin Suriye ve Şengal’den çıkarılması, Süleymaniye ve Halepçe’deki kitlesel gösteriler ve medya desteğiyle yıldızı parlatılan genç bazı siyasi aktörlerin sahneye çıkmalarını bu gözle değerlendirmek gerekiyor.

Kim ne derse desin, küresel güçler bu kadar yatırım yaparak bölge politikalarını şekillendirmede kendileri için işlevsel bir araca dönüştürdükleri Kürt kartını elden bırakmazlar.

Esasında geçmişi yıllara dayanan bu siyasetin istenilen mecrada seyir hızını yavaşlatan en büyük faktör, halkının destek ve güvenini arkasına alan güçlü bir Ak Parti hükümetinin mevcudiyetiydi. Gezi olayları da, FETÖ darbesi de Ak Parti hükümetini alaşağı etmeye yönelik batı desteği ve güdümünde sahnelenen kalkışmalardı. Hâlihazırda gelinen noktada maalesef Ak Parti, bünyesine sirayet eden türlü hastalıklar sebebiyle kan kaybediyor. Kürt sorununu çözmek dâhil bölgede çok daha etkin ve kalıcı politikaları hayata geçirme imkânı elimizin altından göz göre göre kayıp gidiyor.

Kürt Sorunu yeniden “emniyetin tesis edilerek vatandaşların huzur ve güven ortamında istedikleri şekilde seyahat edebildikleri”  bir asayiş meselesine indirgendiği için mevcut hal çok ileri bir aşama olarak değerlendiriliyor. Bu değerlendirmeyi İçişleri veya Milli Savunma Bakanı yapsa anlarım ama Ak Parti’nin bölge siyasetçileri dahil mevzuya bu çerçevede bakıyor, 20 yıllık iktidarları döneminde bu halkla niye barışamadıklarını anlayamıyor. Kurulduğu günden bu güne kadar Ak Parti hiçbir zaman böylesine bir entelektüel fukaralık ve zihni kısırlık yaşamamıştı.

Haksızlık etmemek adına Ak Parti iktidarı döneminde bu çerçevede çok hayırlı adımlar atıldığını belirtmek gerekir.  Bırakın konuşulması, düşünülmesi dahi muhal olan birçok şey Ak Parti iktidarı zamanında hayata geçirildi. Ancak, tüm bu iyi niyetli gayret ve çabaların Kürt sosyolojisi nezdinde bir karşılık bulamayışının sebeplerini ve -haklı veya haksız- bu kitlenin dargın ve umudunu yitirmiş vaziyette sessizliğe gömülmüş olmasını iyi tahlil etmek gerekiyor.

Ak Parti’nin öncelikli olarak; bu halkla gönül köprüleri inşa etmek için muhteşem bir fırsat olan kamu imkânlarını; ihale takibi, eş dosta kariyer sağlama gibi boyutlarla bakan, daha evvel benzerlerine merkez sağ partilerde sıkça rastladığımız kasaba politikacısı ayarındaki; ufku dar, yetenekleri kıt, kişisel maslahatı dışında bir derdi ve davası olmayan aktörlerden süratle arındırılması gerekiyor.

İkincisi; Ak Parti’nin gün geçtikçe tonunun koyuluğu daha da artan devletçi ve milliyetçi söylemden hem paradigmal anlamda hem de dil ve söylem olarak kurtulması gerekiyor.

Bölgenin ihtiyaç duyduğu şey milliyetçi hamasetler değil, kardeşlik duygusuyla inşa edilen gönül köprüleridir.