Kürt Meselesi mi, Ümmet Meselesi mi?

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Allah’a hamd, resulüne selam olsun…

PKK’nın çözüm sürecini sabote etmesiyle başlayan çatışma süreci ilginç bir noktaya doğru ilerliyor. PKK tarihinde hiç yaşamadığı kadar ahlaki zemini olmayan bir çatışmayı yürütmenin zorluklarını yaşıyor. Bir yandan binlerle ifade edilen mensubunu kaybetmenin sıkıntılarını yaşarken diğer yandan da halk desteğinin neredeyse tamamını kaybetmenin şokunu yaşıyor.

Bu durum çeşitli kesimlerde bazı yanlış anlayışların oluşma riskini de artırıyor. Bu yanlış anlayış PKK’nın askeri yöntemlerle bitirilebileceği ve daha da vahimi Kürt meselesinin bu yöntemle çözülebileceği düşüncesidir. Hâlbuki PKK, bugün Kürt halkı için bir soruna dönüşmüş olsa da; PKK’nın Kürt sorununu değil, Kürt sorununun PKK’yı doğurduğunu unutmamak gerekiyor. Tıpkı Irak ve Suriye ortamının IŞİD'i doğuruşu gibi.

Bu nedenle hastalığın belirtilerini değil, hastalığa neden olan sorunu gidermek gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Ayrıca halkın PKK’ya desteğini tümüyle kestiği ve duygusal bağından kurtulduğu da zannedilmemelidir. Kürt halkı, haklarını elde etme sürecinde savaşın tercih edilmesini ve bu savaşın yerleşim yerlerinin içine taşınmasını şiddetle reddetmektedir.  Zira Kürt halkı, Türk halkıyla beraber yaşamayı istemekte ve hiçbir şekilde Türkiye’den kopmayı, koparılmayı kabul etmemektedir.  Dolayısıyla düşman ve işgalci kabul etmediği bir halka/devlete karşı, PKK’nın dayattığı bir savaşı da kabul etmemekte ve benimsememektedir. Kürt halkı, kendisine yapılan haksızlıkların iki kardeş halk arasında sağduyunun, adaletin, hukukun tesis edilmesi ile giderilebileceğini düşünmektedir.

HDP’ye 7 Haziranda verilen desteğin bile bir boyutuyla barışa verilmiş bir destek şeklinde okunması daha doğru olacaktır. Zira HDP’nin barajın altında kalması durumunda tekrar çatışma sürecinin başlama ihtimali HDP’ye verilen desteklerin artmasına sebep olmuştur. (HDP’li olmayan Kürtler dahi barışı korumak kaygısıyla kendilerini destek vermeye mecbur hissetmişlerdir.)  Bu nedenle halkın PKK’ya savaşı tercih etmesinin ve daha da önemlisi bunu yerleşim yerlerine taşımasının etkisiyle verdiği tepkiyi yanlış okumamak ve bu olumlu havayı gereğinden fazla abartmamak daha sağlıklı olacaktır. PKK/HDP'ye destek veren kesimin büyük bir kısmının babasının, çocuğunun, kardeşinin ya da herhangi bir akrabasının dağa çıkmış, hapse girmiş veya ölmüş olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.(Diğer yandan PKK’nın zaten etkilediği gençlerin üzerinden aile ve aşiretlerini fiilen işin içine çekmeyi bir strateji olarak benimsediğini ve maalesef bunda başarılı olduğunu da unutmamız lazım.)

Son sürecin oluşturduğu nispeten olumlu zemini, PKK etkisindeki Kürtleri bu kuşatılmışlıktan kurtarmanın bir imkânı olarak değerlendirmek ve iki kardeş halkın beraberce adil bir zeminde yaşayabileceği bir sürece dönüştürmek gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki PKK’nın askeri yöntemlerle mağlup edilmesi, Kürt halkına PKK'ya destek vermeye mecbur olmadığının fark ettirilmesine bağlıdır. Bu örgüt zaten değerler açısından Kürt halkının karşıtı bir anlayışa ve pratiğe sahiptir. Nitekim komünist Türk solcu örgütlerle girdiği son ittifak da, bu gerçeği yeterli netlikte ortaya koymaktadır. Durum böyleyken kendini ya gencini korumak, ya da haklarına kavuşmak adına PKK/HDP'ye destek verme mecburiyetinde hisseden Kürtlerin bu mecburiyetten kurtarılması gerekmektedir. Zira Türkiye'deki halkların kendilerini ait hissettikleri, kendilerine karşı yapılan haksızlıkların giderilerek haklarına kavuştukları ve dolayısıyla gönüllü birlikteliklere içten bir şekilde razı oldukları bir zemin oluşturulmadığı takdirde bu sıkıntıların bitmesi mümkün olmayacaktır.

Aslında Kürt meselesi olarak ortaya çıkan sıkıntının bir ümmet sorunu olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Zira Sudan, Tunus, Cezayir, İran, Bangladeş, Pakistan, Afganistan, Tacikistan, Özbekistan ve benzeri ülkelerde ortaya çıkan Berberi,  Belluci, Tacik, Özbek, Peştun, Bengal  sorunları da Türkiye’de yaşanan Kürt sorununa benzemektedir. Sorunun çözümü kendisini İslami değerlere nispet eden ümmetin, İslam’ın adalet ve insanların özgürlüğünü önceleyen tutumunu çağa taşımalarıyla mümkündür. Bu sorunun sadece iç ve dış hainlerin ürettiği bir sorun olmadığı açıktır. Bu sorun İslam’ı ve insani değerleri sağlıklı bir şekilde gözetemeyen eksik ümmet bilincimizin,  bünyemizde oluşmasına sebep olduğu hastalıkların bir yansımasıdır. Doğal olarak bu durumun, güçten başka değer tanımayan sömürgeciler için hastalıklarımızı derinleştirerek bizi köleleştirme davetiyelerine dönüşeceği/dönüştüğü de açıktır. Ancak bununla beraber, Malik bin Nebi’nin dediği gibi; Yine de bizim için en büyük sorunu sömürgeciler değil, bizim sömürülmeye açık olmamız durumu oluşturmaktadır.

Bu nedenle ümmetimizin de,  Türkiye coğrafyasında yaşayan ve uzun bir dönemdir kader birliği yapan kardeş halklar olarak Türk, Kürt ve Arapların da beraberce yaşamanın yolunu ve yöntemini bulmalarının dışında bir çıkış yolları yoktur. Belçika, İsviçre, Almanya, Pakistan, İran, ABD ve benzeri ülkelerin, insani ve yönetimsel tecrübeleri bizim yararlanabileceğimiz öğeler olarak önümüzde durmaktadır. Ümmetin İslam’ın temel değerlerini merkeze alarak bugünü nasıl ihya edebileceğini ve insanların bugünkü ihtiyaçlarını adalet zemininde nasıl giderebileceğini bulması en önemli sorumluluğumuzdur. Aksi takdirde tarih dışı kalmaya, birbirimizle didişerek birbirimizi öldürme yarışına girmemize ve bunun doğal sonucu olarak sömürgeci dünya zorbalarına mahkûm olarak onlara köle kalmaya mecbur kalmamız, sürekli bir yaşam tarzına dönüşecektir. Bugün İran’ın Rusya, Çin ve ABD’ye; Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da Nato, AB ve ABD’ye bağımlı olması gibi… Ayrıca bu durum yeni köle adaylarını da ortaya çıkaracaktır. Nitekim adaletli ve tatmin edici bir çözüme ümmet eliyle ulaşamadıklarından dolayı Barzani, PKK/PYD gibi bazı seküler Kürt gruplar bu köleliğe ulaşmayı çağdaş haklara sahip olmanın bir şartı olarak görecek ve diğer devletlerden daha sadık olduklarını ispatlama yarışına girişeceklerdir. Birlikte izzetli bir şekilde yaşamanın yolunu bulacak bir akletmeyi ve adaletli tutumu ortaya koyamayanların akıbeti başka nasıl olabilir ki?

Rabbimizden halklarımıza ve ümmetimize verdiği aklı ve iradeyi doğru kullanmayı nasip buyurmasını niyaz ediyoruz. Ya Rabbi! Ümmetimize tekrar dirilmeyi ve sadece kendimize değil, tüm insanlığa rahmet ve hikmet olarak dönmeyi nasip eyle… Şüphesiz kullarına lütufta bulunanların en hayırlısı ancak sensin…

Yöneliş Haber