Kürt meselesi Kürtlerle çözülür

Oral Çalışlar

Yıl 1991. Aylardan temmuzun 5’i. Diyarbakır HEP İl Başkanı, yörenin en etkili isimlerinden Vedat Aydın’ın evinin kapısı gece 23.45’te çalınır. Gelenler JİTEM elemanlarıdır. Onu alıp götürürler. Vedat Aydın’ın işkence edilmiş cesedi iki gün sonra Elazığ’ın Maden ilçesi yakınlarında bulunur.
Cinayetin nasıl gerçekleştiğini itirafçı Abdülkadir Aygan bütün ayrıntılarıyla anlatır.
O dönem yörede görevli olan Emniyet Müdürü Hanefi Avcı da bu cinayetlerin nasıl işlendiğini mahkemedeki ifadesinde şöyle dile getirir: “Bölgede JİTEM adına yasadışı olarak öldürme, kaçırma gibi bir kısım faaliyetlerin, bu işleri yapan kişilerin üstlerinin denetimi ve bilgisi dahilinde olmadan işlenmesi söz konusu olamaz... Bu kişiler eylemleri sonrası korunup kollandığına göre eylemlerden üstlerinin bilgisi olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. Bölgede birçok güvenlik görevlisi tarafından söz konusu davranış tarzları, kabul gören bir davranış tarzıydı.”
JİTEM kurucusu ve üyeleri olan Arif Doğan, Cem Ersever, Aytekin Özer’le tanıştırıldığını anlatan Avcı, JİTEM kurulduktan sonra başlayan PKK karşıtı eylemlerin JİTEM tarafından yapıldığı kanaatine vardıklarını anlatır. Avcı, varlığı uzun süre devlet tarafından kabul edilmeyen JİTEM’in varlığını şöyle tarif eder:
“Diyarbakır Asayiş Kolordu Komutanlığı içerisinde ve Diyarbakır Alay Komutanlığı içerisinde tahsis edilen yerlerde JİTEM levhaları bulunmaktaydı. Bu şahıslar ilde yapılan asayiş değerlendirmelerine JİTEM komutanlığı görevlileri sıfatıyla katılmaktaydılar.”
Veli Küçük’ün Jandarma Genel Komutanlığı’nda karargâhta olduğunu ve JİTEM’in ona bağlı olarak bölge ve Diyarbakır’da teşkilatlandırıldığını duyduğunu söyleyen Avcı, “Korgeneral Hikmet Köksal Diyarbakır Asayiş Kolordu Komutanıyken tüm birlikler ona bağlı olduğu gibi JİTEM de ona bağlıydı” der.
Yıllar sonra, bir TV programında emekli Koramiral Atilla Kıyat da, o yıllarda işlenmiş faili meçhul cinayetlerin bir devlet politikası olduğuna ilişkin bir değerlendirmede bulundu.
Vedat Aydın’ın öldürülmesinin üzerinden 19 yıl geçti. 7 Temmuz’da Diyarbakır’daki cenazesine
100 bin kişi katıldı. Devlet güçleri bu topluluğun üzerine de ateş açtılar ve çok sayıda insan yaşamını yitirdi.
Vedat Aydın cinayeti bölgedeki aydınlara yönelik örgütlü cinayetlerin ne ilkiydi, ne de sonu oldu.
***
Kürtler, yörede ‘Kürt sorunu’nu böyle yaşadılar.
Devlet yörenin insanlarına ‘ya benim adamım olursun, muhalifleri yok etmeme yardım edersin, ya da ben seni yok ederim’ diyerek sorunu çözebileceğini sandı. Binlerce insanımızı yitirdik. En fazla da Kürtlerin ocakları söndü. Bir aileden çok sayıda insan gözler önünde kaçırılıp kurşuna dizildiler.
Bunlar bu ülkenin yakın tarihi. ‘Ne oldu da Kürtler böyle davranıyorlar?’ diye soranlara bunları anlatmak gerektiğine inanıyorum.
Önceki gün hükümet toplantısının ardından Cemil Çiçek’i dinledim. Sınırı koruması düşünülen
‘özel ordu’yu anlatıyordu, Kürtlerin özerklik talebine karşı ‘görev savcıların’ diyordu.
Diyarbakır Vedat Aydın’ın kenti.
Diyarbakır’da Kürt müziğine büyük katkıları olan Ermeni sanatçı Aram Tigran ölümünün birinci yıldönümünde on binlerce kişinin katılımıyla anıldı. Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi
toplandı. Diyarbakır’da Barış ve Demokrasi Partisi eşbaşkanları DTK’nın ardından ‘barışa şans verilmesi’ çağrısında bulundular. Devletten ve PKK’dan ellerin tetikten çekilmesini istediler.
***
Sınıra özel ordu kurularak bu işin çözüleceğini iddia edecek kimse var mı? Bu sorun sınır ötesinde değil ki. Bunu anlatmaktan dilimizde tüy bitti. Bu sorun, bir gece yarısı Diyarbakır’daki evinden alınıp kurşuna dizilen Vedat Aydın’ın katillerinin devletten emir aldıkları gerçeğinin kabulüyle çözülmeye başlayabilir.
Devlet, Kürtlerden özür dileyecek, Vedat Aydın’ın, Musa Anter’in ailesinden özür dileyecek.
Sonra da bu sorunu onlarla çözebileceğine inanacak.
Ne Obama, ne Barzani ne de Talabani bu sorunun çözümü için asıl adresler olamaz.
AK Parti hükümeti, askeri hegemonyayı aşmak konusunda önemli bir başarı sağladı. Bu sorunun çözümündeki en önemli engellerden birisinin temsilcisi olan ‘askeri çözümcüler’ bir ölçüde etkilerini yitirdiler.
AK Parti hükümeti, Kürt gerçeğiyle cesaretle yüzleşmeli. Kürtlerin neler istediğini öğrenmek için bu konuya daha özenle yaklaşmalı. BDP Kürt kimliği hareketinin yasal alandaki en etkili temsilcilerinden birisi. Meclis’te grubu bulunuyor.
Çözüm için ilk adresi orasıdır. Onlarla samimi olarak oturup konuşularak ilk adımlar atılabilir.
O adresi aşarak bir yere gitmek mümkün görünmüyor. Bunu der demez, şöyle bir iddia ortaya atılıyor:
“Onlar Kandil’i ve İmralı’yı muhatap gösteriyorlar, kendilerini yetkili görmüyorlar.”
Bu doğru bir iddia değil. BDP’liler, silahların susturulması ve PKK’nın dağdan indirilmesi konusunda asıl adresin kendileri olmadığını söylüyorlar. Bu konuda Öcalan’ın da önemine dikkat çekiyorlar.
BDP’liler dağdan inmelerine aracılık edebileceklerini de dile getiriyorlar. Kürt sorunu konusunda atılacak bütün yasal adımlar için ise, her şeyi konuşmaya hazır olduklarını, taleplerini alt alta sıralayarak her platformda açıklamaktan geri durmuyorlar.
***
Kürt sorunu öncelikli olarak bir askeri sorun değildir. Artık hiç değildir. Bu bir sosyal sorundur,
siyasi sorundur, toplumsal sorundur. Öyle bakarak çözüm üretilebilir.
Tabii ki silahların patladığı, insanların öldüğü koşullarda ‘askeri yanı’ da inkâr edilemez. Ancak askeri konuda çözüm üretebilmek için bile, konunun asıl olarak bir kimlik sorunu olduğunun tereddüde yer bırakmadan kabul edilmesi gerekiyor.
Kürt sorunu, Kürtlerle çözülür...

RADİKAL