Kürt çalıştayı

Bejan Matur

Diyarbakır'da bir ilk yaşandı. Farklı görüş ve düşüncelerden pek çok siyasetçi, aydın ve yazarın katıldığı çalıştay gerçekleştirildi.

Adı öztürkçe olan toplantının konusu; Kürt sorununda birlik ve çözüm arayışlarıydı. Çözümden kimin ne anladığı konuşuldu. Toplantının içeriği kadar, birbirine zıt kesimlerin nasıl bir araya geldiği merak uyandırdı.

Bazıları buluşmanın bir ilk olduğunu heyecanla dile getirdi. Geçmişte birlik arayışları olduysa da hiçbir zaman aralarında Şeyhler, Melleler gibi dinî kanaat önderlerinin ve şiddeti kesinlikle reddeden siyasal hareketlerin olduğu bir zemin yakalanmamıştı.

Toplantıda en sert eleştiriler dahi yumuşak bir üslupla ifade edildi. Öyle ki bir an için Diyarbakır'da olduğunuzu unutsanız, kendinizi İsveç'te global ısınma ile ilgili toplantıda zannedebilirdiniz.

Sonuç bildirisi hazırlandığı sırada yaşanan gerilim sayılmazsa oldukça medeni bir seviye yakalandı. Bu ılımlı havanın nedenini pek çoğumuz merak ettik. Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in gönülden yaptığı ev sahipliğinin bu havanın yakalanmasında payı büyüktü. Bahçedeki kızılçam ağaçlarının gölgesinde verilen kahve molalarında 'of the record' konuşulanlar da benzer bir havada geçti.

Toplantının en çarpıcı yanı; DTP'li siyasetçilerin tüm eleştirileri bir tür mahcubiyetle dinlemeleri oldu.

Hemen her platformda dile getirdikleri görüşlerini, içerik aynı olsa da, faklı bir üslup ve neredeyse rica eden bir tonda bizlerle paylaştılar. Ne üstten bir dil vardı. Ne de haklılığını dayatan bir sertlik. Bildiri hazırlanırken bir kişiden yükselen sert eleştirinin toplantının genel havasına hiç uymayan tonu sayılmazsa, Kürtlerin yaptığı siyasetin de bir yol ayrımında olduğu hissine kapıldım.

Bu üslup değişimini ben şöyle yorumluyorum; devlet, pozisyonunu değiştirip Kürtler hakkında yeni bir anlayış geliştireceği sinyali verince, Kürt siyasetinin aktörleri de bulundukları pozisyonu terk edip yeni ittifak ve söylem arayışına yöneliyorlar.

Bugüne kadar tek bir ses ve mutlak haklı bir dil ile konuşan DTP, bugün artık Kürt siyasetinde daha güçlü bir temsili nasıl sağlayabileceğinin arayışına giriyor. Önümüzdeki dönemin Kürt siyaseti, daha güçlü bir temsil ve çoğulcu bir zihniyeti dayatıyor çünkü. DTP, geçmişten gelen sert, dışlayıcı, ayrımcı yapısını dönüştürerek, çoğulcu bir çizgiye kayma sinyali veriyor. Ancak bunu yaparsa gelecekte etkili olacağını biliyor.

DTP'li siyasetçilerden duymaya alışık olmadığımız; vicdan, kıymet bilmek, yok saymamak, tasfiye edilmesine razı olmamak gibi kavramlar siyasetlerindeki yol ayrımının en güçlü işaretiydi bana kalırsa.

Bugüne kadar kullandığı dil DTP'yi, başta Avrupa Birliği olmak dışarıya karşı mağdur, içeride zalim yapıyordu. Kürt siyasetindeki en küçük muhalefete karşı sert ve dışlayıcı olan üslubun değişeceğinin işaretlerini verdi bu çalıştayda.

Özetle, devletin Kürt tanımı değişiyor. Artık, varlığını inkâr ettiği değil, anlamak zorunda olduğu, hakları olan bir vatandaş görüyor karşısında.

Bu yeni Kürtlük tanımı, sadece devlet için değil, Kürtler için de yeni. Kürtler adına siyaset yapanlar, bu yeni Kürtlük algısına uygun bir siyaset üretmek zorunda hissediyorlar kendilerini. Çünkü mevcut DTP siyaseti, yok sayılan, hakları ihlal edilen Kürtlüğü esas alıyordu. Bugün Kürtler adına siyaset yapıyorum iddiası, sadece tepkici bir içerikle ifade edilmeyecek kadar geniş kesimlerin gündemine odaklanmayı gerektiriyor.

DTP, bugüne kadar tek başına kapladığı alana ancak başka fikirleri, başka yaklaşımları katarak güçlü bir aktör olacağını görüyor.

DTP'nin bu çalıştayda ipuçlarını verdiği arayışın seyri dikkate değer.

ZAMAN