Cahiliye dönemi Mekke’sinde asabiyete dayalı kabile yaşamı hâkimdi. Bu gündelik yaşam düzeninde sayıca üstün ve ekonomik olarak güçlü olan kabileler zayıf ve köleleştirilmiş insanlara her çeşit zulmü reva görüyorlardı. Hatta zaman zaman tüccarların mallarına el koyabiliyorlardı. Yemenli bir tüccarın malının gasp edilmesi üzerine bazı vicdan sahibi Mekkeliler buna tepki gösterdi. Bu tepki zamanla büyüyerek Hılfu’l-Fudûl adında bir dayanışma topluluğuna dönüştü. Hılfu’l-Fudûl, diğer adıyla Erdemliler Topluluğu Hz. Muhammed’in (s.a.v) gençlik döneminde katıldığı sosyal dayanışma birliğidir. Bu birliğin temel gayesi, güçsüze yardım etmek, zulmü engellemek ve adaleti sağlamaktır.
Hılfu’l-Fudûl, cahiliye dönemi olarak isimlendirilen ve toplumsal kötülüğün olabildiğince yaygın olduğu zamanda vicdan ve adalet arayışının bir yansımasıdır. Hz. Muhammed’in peygamberlikten önce de güvenilir ve adalet yanlısı bir kişiliğe sahip olduğunu gösteren bu dayanışma birliği, her şart ve durumda toplumsal adaletin yanında saf tutmanın değerli olduğunun altını çizen tarihi örneklerden biridir.
Dünyayı sömürgecilik mantığıyla kuşatmış, sicillerinde nice Epstein ve benzeri dosyaların olduğu emperyalistlerin günümüzde de tıpkı cahiliye devrindeki kabile ideolojisiyle toplumları kana buladıklarına tanık oluyoruz. Başka bir deyişle insancıl, çağdaş ve medeni Avrupa devletlerini esir alan, çağın firavunu olarak nitelendirilebilecek ABD ve uşaklarını köleleştiren Siyonist bir sapkınlık ile karşı karşıyayız. Çağlar geçmiş dünya değişmiş gibi görünse de Medine sözleşmesine ihanet eden Siyonist akıl değişmemiştir. Hatta bu aklın devamı niteliğinde olan Siyonist israil devletinin sapkın ve ifsat merkezli katliamları büyüyerek devam etmiştir.
Dünyanın boyun eğdiği, kadiri mutlak olarak görülen ve gücünden övgüyle bahsedilen Siyonist israilin 7 Ekim intifadası ile aslında içiboş bir kütükten ibaret olduğu bir kez daha ifşa olmuştur. Bu boş kütük, “Evrensel insan hakları, kadın ve çocuk hakları, yaşam hakkı, Birleşmiş Milletler beyannameleri vb.” üretilmiş birçok kavramdan güç olarak katliamlarını sürdürmüştür. Öncesinde kütüğün güzelliği ile büyülenmiş uyutuluyorken 7 Ekim’de yılanın başını ezme operasyonu gerçekleştiren Hamas, bütün uyuyanları uykudan uyandırdı. İçi ve kavramları boş devletlerin kılcal damarlarına kadar yılanın zehrinin enjekte olduğunu gösterdi.Asırlık Siyonist zulmünün holocost ve benzeri duygusal trajedi tiyatrolarının sadece toplumları uyutma mühendisliği olduğu görüldü. Çok büyük bütçeler ile inşa edilmiş ve asırlarca mağdur rolü oynamış Yahudi tiyatrosu çöktü. İnsanların hayranlık beslediği Batılı değerlerin Müslüman ve mazlum toplumlar söz konusu olduğunda hiçbir karşılık bulmadığı gözler önüne serildi. Bütün dünyaya ihraç edilen bu kavram ve semboller, bu süreçte Siyonist katliamları engellemekten öte işgalci girişimleri hukuksal zemine oturtarak, katliamları meşrulaştırma aparatları olarak kullanıldı.
7 Ekim sonrası süreçte bütün bu arka planı bizlere tekrardan hatırlatan Hamas, ortaya koyduğu onurlu direnişle öncelikle dünyada kurulan Siyonist zihinsel ve hegemonik esaretin zincirlerini kırdı. Sonrasında boykotlar, kitlesel eylemler ve yıllarca uygulanan ablukayı kırmak için hareket eden aktivist eylemler büyüyerek devam etti. Nitekim ablukaları kırmak için dalga dalga büyüyen bu vicdan ve adalet hareketleri, dünyada neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir evrensel vicdan devrimine evrildi. Bunun aktüel ve canlı örneklerinden biri Sumud filosudur. Uluslararası sularda, nice koca devletlerin güvenlik endişeleri ve diplomatik kaygılarından ötürü girişimde bulunmadığı bir direniş eylemidir. Bu filo, Gazze’deki ablukayı kırmak, sağlık malzemesi ve bebek maması gibi temel insanı gıdaları taşımak gayesiyle yola çıkan, tamamen sivil ve şiddet içermeyen bir inisiyatif ve vicdan hareketidir.
Asrın Hılfu’l-Fudûl’u olarak nitelendirilebilecek Sumud filosu, defalarca engellenmesine ve terörist israilin uluslararası sularda yaptığı hukuksuz girişimlere rağmen Gazze’deki ablukayı kırmak ve insanlığın umudunun tükenmediğini göstermek için 20. filosuyla tekrardan denizlere açıldı. Sebatın, direncin ve kararlılığın temsili olan Sumud, pasif bir bekleyiş değil kimliğini, kültürünü ve varlığını korumak adına gösterilen aktif bir direnç biçimidir.Bir ağacın kökleriyle toprağa tutunması gibi, kişinin her türlü baskıya rağmen yerini terk etmemesi durumudur.Sumud filosu, ortaya koyduğu kararlı iradesi ve azmi ile zalimin her türlü zulmüne karşı insanlığın çaresiz olmadığını bir kez daha göstermiştir. Bu aynı zamanda zalimlerin elbet mağlup olacaklarına dair toplumsal morali ve motivasyonu yükselten bir diriliş hareketedir. Sumud, baskıcı ve hukuksuz müdahaleler ve koşullara boyun eğmeyen sivil bir itaatsizlik örneğidir. Kısaca Sumud “Buradayız, gitmiyoruz ve olduğumuz gibi kalmaya devam edeceğiz” demenin ruh bulmuş halidir. Sumud, güç ve sabır üzerine kurulu bir varoluş mücadelesidir.
Dünyanın dört yanından erdemli ve aktivist insanlarla yoluna devam eden Sumud; din, dil, ırk, renk ve cinsiyet ayrımı yapmadan ve dünyaya servis edinen ayrımcı ideolojik klişelere karşı örgütleşmiş bir grubun filosudur. Hz. Nuh’un gemisini andıran ve insanlığa umut yükleyip yola çıkan Sumud, Hz. İbrahim misali bir adanmışlığın Hz. İsmail misali bir teslimiyetin hayat bulmuş halidir. Pusulası insanlığın onuru olan, zulmün ve ifsadın çarklarına yelkenleri kıran bir direnişin adıdır.
Dirilişin, başkaldırının ve Hamas’ın açtığı yolda, insanlığı zehirli bir ur misali kuşatmış kanserli hücrenin ablukasını kırmanın mücadelesidir. Direnişi omuzlanmış yiğit insanların yanında durmak,insanlık onurunu taşıyan, vicdanı körleşmemiş, zihinsel konforunu bozmayı göze alarak emperyalist çarklara başkaldıran herkesin görevidir.Müslümanların insanlık haysiyeti ve onuruna korumaya dair hayalleri olmalıdır. Unutulmamalıdır ki Sumud, zihinlerde ki konforu bozan bedendeki ataleti ve sinmiş hali ortadan kaldıran dünyadaki bütün mazlumlara reçete olacak bir sembolün adıdır.
Şehit Komutan Ebu Ubeyde’nin Anısına;
Berren ve Bahren ve Cevven!