KUR'AN'DAKİ KAVRAMLAR; İNSAN (1) Halifelik ve Kulluğun Anlamı...

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Allah’a hamd, resulüne selam olsun. Bu yazımızda insan kavramının üzerinde duracak ve insanla ilgili çeşitli sorularla bu kavramın mahiyetini anlamaya çalışacağız.

İnsan e-ne-se/ انسkökünden türeyen bir kelime olup, sözlükte; garipsemeyi bırakıp alışmak, yadırgamamak, cana yakın olmak,  samimi olmak gibi anlamlara gelmektedir. Ayrıca bu kökten türeyen iste’nese kelimesi, hayvanın evcil olmasını ifade etmektedir.  El- İnsan ise; İnsan, adam, beşer, zihnen ve yaratık olarak terakki etmiş insan anlamlarına gelmektedir. Rağıp el-İsfehani ise; el-ins’i, cinnînin zıddı olan, ancak diğer insanlarla beraber  ayakta kalabilen/hayatını sürdürebilen ve tabiaten medeni olan varlık olarak tarif etmektedir.

Kur’an'da insan, kavram olarak "Allah’ın kendisini topraktan ve İslam fıtratı üzere yarattığı, akıl ve irade vererek, özgürlük ve sorumlulukla şereflendirdiği yüce varlık" anlamında kullanılmaktadır.

Kur’an'ı Kerim'de e-ne-se kökünün sözlük anlamıyla kullanıldığı ayetlere,  4/6, 24/27’i örnek verebiliriz. İnsanın kavram anlamıyla kullanıldığı yerlere ise, insan ifadesinin geçtiği tüm ayetleri gösterebiliriz. Öyle ki insan kelimesinin geçtiği ve sözlük anlamı ile kullanılan tek bir ayetten dahi bahsetmek mümkün değildir. Kavramsal anlamda kullanılan bu ayetlerden bazıları şunlardır:

“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (95/6)

“Rahman (olan Allah) Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.” (55/34)

 “Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.
(91/1-10)

Gerçek şu ki, Biz (akıl ve irade) emaneti(ni) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi; şüphesiz ki o, çok zâlim ve çok câhildir.” (33/72)

İnsan Hayata Niçin Getirilmiştir?

Yüce Allah insanı kulluk sınırları içinde, özgür aklı ve iradesinin seçimiyle isimlerinin ahlakı ile ahlaklanarak yücelmesi ve kendisinin kulu ve dostu olması için dünyaya getirmiştir. Nitekim yüce Allah Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”(51/56) diye buyurarak bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.

Bilindiği ibadet/kulluk kavramı dar anlamdaki ibadetleri (namaz vs’yi) kapsadığı gibi, hayatın tüm boyutlarının Allah’ın iradesi doğrultusunda düzenlemesini de içermektedir. “Allâh'ın boyası (ile boyan). Allâh'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak O'na kulluk ederiz.” (2/38)  ayeti de bunu teyit etmektedir. Zira Allah (c.c.) kendi elleriyle, değer vererek, güzel bir fıtrat üzere yarattığı ve yaşantısını sürdürmesi için her türlü nimeti verdiği sevgili kulunun şerefini/izzetini yitirmesini istememekte ve bunun için ona kul olma imkânını vahiy ve elçi nimetleriyle lütfetmektedir. Kul olma ise, ona teslim olmayı, onun rabliğini/terbiye ediciliğini kabul etmeyi ve ona göre siyasetini, toplumsal ilişkisini, kültürel ve ekonomik faaliyetlerini yürütmeyi gerektirir. Bundan dolayı ilk tevhidi dinin de, son tevhidi dinin de adı İslam'dır, yani Allah’a kendi iradesiyle kesin bir teslimiyettir. “Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur'an'da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. “(22/78) Dikkat edilirse gerçek bir değere ulaşmak için, iyilik ve güzelliğin kaynağı olan Allah’a teslimiyet, insanın kendi tercihiyle, yani gönülden olmalıdır. Bunun için Allah, insana akıl ve özgür bir irade vermiş ve tercihi ne olursa olsun ona bir yolu zorla dayatmamıştır. Bu nedenle yaratılışın gayesi olarak zikredilen O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”(67/2), “Gerçek şu ki, yeryüzünde güzel olan ne varsa Biz hepsini, hangisinin daha iyi davrandığını ortaya koymak üzere, insanları sınamak için bir araç kıldık.”(18/7) ayetlerini, Allah’ın kullarından kendi iradeleriyle iyilikten ayrılmalarını istemediğinin bir delili olarak görmek gerekmektedir. Nitekim yüce Allah başka bir ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır; “Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz, sizin (yararınız) için ondan razı olur. Hiçbir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz, böylece yaptıklarınızı size haber verecektir. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı olanı bilendir..”(39/7) Dolayısıyla denenmenin konusu, insanların kendi iradeleriyle, Yüce Allah'ta en mükemmel şekilde bulunan ve kendilerine de emrettiği bilgelik, hikmet, merhamet ve adalet yolunu tercih edip etmemeleri ile ilgilidir. Zaten Allah’ın insanlar için razı olduğu din de (5/3)  Allah’a teslimiyeti içeren bir dindir ki, bu din onun isimlerinin tecellisini gerçekleştirmeyi hedefleyen bir yaşam tarzını ifade etmektedir.

Aynı şekilde, Yüce Allah’ın insanı yeryüzünün halifesi kılması da(2/30) bu anlamdadır. Nitekim Davud'a (a.s.) yönelik “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır.”(38/26) buyruğu da bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla insanın temel sorumluluğu yeryüzünde Yüce Allah’ın iradesinin ve isimlerinin tecellisi olmaktır.

İnşallah insan kavramıyla ilgili meseleleri irdelemeye devam edeceğiz. Sözümüzün sonu Allah’a hamdtır. Rabbimiz yanıldığımız hususlar için bizleri bağışla, ilmimizi, amelimizi ve ihlasımızı artır ve bizleri resullerine komşular eyle...