Kur’an’da “Allah Dileseydi”

MURAT KAYACAN

Kur’an’da “Allah dileseydi (lev şâa(A)llâhu)” ifadesi, üç Mekki surenin üç ayetinde yer almaktadır. Bu yazıda sadece bu ayetler, içlerinde bulundukları surelerin iniş sırasına göre ele alınacaktır. Bu ifadenin “ve Allah dileseydi (ve lev şâa(A)llâhu)” şeklindeki kullanımını içeren on bir ayet ise bu yazıda ele alınmayacaktır.

Peygamber (s), İslam davetinin sahibi değil aracısıdır. Onun risalet mücadelesi, Allah’ın dilemesinin sonucudur:  “De ki: Allah dileseydi bunu size okumazdım ve O da bunu size hiç bildirmezdi. Daha önce sizin aranızda belli bir ömür geçirdim. Hiç düşünmüyor musunuz?" (Yunus, 10: 16). Hakkında, risalet öncesinde okuduğu, yazdığı, şiir söylediği vs. şeklinde bir bilgi olmayan Hz. Muhammed, yaklaşık kırk yıl Mekke’de yaşamış; ancak kimseyi bir düşünceye, inanca vs. çağırmamıştır. Ayrıca o güvenilir bir kimse olarak tanınmaktadır. Müşriklerin, inandıkları Allah’a ortak tanımalarının yanlışlığına dikkat çekmeye başladı diye Hz. Muhamed’i “yalancılıkla” itham etmeleri, bir tutarsızlıktır. Özellikle müşriklerin ileri gelenleri, ona hüsnüzan değil, suizan besleyip onun mesajının insanlara ulaşmasını engellemeye çalışmışlardır. Halbuki insanları bir fikre veya inanca davet eden kimsenin bu daveti, kendisine dayansa davet öncesi dönemde bunun işaretleri görülürdü, kırk yaşına kadar niye beklesin ki? Peygamber’in (s) Kur’an okuması ve onun mesajını insanlara duyurması, Allah’ın emridir. Allah dileseydi yol gösterici mesajlarının yanında “Arap dilinin başvuru kaynağı” haline gelen eşsiz üslubuyla bir kitap (Kur’an) göndermez, Hz. Muhammed de o mesajı insanlara ileten kişi olmazdı.

Müşrikler, Allah’a ortak koşma günahını işliyor ancak kendilerinin günah sahibi olmadıklarını, kaderlerinin onları buna sürüklediğini ileri sürüyorlardı: “Allah'a ortak koşanlar: ‘Allah dileseydi biz de babalarımız da ortak koşmaz ve bir şeyi haram kılmazdık.’ diyecekler. Onlardan öncekiler de böyle yalanladılar da sonunda şiddetli azabımızı tattılar. De ki: Yanınızda bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilgi var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve tutarsız tahminlerde bulunuyorsunuz." (Enam, 6: 148). Müşrikler hem inanç hem de hayat düzenleri açısından sahip oldukları sapkınlıkları, kanıtsız bir şekilde Allah’a bağlamaktadırlar. “Madem ki Allah şirke ve helal olanı haram kılmaya izin veriyor demek ki ondan razıdır.” demek istiyorlar. Halbuki şirk ve tevhid, Allah’a isyan ve itaat arasında seçim yapabilmek pek az varlığa verilmiş bir nimettir. Allah, bu nimetin şükrünün O’na şirk koşmamak ve itaat etmek olduğunu belirtmekte ve bunu sonsuz cennet bahçeleriyle ödüllendireceğini belirtmektedir. Müşrikler ise hem şirke bulaşmakta hem Allah’a isyan etmekte yani iradelerini bu yönde kullanmakta ancak suçu kabul etmek yerine Allah’a atfetmektedirler. Onları bundan dolayı şiddetli bir azap beklemektedir. Allah hakkında kötü zanda bulunanlar, kendilerini bekleyen kötü akıbete katlanmak durumunda kalacaklardır.

İnkârcıların, şirklerinin ve helal olan şeyleri haram kılmalarının kaynağının Allah olduğu şeklindeki tezleri yeni değildir. Rasulullah dönemindeki inkârcıların bu yöndeki sözleri, onlardan önceki inkârcılar tarafından da dile getirilmiştir: “Ortak koşanlar dediler ki: ‘Allah dileseydi ne biz ve ne de atalarımız O'ndan başkasına kulluk ederdik. O'nun (emri) dışında bir şeyi haram kılmazdık.’ Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlere düşen apaçık bir tebliğden başka bir şey midir?” (Nahl, 16: 35). Yukarıdaki ayette olduğu gibi bu ayette de şirkten sonra eleştirilen ikinci sapma, helal olanı haram kılmaktır. Allah yeryüzündeki nimetleri insanoğlunun hizmetine sunmuş ve onun hayatını kolaylaştırmıştır. Ne var ki insan, kanıtsız bir şekilde yasak olmayanı kendisine yasaklamakta ve kendine eziyet etmektedir. İnsanoğlunun helalı haram kılma şeklindeki sapmasına yönelik Kur’anî eleştiriler haramı helal kılma şeklindeki sapmaya göre kıyaslanamayacak ölçüde belirgindir. Hayat gereksiz haram kılmalarla işin içinden çıkılmaz hale getirilmemelidir.

Görüldüğü gibi söz konusu “Allah dileseydi (lev şâa(A)llâhu)” ifadesinin yer aldığı üç ayetin, içlerinde bulundukları surelerin iniş sırasına göre ilkindeki ifadeyi Peygamber (s), diğer ikisini ise müşrikler söylemektedir. İlki, inkârcıların tutarsızlıklarını vurgularken sonraki ikisi inkârcıların inkârlarına sahte delil üretme çabalarından söz etmektedir.