Özgür-Der Sakarya Şubesi her ayın ikinci Cumartesi günü Türkiye ve Dünya gündemini değerlendirdiği basın açıklamalarının üçüncüsünü Gar meydanında gerçekleştirdi. Basın açıklamasında Mısır'ın, "Filistin'e Yol Açık" konvoyuna karşı takındığı kabul edilemez tutum ve gayri nizami harp şartlarında iç güvenlik yalanıyla, halkıyla mücadele eden militarist zihniyet protesto edildi. Açıklamada ayrıca hükümetin tekel işçilerinin taleplerini görmezden gelmesi eleştirilirken, ergenekon sürecinin ve açılımın Genelkurmayla paslaşarak yapılamayacağı ifade edildi.
Basın açıklamasını Özgür-Der Sakarya Şubesi Başkanı Mehmet Baki Kızıltepe okudu. Kızıltepe, açıklamanın ilk bölümünde İsrail zulmünün işbirlikçisi Mübarek rejiminin "Filistin'e Yol Açık" konvoyuna uyguladığı zalimane tutumu protesto ederken, bu kabul edilemez tutuma ilişkin olarak Müslümanların içlerinde bulunduğu zilletten kurtuluşunun ancak ve ancak Kur'an'a dayanan sahih İslami kimliğin inşasıyla mümkün olduğunu belirtti.
Kızıltepe, açıklamasının sonraki bölümlerinde Seferberlik Tetkik Kurulunda sivil yargı tarafından yapılan kozmik aramaya ilişkin olarak şu vurguları yaptı; "Eski ismiyle Kontrgerilla veya özel harp dairesi yeni ismiyle Seferberlik tetkik kurulu, hangi olayları planlayıp uygulamaya koyduysa mesela 6-7 Eylül olayları, Çorum ve Kahramanmaraş olayları, mesela Doğan Öz cinayeti, mesela 33 erin öldürülmesi, mesela Reşadiye baskını, hangisi varsa hepsi ortaya çıkartılmalıdır."
Açıklamanın son bölümlerinde Hükümetin tekel işçilerinin taleplerini görmezden gelmesi protesto edilirken, adalet ve özgürlüğün nasıl sağlanacağına ilişkin şu önemli sözlere yer verildi:
"Ancak şu var ki, adalet ve özgürlük; tevhide dayanarak, vahyin aydınlığı için ortaya konacak şahitlik çabaları ile kalıcı ve sahici olacaktır.
Adalet ve özgürlük; sağcılıktan ve muhafazakârlıktan ayrışmış sahih Müslümanlığın ete kemiğe bürünmesi ile gerçekleşecektir.
Adalet ve özgürlük; zihinlerdeki zorlama sınırların kaldırılarak, arı duru bir İslami kimliğin öncülerinin yol göstericiliğinde vücut bulacaktır."
Basın açıklamasında "Zulme Karşı Direniş; Herkes İçin Adalet" ve "Ulusçu Dayatmaya, Kışla Tipi Eğitime, Başörtüsü Yasağına HAYIR!" pankartları açan katılımcılar, açıklama boyunca "Gazze Onurumuzdur; Sahip Çıkacağız", "Yasak Sürüyor, (D)uyuyor musunuz?", "İşbirlikçi Mübarek Hesap Verecek!", "La Hüsne Vela Mübarek", "Asgari Ücret Zulmüne Son!", "Okulda, Sokakta, Kışlada, HERYERDE; Militarist Tahakküme Son!" ve "Uyan Diren Özgürleş" vb. dövizler taşıdılar. Açıklamada "Gazze'ye Selam Direnişe Devam", "Tevhid Adalet Özgürlük" sloganları atıldı.
Basın Açıklaması Tam Metni:
Ko(z)mik yorum; devlet sırrı mı, iktidar hırsı mı?
Ocak ayı basın açıklamamıza başlarken Sakarya'nın duyarlı insanlarını Allah'ın selamı ile selamlıyoruz.
Tüm dünyanın gözü önünde adeta bir açık hava hapishanesine dönüştürülen ve yaşamı sürdürmenin bile imkânsız hale getirilmek istendiği Gazze'ye ve Müslümanlara yardım amacıyla "Filistin'e yol açık" sloganıyla Londra'dan hareket ederek Filistin'e giden konvoyun Mısır'a geldiğinde karşılaştığı zulme ve soysuzluğa dikkat çekerek açıklamamıza başlıyoruz. Katil İsrail'in uydusu gibi hareket eden Çağın Firavun'u Hüsnü Mübarek'in Gazze'li Müslümanları hiçe sayarak uygulamış olduğu bu zorbaca tutumu nefretle kınıyoruz.
Mescid-i Aksa'yı bağrında taşıyan Filistin'in işgali, İslami kimlik taşıyan her Müslüman için kapanmayan bir yara olduğu gibi aynı zamanda insanlık onurunu kaybetmemiş her insanın da kayıtsız kalamayacağı bir duruma işaret etmektedir. Onlarca ülkedeki onurlu ve duyarlı insanların bir araya gelerek Filistin'e yardım için Mısır'ın Ariş şehrine geldiklerinde Mısır güvenlik kuvvetleri tarafından saldırıya uğramalarının izahı ancak işbirlikçilikle ve kahpelikle tanımlanabilir. Mübarek'in küresel zulüm odakları ve İsrail'le girmiş olduğu bu çirkin ilişki kendi sonunu hazırlayan bir sonuç ortaya çıkartmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Müslümanlar hayat kitabımız olan Kur'an'ı terk edilmiş olarak bıraktıklarından beri İslam coğrafyası kan işgal soykırım ve katliamların girdabında bulunmaktadır. Müslümanları bu girdaptan kurtaracak olan ise hiç şüphesiz Kur'an'a dayanan bir kurtuluş mücadelesini yeşertmek ve olgunlaştırmak olmalıdır. Sağcılıktan milliyetçilikten devletçilikten sıyrılıp ayrışmış Kur'an'a dayanan bir sahih Müslümanlığın varlığı Türkiye halkının olduğu kadar tüm insanlığın da aydınlığına en büyük işaret olacaktır.
Türkiye gündemi ise iki haftadır Seferberlik Tetkik Kurulunda sivil yargı tarafından yapılan ve kozmik arama olarak lanse dilen devletin tüm gizli belgelerinin bulunduğu birimlerin aranması olayına kilitlenmiş durumda.11.Ağır Ceza Hakimi Kadir KAYAN'ın kozmik odadaki aramaları halen devam ederken, devletin en gizli belgelerinin bulunduğu iddia edilen bu aramalardan rahatsız olanlar da yok değil. Bazı özel subayların bu gizli belgelerinden haberdar olmaları normal karşılanırken hâkimlerin bu bilgilere ulaşması onları rahatsız ediyor. Arınç'a suikast iddiasıyla yakalanan binbaşı ve albayın bildiklerini sivil yargının öğrenmesinden korku ve endişeye kapılıyorlar. Sanki kozmik odalardan isimleri çıkacakmış gibi davranıyorlar. Kirli pazarlıkların, tezgâhlanan haince plan ve oyunların ortaya serilmesi nedense bunları rahatsız ediyor. Eski ismiyle Kontrgerilla veya özel harp dairesi yeni ismiyle Seferberlik tetkik kurulu, hangi olayları planlayıp uygulamaya koyduysa mesela 6-7 Eylül olayları, Çorum ve Kahramanmaraş olayları, mesela Doğan Öz cinayeti, mesela 33 erin öldürülmesi, mesela Reşadiye baskını, hangisi varsa hepsi ortaya çıkartılmalıdır.
Uykuları kaçan gazetecilerin olması, işadamlarının, medya patronlarının, üst düzey bürokratların, siyasetçilerin hatta milletvekillerinin ve hatta cumhurbaşkanlarının olması normaldir. Kendilerine parti kurdurulanlar, 28 Şubat'ta andıçlarla feyk atanlar, bankaların üzerinden halkın parasını hortumlayanların da olması normaldir.
Bu ülkede böyle endişelerin yaşanması gayet normaldir. Zira bu ülke, on yıllardır gayri nizami harp şartlarında iç güvenlik yalanıyla, halkıyla mücadele etmeyi alışkanlık haline getirmiş bir ülkedir.
Elbette burada Hükümet'in fonksiyonuna da dikkat çekilmesi gerekmektedir.
Ergenekon sürecinin ve açılımın Genelkurmayla paslaşarak yapılmayacağının Hükümete ve Başbakan'a anlatılmasına gerek var mı bilmiyoruz ama bildiğimiz şey Hükümetin ortaya koyduğu tavrın çalının arkasında ne olduğunu bile bile çalıyı dolanma taktiği olduğudur ve bu taktik kısa ve orta vadede halka ihanet etme ve kendi yok oluşunu hazırlama ile sonuçlanacak bir taktiktir.
Hükümet bugün bile bile Tekel işçilerini görmezden gelmektedir. Haftalardır Ankara'nın göbeğinde direnen emekçileri muhatab almayarak aslında kendi sonunu hazırlamaktadır. Asgari ücrette takındığı tavır ile yeni yılla birlikte yaptığı zamlarla ve ithal Maliye Bakanı'nın "doğrudan vergileri toplayamadığımız için dolaylı vergilere yani zamlara mecbur kalıyoruz" açıklamasıyla, "bu sorunları biz yaratmadık kucağımızda bulduk" şaşırtmacası ile aslında açıkça basiretsizliğini de ortaya sermektedir.
Anlaşılan o ki, elbise değiştirilmeye başlandı mı bunun sonu gelmemekte, elbisenin temizliği değil, markası ve fiyatı öncelenmektedir. Anaların gözyaşı dinsin diyenler kozmik aramalardan rahatsız olan Cemil Bayık'ların ne demek istediğini de anlıyorlardır mutlaka. On yıllardır tüm sorunların üzerinden beslendiği en büyük bataklık olan Kürt sorununun kozmik yorumunu Hükümet iyi anlayamazsa yakında buharlaşması kaçınılmazdır.
Marifet kurucusundan ilham alan reflekslerle ülkeyi yönetmeye çalışmak değildir. Marifet; kim çıkarsa çıksın kozmik aramaları sonuna kadar sürdürerek tutarlı olmaktır. Marifet; 2001 krizi ile ertelenmiş, ordunun modernizasyonu ve silahlanma projelerini "bölgesel liderlik" ya da "2020'de global aktör olma" bahanesi üzerinden meşrulaştırmaya çalışmak değildir.
Marifet; Tekel işçilerini görmezden gelerek taban daraltan tutumlar içerisine girmek değil onları muhatab almaktır. Marifet; halkın üzerine dolaylı vergilerle yüklenmek değil, yeni palazlanan abdestlilerle birlikte tüm sermaye seçkinlerinden adaletli bir şekilde doğrudan vergileri toplamaktır.
İnsanların hak ve özgürlükleri ile insanca yaşama istekleri "devlet sırrı" paranoyasına kurban edilmemelidir. Kafesleri ortaya çıkartırken halkı "devlet sırrı" kavramı ile bloke edip kafeslemeye çalışanlara pabuç bırakılmamalıdır. On yıllardır geçim derdiyle bunaltılan, ahlaki değerleri iğdiş edilmeye çalışılan, hak ve özgürlükleri görmezden gelinen, dil, varlık ve kimlikleri yok sayılan, başörtüsü ve İslami değerleri barbarca yasaklanan halkın adaleti ve özgürlüğü talep etmesi kadar doğal başka ne olabilir.
Ancak şu var ki, adalet ve özgürlük; tevhide dayanarak, vahyin aydınlığı için ortaya konacak şahitlik çabaları ile kalıcı ve sahici olacaktır.
Adalet ve özgürlük; sağcılıktan ve muhafazakârlıktan ayrışmış sahih Müslümanlığın ete kemiğe bürünmesi ile gerçekleşecektir.
Adalet ve özgürlük; zihinlerdeki zorlama sınırların kaldırılarak, arı duru bir İslami kimliğin öncülerinin yol göstericiliğinde vücut bulacaktır.
Açıklamamızın sonunda; Şubat ayındaki basın açıklamamız için 13 Şubat 2010 Cumartesi günü yine burada, aynı saatte buluşmak ümidiyle herkesi tekrar Allah'ın selamı ile selamlıyoruz.