Korsan ile demagog!

MUSTAFA ÖZCAN

İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, BM Genel Kurulu’nda boş sıralara da olsa hitap etti ve İran’ın dünyaya model olduğunu ve ABD’nin de Arap Baharını ayartmaya ve çalmaya çalıştığını söyledi. Bu anlamda ABD’yi korsana benzetti. Gerçekten de Nejad’ın özellikle ABD ile ilgili sözleri yerden göğe kadar doğru. Amerikan yönetimi Arap Baharını tetiklemese de kontrol etmeye ve kendisine benzetmeye çalışıyor. ABD’nin bu yaklaşımında meçhul veya sürpriz bir taraf yok. Ama İran ve ABD iki taraftan salınarak aslında devrimi kendilerine mal etmeye ve kıskaç altına almaya çalışıyorlar. Nejad’ın dünyaya model olduklarını söylemesinin nedeni budur. Ali Hamaney de Tahran’da yapılan Uyanış Konferansı’nda aynısını söylemiş ve Arap Baharının kendilerinden ilham aldığını ifade etmiştir. Adeta onları medyun-u şükran durumuna düşürmüştür. Bu kısmen doğrudur. Bununla Bahreyn’i kastediyorlarsa haklılar. Bahreyn’deki halk hareketi baştan sona kadar İran’ın etkisi altında ve güdümündedir. Zaten Suriye’yi kendileri reddediyorlar. Tunus’a gelince; 30 yıl önce İran modelinden bahseden Gannuşi, Bin Ali devrilmeden önce İran-Tunus ilişkilerinin gelişmesi üzerine refüze edilmiş ve kenara savrulmuştu. Hatta kendisine İran vizesi bile verilmemişti. Oysa ki, Raşit Gannuşi 1979’daki İran Devriminden sonra “... Ve eğer (Allah yolundan) dönerseniz, yerinize başka bir toplum(kavim) getirir ve onlar sizin benzeriniz olmazlar!” (Muhammed Sûresi, 38) ayetinin İranlılara intibak ettiğini söylemiştir. Herhalde bugün Mehmet Vani Efendi’nin görüşüne gelmiştir. O görüş de söz konusu kavmin Türkler olduğudur. Belki de bundan dolayı olmalı Gannuşi, Türk modelini yeğlemektedir.

***

Amerikalılar Arap Devrimini kendilerine mal etmek ve liberalleştirmek istedikleri oranda İran da devrimi aynı şekilde kendisine mal ederek İslam dünyasındaki hayal ettikleri konuma gelmek istemektedir. Demek ki, Arap Devrimi çifte kıskaç altında. Nejad kendinden emin bir biçimde İran’ın mutlak liderliğini müjdelemektedir. Dünyanın hayat tarzına tek model olabilecek ülkenin İran olduğunu söylemektedir. Demek ki, İran sadece Arap Baharına modellik ve ebelik etmeyi düşünmüyor, aynı zamanda ‘aç tavuğun kendisini darı ambarında görmesi’ gibi kendisini dünya lideri makamında da görmektedir. Kimilerince ‘siyasi demagog’ bulunan İran Cumhurbaşkanı Nejad’ı geçmiş yıllardaki konuşmalarından da hatırlıyoruz. O yıllarda da bu işi BM minberinde yedeklerinde gördüğü Mehdi ile yapacaklarını ilan ediyordu. Lakin Hamaney ve Devrim Muhafızlarının bu söylemi ‘sapkın’ olarak nitelendirmelerinden sonra Nejad artık Mehdi atfı yapmadan veya ayağa düşürmeden bu tür konuşmalarını sürdürmektedir. ABD’nin bölgesel intifadayı ve kalkışmayı kendisine mal etmek istediğini ama devrimin istikametini bulduğunu söylüyor. Bunu söylerken kendilerine göre durumdan vazife çıkartıyor. İran, Tunus’da model olmadığı gibi Mısır için de model olamamaktadır. Ezher Şeyhi Ahmet Tayyip Batılıların neden Suriye halkına karşı duyarsız kaldığını sorarken herhalde İran’ın duyarsızlığını hatta yandaşlığını da unutmuş değildir. Suriye Devrimi, İran ile Arap Baharı arasına kalın bir duvar örmüştür. Zira turnusol kağıdı görevi görmektedir. 

***

İran hala kellelerden kule yapan Esat rejimini himaye etmeye ve desteklemeye devam ediyor. Ve bu hususta teşvik ve uyarı ile Türkiye’yi de ayartmaya ve Suriye rejiminin arkasında tutmaya çalışıyor. ‘Acem oyunu’ olarak algılanan Murat Karayılan’ın kendi ellerinde olduğu intibaı veren manevrasından sonra şimdi de Suriye’den sonra sıranın Türkiye’ye geldiğini söyleyerek Türkiye’nin Suriye rejimine kol kanat germesini sağlamaya çalışmaktadır. ‘Şimdi de Suriye’den sonra sıra Türkiye’de’ diyerek korku politikalarıyla sonuç almaya çalışıyorlar. İran Devrim Muhafızları eski Komutanı ve Ali Hamaney’in Danışmanı Muhsin Rızai Türkiye’nin hem İsrail’le boğuştuğunu hem de İsrail karşısında ‘dik duran’ Suriye rejimi ile ilişkilerini bozduğunu ve çelişkili politikalar izlediğini savunmaktadır(İran’dan Ankara’ya mesaj: Suriye’den sonra sıra Türkiye’de, 23 Eylül 2011, Cumhuriyet). Halbuki, İsrail’le 40 yıldan beri el altından iş tutan Suriye rejimidir. Bu hususta en ilginç yazılardan birisini Ürdünlü yazarlardan Yaser Zeatire kaleme almış ve yazısına şu başlığı düşmüştür: İsrail Esat’tan mı korkuyor yoksa Esat için endişe mi ediyor?(http://www.aljazeera.net/NR/exeres/05F6CBBA-783A-4C63-AF01-DF827A6CD578.htms) Suriye rejiminin İsrail düşmanlığı maslahat ve pragmatik zeminde bir düşmanlıktır. Ontolojik yani varlığına yönelik bir tehdit değil. Buna rağmen, İran, Suriye ile dostluğunu İsrail düşmanlığı üzerinden pazarlıyor. Burada Türkiye’nin İsrail’i ve Suriye’yi hedef alan politikalarında bir çelişki ve tezat yok. Zira onlar 40 yıldan beri açık düşman ve gizli dost idiler. Aksine asıl çelişki İran’ın İsrail düşmanı gözükmesine rağmen Suriye rejimiyle beraberliğidir. Korsan ile sahte pehlivanlar gölge etmesinler ve birbiri üzerinden bölgeyi nüfuz alanlarına bölmesinler yeter. Geçmişte, SSCB ve ABD arasındaki kayıkçı kavgaları gibi. Suriye’den sonra sıra İran yerine Türkiye’de ise demek ki Türkiye potansiyel olarak Batı’ya İran’dan daha büyük tehdit ve tehlike içermektedir! Bu tamamen doğrudur. Lakin İran genelde bunun aksini savunmaktadır. Demek ki Batı-Türkiye ilişkileri İranlıların diğer zamanlarda söylediği gibi değil. Dertleri nedir? Türkiye’nin selameti mi yoksa Esat rejiminin akıbeti mi? Hâlâ Türkiye’yi korkutarak Şebbiha rejimine kol kanat geriyorlar. Bunu meşrulaştırmak için de Suriye rejiminin İsrail’e mukavemet ettiğini savunuyorlar. Şu kadarını söyleyelim ki, İran ve müttefikleri Suriye halkının silkelenişini kırmak için adeta ikinci Şam ordusu rolüne ve taktiğine soyunuyorlar. Birinci Şam Ordusu Amr İbnü’l As’ın teklifiyle Hazreti Ali cephesini püskürtmek için mızrak uçlarına Kur’an sayfaları takmışlardı. Şimdi ise halkın haklı taleplerinin önünü kesmek için Kur’an yapraklarının yerine direniş propagandasını ikame ediyorlar. Suriye halkını ezerek İsrail’e direnmek mümkün mü?

YENİ AKİT