“Komşularla sıfır problem” bir hata mıydı?

Serdar Demirel

Türk dış siyasetinin Arap Baharı öncesi üzerine kurulu olduğu “komşularla sıfır problem”, kim ne derse desin, başarılı bir projeydi. Türkiye’ye ve bölge ülkelerine kazanımları büyük oldu. En önemlisi de sunî sınırlarla ayrılmış bölge halklarının bunun anlamsızlığını fark etmelerine ve tekrar birlikte olmanın imkânlarını görmelerine vesile oldu. Bir anlamda işgalcilerin zihinlere ördüğü sınırlar esnemeye başladı.

 “Komşularla sıfır problem” telaffuzu kolay velâkin yüreklerde çağrıştırdığı anlam katmanları büyük bir rüyaydı. Çatışmayı dışlayan ve müşterek maslahatlar, ortak bir gelecek perspektifinden kurgulanmıştı. Şiî-Sünnî, Kürt-Türk, Arap-Acem vs. ayrımı yapmıyor, herkesin kazançlı çıkacağı formüller üzerine yoğunlaşıyordu.
Ancak bugün yaşananlardan ve bahusus Suriye kaosundan yola çıkarak bu projenin başından beri başarısız olduğunu iddia etmek, bu açılımın Türkiye’ye ve bölgeye kazandırdıklarını görmemek demek olur. Bu vb. açılımlar sayesinde Türkiye’ye karşı önyargılar yıkılmaya başladı. Türkiye’nin de dahil olduğu bölge ulus devletlerinin ideolojik öğretilerinin sonucu oluşmuş bu önyargılar Ortadoğu halklarının bir kesiminde çok etkili olduğu hatırlanırsa, mesele daha iyi kavranacaktır.

Türkiye’nin son yıllarda olduğu gibi bugün de bölgede aktif rol oynayabilmesinin bir nedeninin de bu açılımın sağladığı avantajlar olduğunu görmek gerek. Suriye halkının Türkiye’den çok şey beklemesi bile bu sıfır problem açılımının oluşturduğu ‘Türkiye aslına rucû ediyor’ algısıyla alakalıdır. Aksi takdirde bu beklentinin içine girmezlerdi.

Arap Baharı’nın oluşumunda da bu etkiyi hesaba katmak gerek.

Arap Baharı; Arap sokaklarının gücünü keşfetme, İslâmî ve dolayısıyla insanî olan haklarını talep etme sürecini başlatma tarihidir. Halkların kendi iradesini kabul etmeyen diktatörlere mahkûm olmadığını, kendisine reva görülen zulmün kader olmadığını idrak edip âdil bir sistem kurmak üzere harekete geçmesidir. Müslüman halkların kendi geleceklerini tayin etmekte kendi hür iradelerinin geçerli olduğunu bütün dünyaya ilan ettiği bir mîlâttır.
Bunda, Türkiye’de, cuntacılara karşı her darbe sonrası verilen bütün kayıplara rağmen direnme azminin, bunun; siyasi, bürokrasi, eğitim ve özellikle de ticarette görülen müsbet sonuçlarının Arap Baharı halkları tarafından açıkça görülmesinin etkisi büyük olmuştur.
Darbe girişimlerine katılmış üst düzey askerlerin tutuklanması ve yargı önüne çıkartılması Türkiye’de nasıl bir izlenim bıraktıysa Arap sokaklarında da hem takdir duygularına hem de bunun bir gün kendi ülkelerinde de mümkün olduğu kanısına yol açtı. Türkiye’deki süreç bölge halklarını umutlandırırken bölge diktatörlerini de korkutmaya başlamıştı.

Bunu da bizzat bu sürecin aktörleri söylüyor zaten. Tunus İslâmcılarının Türkiye’yi model alması ve solcu olan Cumhurbaşkanı Muncef Marzûkî’nin Türkiye’nin yeni müsbet rolüne Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyaretinde sık sık atıfta bulunması gibi. Mısır ve Libya direnişçilerinin de Türkiye’den etkilendikleri âşikâr zaten.

Bunları söylerken Türkiye’nin bu müsbet rolünü abartmak gibi bir niyetim yok. Sadece var olan müsbet etkiyi tesbit etmek ve bunda “komşularla sıfır problem” açılımının rolüne dikkat çekmek istiyorum.

Dünün konjonktüründe gayet iyi işleyen ve takdir toplayan bir açılımın yeni konjonktürde tıkanması, yeni arayışlara girilmesi onun yalnış olduğunu göstermez. Bize göre hâlihazırdaki kaos durulduktan sonra yine bir benzer açılıma gitmek gerekecektir.

YENİ AKİT