Kılıçdaroğlunun Aleviliği!

Ali Bulaç

Kemalizmi ideolojik bir aygıt olarak kullanan devlet, bugüne kadar sadece geniş Müslüman kitleye baskı uygulamakla kalmadı, gayrimüslimlere, Alevilere ve elbette asimilasyona direnen Kürtlere de baskı uyguladı. Geçen haftaya kadar gayrimüslimlerin cemaat vakıflarına devlet el koymuştu, AK Parti hükümeti buna son verdi.

Kürt sorunu devam ediyor. Hükümet 2009'da açılım başlattı, şimdi yeni bir anayasa ile çözüm yolunda bir ilerleme sağlayabileceğimizi ümit ediyoruz. Hükümetin en son "özgürlükler genişletilecek, siyasiler muhatap alınacak ve terörle etkin mücadele edilecek" şeklinde formüle ettiği yeni yaklaşım eğer tam olarak uygulanırsa ümit verici gelişmeler olabilir. Kürtlerin hukuk seviyesinde sahip oldukları bütün haklar teslim edilmeli, ama aynı zamanda şiddet ve terörle de etkin olarak mücadele edilmeli. Bugüne kadar yapılmayan buydu, inşallah bu konsept umulanı verir.

Alevilerin sorunu çözülmüş değil. Bundan önceki AK Parti hükümetinin düzenlediği çalıştaylar önemliydi. Sorun müzakere yöntemi takip edilerek tespit edildi, ne yapılması gerektiği anlaşıldı. Alevi konusu da büyük ölçüde yeni bir anayasanın yapılmasına bakıyor.

Bu arada hükümet takdire şayan adımlar da atmıyor değil. Mesela Madımak Oteli kamulaştırıldı, ilk defa Alevi açılımı ders kitaplarına girdi. Bu yıldan itibaren 4. sınıftan lise son sınıfa kadar Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında Alevilik konusu işlenecek. İmam hatip liselerinde okutulan Kelam ders kitaplarında da Alevilik ve Bektaşilik ile Ehl-i Beyt sevgisi gibi konular okutulacak. Geç kalınmış olmakla beraber bu da son derece sevindirici bir gelişme. Hükümeti tebrik etmek lazım.

Fakat iç karartıcı olaylar da vuku bulmuyor değil. Sanki bütün bu olumlu adımları AK Parti hükümeti atmıyormuş gibi, bir bakıyorsunuz, bir çuval inciri bir sözle berbat eden de bu partinin sözcüleri. Birkaç gün önce AK Parti sözcüsü Hüseyin Çelik'in CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'yla ilgili sarf ettiği sözler tam bu cinsten şeylerdi. Kılıçdaroğlu, hükümetin Suriye politikasını eleştiriyor, bu onun hem görevi hem hakkı. Hüseyin Çelik'in cevap sadedinde "Acaba Sayın Kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye'ye bu manada sahip çıkıyor?" diye sorması tam bir fecaat oldu. Bu sözler şık değildi, tahrik ediciydi, doğru da değildi. Şundan:

a) Kemal Kılıçdaroğlu, mezhep kimliğini ima ettirecek her türlü tutumdan dikkatle kaçınan bir lider. Bana göre bu derecede hassasiyet göstermesi de gerekmez. Bu evsafta ve sorumlulukta olan bir siyasî lidere 'mezhep üzerinden vurmak' hiç doğru değil, haksızlık.

b) Suriye'de halkla dikta rejimi arasında süren çatışmanın ana dinamiği mezhep değildir. Yönetimdekilerin ağırlıklı olarak Nusayri, muhalefetin Sünni olması ikinci derecede önem arz etmektedir. Halka karşı katliam uygulayan rejimin, başka bir deyişle "Suriye derin devleti"nin içinde hatırı sayılır Sünni unsurlar da var. Bana sorarsanız yanlış olmakla beraber başta Ramazan el-Buti olmak üzere çok sayıda Sünni ulema, hâlâ rejimin yanında duruyorlar. Birkaç ay öncesine kadar bizim hükümetle Esed ekibi sarmaş dolaştı. Saddam Sünni idi, yüzbinlerce Sünni, Şii ve Kürt'ü katletti. Kaddafi de öyle.

c) İran da Nusayri-Alevi diye Beşşar Esed'i destekliyor değil. Öyle olsaydı, İran tümü Şii olan Azerbaycan'ın yanında yer alırdı, zaman zaman Ermenistan'a çok daha yakın tutum alıyor. Maalesef ulus devlet refleksi ve reel politik birinci derecede rol oynuyor.

Elbette Ortadoğu'da süren çatışmalarda araçsal/fonksiyonel değerleri hayli yüksek olduğundan etnik ve mezhebi unsurlar etkileyici rol oynuyor. Bu, bizim bu konularda çok dikkatli ve sorumlu davranmamızı gerektiriyor. Eğer biz Ortadoğu için örnek olacaksak, farklı etnik ve mezhep gruplarını nasıl barış içinde bir arada yaşatabiliriz, bunun somut örneğini gösterebilmeliyiz. Alevi veya Kürt -veya başka etnik- kimliğini deklare etmekten çekinmeyen, ama Sünni-Alevi/Türk-Kürt herkese eşit ve adil davranan birinin de bu ülkeyi yönetme veya yöneticileri eleştirme hakkı vardır.

ZAMAN