Kenya’da İsrail Gölgesi: Tarım Anlaşması mı, Nüfuz Planı mı?
Sare Şanlı / Fokus+
İsrail ile Kenya arasında uzun zamandır özellikle damla sulama, seracılık ve modern üretim teknikleri alanında aktif bir tarım ilişkisi var. İsrailli uzmanlar Kenya’da projeler yürüttü, Kenyalı çiftçiler İsrail’de eğitim aldı. Bu işbirliği, çoğu zaman “verimlilik artışı” ve “teknoloji transferi” başlıkları altında sunuldu.
Ancak, Nakuru County’ye bağlı Solai’de İsrailli Erez Rivkin’e kiralanan 520 dönümlük arazi, bu alışılmış işbirliğini sıradan bir yatırım tartışmasının ötesine taşıdı. Kenya kamuoyu bir anda ikiye bölündü.
Bir kesime göre ortada büyütülecek bir durum yok: Yatırım geliyor, istihdam oluşuyor, modern tarım teknikleri ülkeye kazandırılıyor. Kenya’nın tarımsal üretim kapasitesi artıyor ve küresel ihracat zincirine daha güçlü entegre oluyor.
İsrailli Erez Rivkin
Diğer kesim ise aynı tabloya bambaşka bir yerden bakıyor. Onlara göre mesele sadece sera, tohum ve sulama borusu değil. Solai’deki projenin etrafında dolaşan “yaşam alanı”, “gençlik değişim programı” ve uzun vadeli yerleşim ihtimali gibi iddialar, ekonomik yatırım ile demografik ve ideolojik genişleme arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor.
Tartışmayı keskinleştiren ise zamanlama. Gazze’de süren savaşın gölgesinde yapılan bu anlaşma, Kenya’da Filistin’e yönelik güçlü toplumsal duyarlılıkla birleşince sıradan bir tarım projesi olmaktan çıktı. İsrail’in Afrika kıtasındaki varlığı zaten bazı çevrelerde mesafeli bir bakışla karşılanırken, Solai’deki arazi kiralaması bu güvensizliği görünür hale getirdi.
Kenyalıların toprak hafızası ağır. Toprak kaybının ne anlama geldiğini, mülksüzleştirmenin nasıl başladığını ve zamanla nasıl kalıcı hale geldiğini tarihsel deneyimle bilen bir toplum söz konusu.
Bu hafızanın en güçlü sembollerinden biri ise Mau Mau direnişi.
Mau Mau hafızası neden hala taze?
20. yüzyılın başında İngiliz sömürge yönetimi, Kenya’nın en verimli topraklarını “Beyaz Yaylalar” (White Highlands) adı altında yerli halkın elinden zorla aldı. Binlerce aile topraklarından sürüldü; kendi ülkelerinde ücretli işçiye dönüştürüldü.
1952'de İngiliz polisler Kenyalı köylüleri silah zoruyla rehin alıyor
Bu mülksüzleştirmeye karşı gelişen Mau Mau direnişi ise uzun yıllar “terör” söylemiyle bastırıldı. On binlerce insan öldürüldü, yüz binlercesi kamplara kapatıldı. Bugün ise Mau Mau, Kenya’nın bağımsızlık mücadelesinin simgesi olarak anılıyor.
İsrail tarafından Filistinlilere yöneltilen söylemin benzerliği, Kenya toplumunda güçlü bir karşılık buluyor. Toprağını savunan Gazze halkının meşruiyetinin güvenlik ve terör kavramları üzerinden sorgulanması, tarihsel bir yarayı yeniden hatırlatıyor. Her iki direniş de önce 'şiddet yanlısı bir isyan' olarak etiketlendi, ardından bu etiket meşru toprak savunmasını ve siyasi talepleri görünmez kılmak için kullanıldı.
İşte bu nedenle Solai’deki arazi kiralaması, yalnızca ekonomik bir anlaşma olarak görülmüyor. Pek çok Kenyalı için mesele, toprağın kimin kontrolünde olacağı ve bu kontrolün zamanla nasıl genişleyebileceği sorusu.
1903’ten bugüne: Bir "hayalet" olarak Uganda planı ve siyasi müdahale
Kenyalıların Solai’deki tarlalara bakarken gördüğü şey sadece modern traktörler değil; 120 yıllık bir planın küllerinden doğan bir hayalet. 1903 yılında, Siyonist hareketin kurucusu Theodor Herzl’e, Yahudi yerleşimi için İngiliz sömürge yönetimi tarafından bugün Kenya sınırlarında kalan toprakları da kapsayan "Uganda Planı" önerilmişti. Her ne kadar o dönem Siyonist Kongre "Filistin’den başka vatan yok" diyerek planı reddetmiş olsa da bugün Kenya kamuoyunda yankılanan soru şu: Vazgeçilen o yerleşim projesi, bir asır sonra "tarımsal yatırım" kılıfıyla geri mi dönüyor?
Bu endişe, sadece tarihsel bir takıntı değil, güncel siyasi müdahalelerle beslenen somut bir şüphe. Kenya siyasetinin derinliklerinde, İsrail’in seçim süreçlerine müdahale ettiği yönündeki iddialar hafızalarda tazeliğini koruyor. Özellikle Netanyahu’nun, muhalefet lideri Raila Odinga’nın kazanmaya çok yakın göründüğü süreçlerde Uhuru Kenyatta yönetimine verdiği açık destek, Kenyalılar arasında şu yorumun yapılmasına neden oluyor: "İsrail, Kenya tarlalarına rahatça yerleşebilmek için Kenya siyasetini kendi çıkarlarına göre dizayn mı ediyor?" Bir devletin başka bir devletin seçimlerine ipotek koyması ile topraklarına yerleşmesi, aynı stratejik kuşatmanın iki farklı yüzü.
Veri egemenliği ve sistem bağımlılığı
Tarım artık yalnızca toprak ve sudan ibaret değil. Modern üretim, tohum genetiğinden sulama algoritmalarına, toprak sensörlerinden uydu destekli veri analizine kadar geniş bir dijital altyapıya dayanıyor.
Bu sistemler üretimi artırabilir; ancak aynı zamanda yeni bir bağımlılık ilişkisi de yaratır. Çiftçi bir kez belirli bir tohum, sulama yazılımı veya entegre tarım paketine geçtiğinde, yedek parça, bakım, kimyasal girdi ve teknik destek için aynı şirkete bağlı hale gelir.
Bir diğer boyut ise veri meselesi. Toprağın nem oranı, mineral yapısı, hangi ürünün hangi verimle yetiştiği, iklim tepkileri… Bunların tamamı stratejik tarımsal veridir. Bu veriler, üretim planlamasından ihracat stratejisine kadar birçok alanı etkileyebilir. Eğer söz konusu bilgi akışı yabancı şirketlerin kontrolündeyse, gıda güvenliği yalnızca üretim miktarıyla değil, veri sahipliğiyle de tanımlanır.
Bölgesel ağ mı, tesadüfi yatırımlar mı?
İsrail’in Doğu Afrika’daki adımları birbirinden tamamen kopuk projeler olarak mı okunmalı, yoksa daha geniş bir stratejik çerçevenin parçaları olarak mı?
Somaliland ile kurulan temas ve Berbera Limanı üzerinden Hint Okyanusu’na açılan kapı; Etiyopya ile geliştirilen güvenlik ve savunma işbirliği; şimdi de Kenya’daki tarımsal yatırımlar… Bu gelişmeler yan yana konulduğunda bazı çevreler için lojistik ve ekonomik bir ağın oluştuğu izlenimini güçlendiriyor.
Elbette bu tabloyu “olağan diplomatik ve ticari ilişkiler” olarak yorumlayanlar da var. Devletlerin limanlara erişim arayışı, güvenlik anlaşmaları yapması ve tarım teknolojisi ihraç etmesi uluslararası ilişkilerde sıra dışı değil.
Ancak eleştirel bakış şu noktaya odaklanıyor: Sömürgeci geçmişi olmasa da bölgede kendi nüfuz alanını oluşturmaya çalışan “alt emperyal” bir güç olarak davranan İsrail gibi bir ülkenin tarım, güvenlik ve liman erişimi aynı coğrafi hatta kesiştiğinde, ekonomik iş birliği ile jeopolitik etki arasındaki sınır nerede başlar?
Toprak kiraya verilir, hafıza asla
Kenya örneği, yalnızca bir yatırım tartışması değil; Afrika’nın kalkınma stratejisine dair daha geniş bir sorunun yansıması.
Gerçek şu ki kıta ülkelerinin büyük bölümü hala ileri tarım teknolojisine, sulama altyapısına ve veri temelli üretim kapasitesine tam olarak sahip değil. Bu nedenle dış aktörlerle yapılan işbirlikleri ne anormal ne de ilkesel olarak sorunlu. Aksine, doğru çerçevede kurulduğunda gerekli ve rasyonel.
Asıl mesele yatırımın varlığı değil, şartları.
Teknoloji gerçekten transfer ediliyor mu, yoksa sadece kiralanıyor mu?
Veri yerel kurumların kontrolünde mi kalıyor?
Sözleşmeler şeffaf mı, süre ve kapsam net mi?
Yerel çiftçi güçleniyor mu, yoksa uzun vadeli bir bağımlılık zincirine mi eklemleniyor?
Söz konusu İsrail gibi Siyonist hedefleri uğruna soykırım yapmaktan çekinmeyen sınır tanımaz bir devlet olunca, Kenya kamuoyunun endişesi hiç de yersiz gözükmüyor.