Kennedy suikastının karanlıkta kalan yönleri

Abdullah Muradoğlu, Kennedy suikastına ilişkin gizli belgelerin açıklanmamasının arkasında istihbarat çatışmaları ve İsrail bağlantısına dair saklanan gerçeklerin bulunduğunu ifade ediyor.

Yeni Şafak / Abdullah Muradoğlu

“Kennedy Suikastı” neden aydınlatılamıyor?

Washington, “CIA”in “Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisi”ne (ODNI) baskın düzenleyerek “Kennedy Suikastı”yla ilgili belgelere el koyduğu iddiasıyla çalkalanıyor. Belgelerin “CIA”in kötü şöhretli “MK-Ultra zihin kontrol programı” ile ilgili gizli kayıtları içerdiği de söyleniyor. Bu İddiayı ilk olarak 13 Mayıs 2026 tarihinde “Fox News”ten Jesse Watters dile getirmişti.

Trump’a yakınlığıyla bilinen Roger Stone’un kaleme aldığı bir yazıya göreyse tartışma, CIA ihbarcısı James Erdman ile bağlantılı olduğu bildirilen bir ifade nedeniyle şiddetlendi. Yazıda Erdmanın Senato’nun bir komitesine gizlilik derecesinin kaldırılmasına ilişkin incelemesi sırasında “ODNI” uhdesindeki yaklaşık kırk kutu belgeye el konulduğunu söylediği belirtiliyor.

Belgelerin “ODNI”ye intikal etmeden önce kaldırıldığı da söyleniyor. Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın ofisinden yapılan açıklamaya göreyse ”baskın” iddiası doğru değil.

Gabbard’ın talimatıyla ODNI görevlilerinin Nisan 2025’te CIA ‘ye ait bir tesiste saklanan belgelere el koyduğu biliniyordu. ODNI’nın bu operasyonunda Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.’ın gelini Amaryllis Fox Kennedy de yer almış idi. Eski bir CIA ajanı olan Amaryllis, Gabbard tarafından Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisi’nde üst düzey bir göreve getirilmişti.

Bu arada ilginç bir gelişme daha yaşandı. 19 Mayıs’ta “Washington Post” gazetesinde yer alan bir haberde Amaryllis Fox Kennedy’nin Trump’ın dış politikasıyla aynı fikirde olmadığı gerekçesiyle ayrıldığı belirtiliyordu. ”X” hesabından 20 Mayıs’ta yaptığı açıklamada Trump’a övgüler yağdıran Fox Kennedy ise ailevi nedenlerle görevinden ayrıldığını savunuyordu.

“Baskın” iddialarıyla ilgili olarak Gabbard’ın bir açıklama yapması bekleniyordu. Beklenen açıklama Cuma günü geldi. Ne ki Gabbard da ailevi nedenlerle 30 Haziran itibariyle görevinden ayrılacağını duyurdu. Trump ise sosyal medya hesabından Gabbard’a hizmetleri için teşekkür ederek, “Tulsi inanılmaz bir iş çıkardı, onu özleyeceğiz” ibaresine yer verdi.

ODNI bünyesindeki “Ulusal Terörle Mücadele Merkezi”nin Direktörü Joe Kent de Mart’ta istifa etmişti. Kent yaptığı açıklamada İran’ın ABD ulusu için yakın bir tehdit oluşturmadığı halde İsrail›in ve Amerika’daki lobisinin baskısı nedeniyle savaşın başlatıldığını vurgulamıştı.

“İsrail Lobisi” ve “Neoconlar” Tulsi Gabbard’ın Ulusal İstihbarat Direktörü olarak atanmasını şiddetle eleştirmişlerdi. İsrail yanlısı aşırı sağcı Laura Loomer ise Trump’ın Gabbard’ı kovması için kampanya yürütmüştü. “Axios” haber sitesinde yer alan bir haberdeyse Roger Stone’un Trump’ı Gabbard’ı görevden almamaya ikna ettiği belirtilmişti. Stone ise kaleme aldığı bir yazıda haberdeki detayların doğru olduğunu vurgulamış idi. Stone, yazısında “Loomer’ın en sadık olduğu liderin Donald Trump değil, Benjamin Netanyahu olduğu gayet açık” demişti.

Kısa aralıklarla gerçekleşen bu üç istifanın istihbarat ve güvenlik birimleri arasında “İsrail” sebebiyle yaşanan çatışmanın bir yansıması olarak görüldüğünü belirtmek gerekiyor.

Diğer yandan bazı yorumculara göre “Kennedy Belgeleri”ne el konulması da İsrail’le ilgilidir. Öteden beri birçok yorumcu ABD Başkanı John. F. Kennedy’nin(JFK) 1963’te İsrail’in nükleer silah programını engellemeye çalıştığı için suikaste uğramış olabileceğine dikkat çekiyorlar.

CIA eski ajanlarından John Kiriakou ise Mart 2026’da kendisiyle yapılan röportajda on bin “JFK Belgesi”nin İsrail’e işaret ettiği için asla kamuoyuna açıklanmayacağına dikkat çekmişti.

“Kennedy Suikastı”yla ilgili kitaplarıyla tanınan Monika Wiesak da 2 Mayıs’ta kaleme aldığı yazısında İsrail’in “Kennedy Suikasti”nin potansiyel şüphelileri arasında olduğunu, ancak soruşturmalarda bu ihtimalin görmezden gelindiğine içerliyordu. Kennedy ve İsrail arasında yaşanan gerilime ilişkin olarak bir zaman çizelgesine yer veren Wiesak, İsrail’in bu suikastle rahat bir nefes aldığını ve böylece nükleer programın denetimden kurtulduğunu söylüyordu.

“Kennedy Suikasti” sanığının hapishaneye nakledilmesi sırasında gece kulübü işletmecisi Yahudi Amerikalı Jack Rubby tarafından öldürülmesi kafaları karıştırmıştı. Rubby’nin 1967’de cezaevinde ölmesiyle birlikte “Kennedy Suikasti”yle ilgili gerçekler de karanlığa gömülmüştü.

“Kennedy Suikasti”nin üzerinden 63 yıl geçmesine rağmen söz konusu belgelerin tamamının hâlâ kamuoyuna açıklanmamış olması dikkat çekici tabii. “Gizlilik” salt kişilerle ilgili olsaydı, çoktan yayımlanmış olurdu. Hangi gerçeklerin saklandığıysa elbet bir gün ortaya çıkacaktır.

Yorum Analiz Haberleri

Toplumsal çürümenin anatomisi ve vicdan sorgulaması
Doğum oranlarındaki düşüşün asıl sebebi ekonomi değil
Gazze ablukasının Akdeniz’e yayılan yüzü
Kurbanlaştırılanlar ve kurban olmayı seçenler
İç oryantalizmin gölgesinde dekolonizasyon