Kemalist Cunta Bayrak Gösteriyor

KENAN ALPAY

Hürriyet’in Hande Fırat imzasıyla namluya sürdüğü “Karargâh Rahatsız” manşeti kanaatimce sarsıcı olmaktan öteye ufuk açıcı bir mahiyet arz etmektedir. Hayır, elbette ki ne Hande Fırat ne de Hürriyet ufuk açma niyetiyle değildi. 28 Şubat post-modern darbe sürecinde olduğu gibi şiddetli sarsma hatta korkutup sindirmeye dönük klasik bir psikolojik harekât planının bir aşaması tekrar devreye sokulmuş diyebiliriz. Siyaset ve toplumu yeniden ve daha güçlü bir biçimde tasallut altına alacak plan yürürlüğe koyulmuş durumda. “Bir haberle mi?” demeyin lütfen! Haberin mahiyeti, nerede ve hangi konjonktürde yayınlandığı kadar işleyen planlardan hangisinin bir parçası olduğunu da etraflıca çözümlemek gerekiyor.

Neredeyse Fethullahçı Cunta’yla mücadeleye teksif edilen siyasal-sosyal gündem Türkiye’nin kronik ve akut sorunu olan Kemalist cuntanın asırlık cürümlerini, ideolojik ve örgütsel olarak en ağır cürümleri işleme potansiyellerini adeta görünmez kıldı, önemsizleştirdi. Hatta öyle ki kimi sinsiliğinden kimi ahmaklığından Kemalist cuntacılar tarafından işlenen suçları, cinayetleri, provokasyonları FETÖ’ye ciro etme yönünde bir moda bile baş gösterdi medyada. Ne de olsa kimi kurnaz tilkiler açık öğretim misali ücretsiz Kemalizm dersleri veriyorlardı kamuoyuna; “efendim Atilla İlhan mezhebine uyan Kemalistlerin arkasında namaz kılınır, emirlerinde emperyalizme karşı cihad bile edilir amma bugün ortalıklarda dolaşan Kemalist taklidi yapanların şerrinden sakınınız” tarzında va’zı nasihatler veriyorlardı.

Bütün Cunta(cı)larla Savaşmalıyız!

Fethullahçı Cunta’nın yol açtığı ağır musibet siyaset ve toplumun ufkunu adeta öylesine kapladı ve kuşattı ki onun dışındaki tüm sorunlar hafife alındı hatta yer yer sorun olmaktan çıktığı zannedildi. Evet Fethullahçı Cunta işlediği cinayetler, tertiplediği provokasyonlar, örgütlediği fitne ve kaos planlarıyla hem ülkeyi hem de bütün bir İslam dünyasını emperyalizmin emrine amade kılmak yolunda çok uğraşlar verdi. Evet Fethullahçı Cunta takıyye, yalan, iftira, sahtecilik, hırsızlık, ihtilalcilik gibi en çirkin silahlarıyla hakikate ülke ve topluma telafisi imkansız kayıplar verdirdiler. Amma ve lakin suçları ne kadar çeşitli olursa olsun, cürümleri ne kadar ağır olursa olsun diğer ve asli örgütlü suç merkezini unutturamazdı, unutturmamalıydı!

15 Temmuz askeri darbesi her ne kadar sonuçları itibariye son derece vahim bir fatura önümüze koyduysa da diğer darbe süreçlerinin bir devamıydı. Yanlış olan 15 Temmuz darbe sürecini 27 Nisan, 28 Şubat, 12 Eylül, 12 Mart, 27 Mayıs ve Tek Parti süreçlerinden ayırmak ve ayrıştırmaktı. Aradaki farklar nüans kabilinden farklardı ancak en önemli ve hayati ortak paydası halka karşı silah çekme ihtirasıydı. Hafızamızı şöyle bir yoklarsak göreceğimiz genel tablo şudur: Siyasal söylemler ve medya dilinde 15 Temmuz ve Fethullahçılık olgusu kendisinden önceki darbe süreçlerinden ve Kemalizmden ısrarla ayrıştırılmıştır. Hatta bu süreçte Fethullahçılıkla mücadele adı altında en azgın ihtilalcilerden mülakat almak, Kemalist darbecilerin röportajlarını dayanak yaparak Fethullahçılıkla mücadeleye hız vermek gibi yanlışlarda bir hayli inat edilmiştir. Kötü olan Albay Hasan Atilla Uğur gibi ömrü ajitasyon ve provokasyonla dolu Kemalist ihtilalciler “efsane komutan” olarak pazarlanmış, toplumu İttihatçı korkuların esiri kılacak tuzakların parçası olunmuştur.

Fethullahçılı Cunta’ya karşı yürütülen topyekûn savaşta ordu, yargı, emniyet, akademi, bürokrasi gibi alanlarda ölçünün kaçıp kaçmadığı, Fethullahçılıkla mücadele adı altında kimilerinin dindar-muhafazakâr kesimleri kamusal alandan arındırmaya soyunduğu görülememiştir. Neden? Bunun birçok sebebi vardır muhakkak, bir ikisine burada dikkat çekelim: Çünkü medyada Pelikan Şebekesi namıyla maruf ve hemen hepsi daha düne kadar Fethullahçı Cuntayla iş görmüş tiplerin yeni dönemde Perinçek-Aydınlık cuntasıyla ortak bir hareket tarzını benimsemiş olması bu perdelemelerden birisidir.

Huylu Huyundan Vaz Geçmezse!

Pelikan Şebekesinin trolleri tünedikleri yalılarda “Fetö’ye karşı yürütülen topyekun mücadelenin üssü” havasıyla en temelde (Fethullahçı eski dostlarından öğrendikleri) psikolojik harp taktikleriyle AK Parti’nin asıl ve çekirdek tabanı olan çevreleri yabancılaştırmak ve düşmanlaştırmak üzere bir strateji yürütmekteler. Daha düne kadar Türkiye’yi bir darbeden diğerine sürüklemek üzere siyaseti abluka altında tutmaya, topluma korku salmaya girişmiş Ergenekon ve Balyoz sanıklarıyla ekranlarda, manşetlerde ahbap çavuş muhabbetlerinin getirisi de götürüsü de ayan beyan ortadadır. Komplo teorilerini bile aşıp meseleyi hepten tutarsız hatta edepsizce haberler üretmeye götüren bu sapkın ve şaşkın ruh hali esas tehdidi, öncelikli tehlikeyi de görünmez kılmıştır.

Hürriyet’in eskimez huyudur askeri cuntalara çanak tutmak. Hürriyet’in şevkle, arzuyla manşetlere çektiği “Karargah’tan İkaz, Topyekun Savaş, Gerekirse Silah Bile Kullanırız” psikolojik harp taktiklerinin hiç de yabancısı değiliz. Ama bir şeyi daha hatırlatmakta fayda var: Hürriyet bir askeri cuntaya yaslanarak hatta ona güvenerek yapıyor bu haberleri. Hande Fırat’ın haberi tepeden tırnağa Kemalist ideoloji ve kadroların kaygılarını manşete taşıyor. Hürriyet’in gazeteliği, Hande Fırat’ın gazeteciliğinden öteye ordudaki Kemalist oligarşinin köklerini mercek altına almak icap ediyor.

Hürriyet de Kemalist cuntacılar da siyaseti ve toplumu korkutma, sindirme, bastırma huylarından vaz geçmiyor. İkisini birbirinden ayrıştırmak, Kemalist cuntacıları görmezden gelip Hürriyet’i asli fail saymak yanlıştır ve faydalı bir sonuç vermez.

Yeni Akit