Kaybeden taraf AKP mi?

Etyen Mahçupyan

Ortalıkta popüler ve aynı zamanda mizahi bir retorik var. Buna göre Türkiye’nin Ortadoğu ve Suriye politikası feci bir başarısızlık öyküsüdür, yerlerde gezinmektedir ve iflas etmiştir. Türkiye son dönemde Ortadoğu denkleminin kaybeden tarafıdır… Neden derseniz Türkiye Esed’in kısa zamanda iktidardan gideceğini öngörmüş, bu amaçla Özgür Suriye Ordusu’na yatırım yapmış ve yanılmıştır. Bu tespit yanlış değil. Gerçekten de Esed’in ömrünün kısa olduğu düşünüldü ve gerçekten de ÖSO’ya verilen destek tabloyu değiştirmedi. Ne var ki bu sonuçtan hareketle Türkiye kaybetti diyebilmemiz için ortada kaybedilmiş bir şeylerin olması lazım. Türkiye hâlâ Ortadoğu denkleminin vazgeçilmez bir aktörü. Öte yandan bu hengamede ne toprak, ne de insan kaybetti. Mültecilere harcadığı paranın karşılığının parayla ölçülmeyecek kadar yüksek olma ve bunun o denklemde Türkiye lehine bir ağırlık oluşturma ihtimali de az değil. Öte yandan ülkenin büyüme oranı kabaca 3,3 ile Avrupa’nın en yükseği olmayı sürdürüyor. Bütçe disiplini devam ettiği için yatırıma ayrılan kaynak yüksek seviyesini koruyor, çözüm sürecine ‘bedenini’ koyduğunu söyleyen bir parti yüzde elli oy almaya devam ederek çok partili dönemin en uzun siyasi istikrar süresini yakalıyor. 

Bir an için bunları unutalım ve Türkiye’nin kaybettiği tezini kabul edelim. İlk soru kimin kazandığıdır… Etrafa baktığımızda pek kazanan görülmüyor. ABD’nin, Suriye’nin, Irak’ın kaybettiği açık… Suudiler ve İran kendilerini ortada telakki edebilirler ama kazandıklarını söylememiz zor. O halde Türkiye analizlerinin anlamı ne? Kimsenin doğru öngörülerde bulunamadığı bir coğrafyada hiçbir ülke kendi lehine anlamlı bir yol kat etmiş değil. Diğer taraftan Türkiye’nin iktidarlardan ziyade halka dönük tutumunda ısrar etmesinin bir romantizmden öte bugünün dünyasını doğru anlamayı ifade ettiğini vurgulamak lazım. Diğer bir deyişle Türkiye kısa vadeli stratejisinde yanılmış olabilir ama uzun vadeli stratejisinde haklı çıkma ihtimali epeyce yüksek bir ülke. 
Soruya geri dönelim: Bu ‘yenilgi analizlerinin’ anlamı ne? Cevaba yaklaşmanın basit yollarından biri bu analizleri kimlerin yaptığına bakmak ve bu kişileri birbirine bağlayan mantığı yakalamaya çalışmak… İlginç bir biçimde söz konusu analizleri yapanların tümü AKP’den hazzetmeyenler ve bu partinin iktidardan gitmesini isteyenler kategorisine girmekte. Eğer söyledikleri doğruysa durumdan memnun olmalılar! Çünkü Ortadoğu’da gerçek bir yenilgi Türkiye’deki iktidarı sarsar. Hükümetin iç siyaseti yönetmesi de zorlaşır ve bu durum muhtemelen sandığa yansır. Dolayısıyla eğer böyle bir yenilgi durumu varsa, muhalefetin sesini çıkarmayıp ellerini ovuşturarak seçim zamanını beklemesi ve propagandayı o zaman yapması gerekir. Ya şimdi uyardığınız hükümet yanlışını düzeltip önümüzdeki seçimi de kazanırsa? Muhalefetin akılsız olduğunu varsaymayacaksak, bu söylemin şu an tekrarlanıp durulmasının mantığı ne olabilir? 
En akılcı tahmin AKP karşıtlarının bizzat AKP tabanını etkilemeye, orada bir kafa karışıklığı yaratmaya soyunmalarıdır. Hükümetin yanlışını fark edip doğru stratejiye dönmesinin ima ettiği bir risk de muhtemelen yoktur, çünkü zaten ortada telafi edilemeyecek bir yanlış bulunmamaktadır. Bu söylemin Kürt siyaseti ve ona destek verenler tarafından seslendirilmesi ise patetik bir görüntü verebiliyor. Çünkü bu sürecin esas kaybedeni tabii ki PYD oldu. Kendisine ait olduğunu düşündüğü toprak işgal edildi ve başkalarınca paylaşıldı, insanları bölgeyi terk etti ve gelecekte kurulacak düzende PYD’nin mutlak üstünlüğünün olma ihtimali neredeyse kalmadı. Bunun Türkiye’nin de aleyhine olduğu, kaybın tezahürlerinin Türkiye’de de karşılığının olacağı söylenebilir ve büyük ölçüde doğrudur. Bu ‘dolaylı’ kaybın çözüm sürecini olumsuz etkileme olasılığını ve sonuçta hükümet açısından bir başarısızlık olarak ele alınması gerektiğini de öne sürebiliriz. Ama bütün bunları söyleyebilmek için önce asıl kaybedenin PKK/PYD siyaseti olduğunu teslim etmek gerekiyor. 
Türkiye ile Esed’in ayrıştığı bir dönemde PYD baskı araçlarını kullanarak otorite boşluğunu değerlendirip Rojava’yı yönetimi altına aldı. Bunda insani meseleler dışında fazla sorun yok… Bu noktada Türkiye’yi yanına alması hâlâ mümkündü. Ama PYD tam aksi yönde karar verdi. Esed’le anlaştı. Üstelik IŞİD katliamlara giriştiğinde sadece seyretti. Sonra kendisi tehlikeye düştüğünde de sorumluluğu Türkiye’ye yıkarak yenilgi psikolojisinden sıyrılmak istedi… Bu öylesine gerçeküstü bir yorum ki yaşatılması için başka birinin ‘yenilgi hikayesine’ muhtaç. Belki de mesele bundan ibaret…

AKŞAM