Kapitalizmin önlenemez çöküşü –1

ABDULLATİF GENÇ

Riba, Cari Açık ve Tekil Çıkış Açmazı: Krizin Mekaniği

Özet

Kur'an-ı Kerim’de riba yasağı, dar anlamda faizli işlemleri değil; zayıflık üzerinden işleyen, zamanı ve geleceği tahakküm aracına dönüştüren bütüncül bir iktisadî mantığı hedef alır. Bu makale, ribayı nüzul ortamındaki temel sadelik üzerinden kavramsallaştırmakta; modern ekonomide cari açığın borçla finanse edilmesiyle başlayan sürecin haber akışlarına yüksek duyarlılık, tekil çıkış açmazı, finansal kriz, kur şoku, enflasyon ve sıkı para politikası zinciriyle nasıl kaçınılmaz biçimde ilerlediğini ortaya koymaktadır. Çalışma, borcun eksiksiz geri dönüşünün matematiksel olarak mümkün olmadığını ve sistemin en başından itibaren bazı aktörlerin erken çıkışı, bazı aktörlerin ise üzerine yükün çökmesi varsayımıyla çalıştığını savunur.

1. Kavramsal Zemin: Nüzul Ortamında Temel Sadelik ve Riba

Riba, temel sadelik çerçevesinde kavramsal düzeyini yakalar,modern ekonomiler üzerinden kurumsallaşır. Nüzul ortamında toplum, ortak bir mal–hizmet alanı içinde yaşar. Birey ürettiğini bu alana bırakır, ihtiyacını buradan alır. Zenginlik ya da fakirlik ahlâkî değil, niceliksel bir durumdur.

Fakirlik bu bağlamda geçici bir darlık değil, sürekli bir üretim–ihtiyaç uyumsuzluğudur. Bu nedenle fakirin borçlandırılması rasyonel değildir. Fakir, gelecekte bu borcu kapatacak fazlalığı üretmeyecektir. Borcun artışlı ya da artışsız olması bu sonucu değiştirmez. Nitelik aynıdır.

Bu düzeyde riba, ötekinin zayıflığını faydaya dönüştürmek, ihtiyacı geleceğe bağlayarak insan üzerinde zaman yoluyla tahakküm kurmaktır. Kur’an’ın sadaka, zekât, mühlet ve bağışlamayı karşı kavramlar olarak koyması, ribanın daha en başta yanlış bir destek biçimi olduğunu gösterir. Bu bölüm, ribanın ne olduğunu anlamak içindir; henüz makro ekonomi sahneye çıkmamıştır.

2. Cari Açığın Finansmanı: Ribanın Yapıya Girişi

Modern dünyada aynı mantık bireyden topluma taşınır. Ürettiğiyle ihtiyacını karşılayamayan yapı artık birey değil, ülkedir. Cari açık bu noktada tek başına bir kriz değildir; belirleyici olan, bu açığın borçla finanse edilmesidir.

Cari açık borçla finanse edildiğinde riba yapısal hâle gelir. Borç artık geçici bir dengeleme aracı değil; geleceği ipotek altına alan kurumsal bir sözleşmedir. Borçlu birey değil, toplumdur; borçlanan bugünün nesli, ödeyen henüz doğmamış kuşaklardır. Zaman, ribanın temel sermayesine dönüşür.

Bu aşamada sistem, yalnızca ekonomik büyüklüklerle değil; bilgi, beklenti ve algı akışlarıyla da yönetilmeye başlanır.

3. Tekil Çıkış Açmazı: Borcun Matematiği ve Erken Çıkış Zorunluluğu

Kapitalist sistemin örtük varsayımı, borcun eksiksiz geri dönebileceğidir. Oysa bugün fakir olan bir ekonominin yarın sürekli cari fazla üretmesi mümkün değildir. Bu nedenle borç:

  • Azalan bir yük değil,
  • Sürekli yukarı yönlü bir grafiktir.

Bu gerçek, “borç stoku” kavramıyla teknikleştirilerek masumlaştırılır. Oysa stok büyüdükçe sistem, getirinin erken ve tekil çıkışlarla realize edilmesine daha fazla ihtiyaç duyar. Getiri herkes için aynı anda mümkün değildir.

Bu durum tekil çıkış açmazıdır:

Sistem en başından itibaren, birilerinin köprüden önce çıkmasını; geri kalanların üzerine ise yükün çökmesini varsayar. Bu ahlâkî bir sapma değil, tasarımın doğal sonucudur.

4. Haber Akışına Yüksek Duyarlılık: Çıkış İşaretlerinin Üretimi

Borçla genişlemiş ve kırılgan hâle gelmiş bir sistemde haber akışı, yalnızca bilgi taşımaz; davranış üretir. Kredi notu değişimleri, merkez bankası yönlendirmeleri, jeopolitik gerilimler, finansal kuruluş açıklamaları ve beklenti anketleri; piyasa aktörleri için birer çıkış işareti işlevi görür.

Bu tür haberler, aktörlere “erken çık” çağrısı yapar. Sorun, bu çağrıların herkes tarafından aynı anda okunmasıdır. Sistem, eşzamanlı çıkış davranışını kaldıramaz. Tekil çıkış açmazı tam da bu noktada görünür hâle gelir.

5. Finansal Krizin Parasal Mekaniği: Yerel Paradan Kaçış ve Kur Şoku

Duyarlılığı yüksek haber akışı tetiklendiğinde ilk refleks, yerel para cinsi varlıklardan kaçıştır. Tasarruflar ve mevduatlar dövize çevrilmek istenir. Ancak ribanın doğası gereği borçla genişlemiş bir ekonomi, bu talebi karşılayacak yeterli döviz likiditesine sahip değildir.

Talep karşılanamadığında:

  • Döviz talebi patlar,
  • Arz sınırlı kalır,
  • Kontrolsüz kur atağı ortaya çıkar.

Yerel paranın hızlı değer kaybı, ithal girdi maliyetleri üzerinden enflasyonu tetikler. Bu noktada finansal kriz, yalnızca güven kaybı değil; karşılanamayan döviz talebinin zorunlu sonucudur.

6. Enflasyon ve Sıkı Para Politikası: Bedelin Toplumsallaştırılması

Kur şokunun ardından enflasyon yükselir. Enflasyon, bu bağlamda bir hata değil; krizi yönetmenin aracıdır. Bedel, borçluya değil; alacaklıya, sabit gelirliye ve ücretliye kesilir. Döviz cinsi varlıklar korunurken, yerel para cinsi emek ve birikim küçülür.

Enflasyon yükseldiğinde sistem yeni bir evreye girer. “Enflasyonla mücadele” ve “finansal istikrar” başlıkları öne çıkar. Uygulanan politika sıkı para politikası çerçevesinde  yüksek faizdir. Bu politika:

  • Üretimi ve yatırımı cezalandırır,
  • Reel sektörü daraltır,
  • İşsizliği artırır,
  • Rantçı ve finansal kesimleri güçlendirir.

“Mali disiplin” adı altında sosyal politikalar budanır. Toplumsal fayda geri plana itilir. Bu süreç, siyasal meşruiyeti zayıflatır ve bunalan toplumu manipülasyonlara açık hâle getirir.

Sonuç: Riba, Kapitalizmin Kurucu Mantığıdır

Bu makale göstermiştir ki riba, kapitalist sistem açısından harici bir sapma, etik bir ihlal ya da yanlış uygulanmış bir araç değildir. Aksine riba, kapitalizmin kurucu mantığıdır. Zamanın paraya, geleceğin bugüne, zayıflığın kazanca dönüştürülmesi; kapitalist birikimin temel hareket noktasıdır. Bu nedenle riba, kapitalizmin içinde “düzeltilecek” bir unsur değil; çıkarıldığında sistemin çalışamayacağı bir çekirdektir.

Cari açığın borçla finanse edilmesi, borcun eksiksiz geri dönüşünün matematiksel olarak mümkün olmaması, tekil çıkış açmazı, haber akışlarına aşırı duyarlılık, finansal krizler, kur şokları, enflasyon ve sıkı para politikaları; birbirinden bağımsız arızalar değil, ribaya dayalı birikim rejiminin zorunlu sonuçlarıdır. Kapitalizm, krizi istisna olarak değil; işleyiş biçimi olarak üretir. Kriz anlarında kurtuluş seçkinleşir, bedel toplumsallaştırılır.

Bu bağlamda riba yasağı, kapitalizmin ahlâk dışı bir uygulamasına değil; kapitalizmin bizzat kendisine yönelmiş kurucu bir reddiyedir. Riba yasaklandığında hedeflenen şey, faizin sınırlandırılması değil; geleceği ipotek altına alan, borçla genişleyen ve krizle kendini yeniden üreten bir sistem mantığının en başından geçersiz kılınmasıdır. Kapitalizm açısından riba vazgeçilmezdir; çünkü riba olmadan borç büyümez, borç büyümeden birikim gerçekleşmez.

Dolayısıyla mesele, “riba kapitalizm içinde nasıl denetlenir?” sorusu değildir. Asıl soru şudur:
Riba üzerine kurulu bir sistem sürdürülebilir olabilir mi?

Bu makalenin vardığı sonuç nettir:

Riba, kapitalizmi ayakta tutan şeydir; aynı zamanda onu kaçınılmaz biçimde çökertecek olan da budur.