Abdalkhaliq Abugaza’nın WANN’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
2026 yılının Şubat ayının başları; final sınavına çalışmayı bitiriyorum, notlarım masamın üzerine dağılmış durumda. Lamba bir an titriyor, sonra düzeliyor. Bu beni rahatsız etmiyor; her ihtimale karşı yanımda bir taşınabilir şarj cihazı bulunduruyorum ve ekran parlaklığını düşük tutuyorum. Gazze’de kısa süreli elektrik kesintilerine ve zayıf internet bağlantısına alışkınız. Dışarıda sokak alışılmadık derecede sessiz.
Alışkanlığımdan dolayı ders kitabımı kapatıp telefonuma uzanıyorum ve al Jazeera’nin Telegram kanalını kaydırıyorum. Refah sınırının yolcular için resmi olarak yeniden açıldığını görünce kalbim hızlanarak atmaya başlıyor; sandalyemde dik oturmaya çalışıyorum ve kendime “Heyecanlanma” diyorum.
Haberin ekran görüntüsünü alıp Suudi Arabistan’daki kardeşlerime gönderiyorum. Annem, hayatta kalan kız kardeşim ve ben, güvenlik ve daha iyi bir gelecek umuduyla Gazze’den ayrılmalı mıyız, yoksa bildiğimiz hayat ve dostlarımız için kalmalı mıyız? Kararımın ne olacağını biliyorum: Kapının yanındaki spor çantam; pasaportum, giysilerim ve ilaçlarımla çoktan hazır.
Sonra, bir anda, ayrılmak artık mümkün olmaktan çıkıyor. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği saldırıların ardından Refah sınır kapısı bir kez daha kapanıyor.
Ailemin planları suya düştü
2024 yılının Nisan ayında, ailem Mısırlı seyahat şirketi Ya Hala'ya 20.000 dolar ödeyerek, Refah sınır kapısından Mısır'a seyahat izni almak için bekleyen Gazzelilerin uzun kuyruğuna eklenmemizi sağladı. Hayatta kalabilmek için kardeşimin arabasını, annemin mücevherlerini ve üniversite harçlarımı feda etmiştik.
İki hafta sonra, 7 Mayıs 2024'te, İsrail işgal güçleri Refah saldırısını başlattı ve Mısır sınırı kapattı.
Sınırın açık olduğu kısa süre içinde sadece birkaç Gazze sakini çıkabildi. Kızgın ya da hatta depresif olmak yerine, kendimi uyuşmuş hissettim. Tüm hazırlıklarımız ve fedakârlıklarımız boşa gitmişti. Yakında özgür olacağımız yönündeki umudumuz kırılmıştı.
Ödeme yapıldıktan sonra seyahat belgelerini almak normalde yaklaşık bir ay sürdüğü için, İsrail Refah saldırısını sadece iki hafta erteleseydi, hayatlarımız şu anda tamamen farklı olurdu.
Son kapatma beni şok etmekten çok tüketti. Sanki her şeye yeniden başlıyormuşum, umutlarımı bir kenara koyup, sonu belli olmayan bir bekleyişe geri dönüyormuşum gibi hissettim. 2026 yılının Şubat ayı başında geçiş noktası kısa bir süreliğine yeniden açıldığında, kendime yeniden hareket edebileceğimi hayal etme izni vermiştim. Ayın sonunda sınır kapandığında ise umutlarım kendi üzerine katlanmıştı. Sınırın başka bir kesinti olmadan açık kalacağına inanmış olmamın naiflik olduğunu hissettim.
Refah üzerinden Gazze'den çıkmak kolay değil. Filistin Yönetimi, Mısır, Avrupa Birliği gözlemcileri ve İsrail, Gazze'ye kimin girip çıkacağına dair söz sahibi. Üstelik İsrail işgali, Refah'tan geçenlerin listesini tutuyor. En iyi zamanlarda bile, herhangi bir günde Gazze'den çıkmasına izin verilen kişi sayısı 150 civarında; kendimi 151 numara olarak hayal ediyorum, kuyrukta sıkışmış, gözden kaçmış ve unutulmuş.
Sınırın ne zaman veya hiç açılıp açılmayacağını, açılırsa da ismimizin listeye girip girmeyeceğini bilmenin bir yolu yok. Bir tür belirsizlik içinde yaşıyorum, plan yapamıyorum. Ayrılmayı beklediğim için üniversitede bir sonraki dönem için kayıt yaptırmadım, bu yüzden derslere yazılmıyorum ya da uzun vadeli taahhütlerde bulunamıyorum. Bunun yerine, zamanımı yeni bir dizüstü bilgisayar için en iyi fiyatı bulmaya çalışarak geçiriyorum.
Sınır yeniden açılsa ve ailemle birlikte ayrılma izni alsak bile, bu şansımızın daha çok hak eden ailelerin aleyhine olabileceğini bildiğim için kendimi suçlu hissederdim.
Savaş, arkadaşlarımı dünyanın dört bir yanına dağıttı
Gazze'den ayrılmayı düşündüğümde, aklıma son normal gün olan 6 Ekim 2023 geliyor. O gün Babaroti Café'ye gidip ananaslı brownie ve kahve sipariş ettim ve saatlerce orada oturup ABD'deki üniversitelere başvurularımı hazırladım. En büyük sorunumun CSS (College Scholarship Service) profilimi tamamlamak olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Kafede eski, birbirine uymayan sandalyeler ve pek mantıklı gelmeyen tuhaf sanat eserleri vardı. Duvarlardan birinde, patatesler hakkında absürt bir kitap olan ‘The Potato Book’ sergileniyordu. Arkadaşlarımla, birinin patatesleri bu kadar önemsemesi ve onlar hakkında 200 sayfalık bir kitap yazması konusunda gülüp dururduk. Köşede oturup, pek anlamadığımız siyaset ve sahip olacağımızdan emin olduğumuz gelecek hakkında tartışırdık.
Şimdi Gazze’den ayrılmayı düşündüğümde, aklıma kontrol noktaları ya da valizler gelmiyor. Bunun yerine o masa geliyor. O günün ne kadar sıradan olduğunu düşünüyorum.
Babaroti Kafe hâlâ ayakta dururken, bir zamanlar orayı gürültü ve planlarla dolduran arkadaşlarımın ve benim o halimize ne oldu acaba diye merak ediyorum. Eğer bir gün Gazze'den ayrılabilirsem, sadece kuşatma altındaki bir şehri terk etmekle kalmayacağım, soykırım bizi yeniden şekillendirmeden önce arkadaşlarımın beni tanıdığı yeri de terk etmiş olacağım. Bu iki buçuk yıllık soykırım, hayatımızın geri kalanını yeniden şekillendirecek. O masanın etrafında bir daha toplanabilecek miyiz?, yoksa bir gün aynı savaştan farklı şekillerde hayatta kalan yabancılar olarak mı karşılaşacağız?, bilmiyorum.
Arkadaşlarımın birçoğunun dünyanın dört bir yanındaki üniversitelere gitmek üzere burs kazanacak kadar şanslı olmalarından gurur duyuyorum; ancak bu şansları, eskisi gibi iletişimde kalmamızı imkânsız hale getiriyor. Soykırım sırasında, arkadaşım Mustafa ile ikimiz, öğleden sonralarımızı kafelerin önünde geçirerek, bir dizüstü bilgisayara kaydettiğimiz film ve dizilerin indirme dosyalarını satıp biraz para kazanmaya çalışıyorduk. Daha sonra Mustafa, UWC (United World Colleges) burs teklifi aldı ve Uluslararası Bakalorya Diploma Programı'na katılmak üzere Norveç'e gitti. Ondan sonra hayat bizi farklı yönlere sürükledi; o değişti, ben de uyum sağladım. Her şey değişmeden önceki dostluğumuzu özlüyorum.
Ertelenen bir gelecek
Refah geçişi bu yıl sadece kısa bir süre açık kalsa da, birkaç kişinin geçebildiğini kendime hatırlatıyorum. Bir gün tekrar açılacak ve o zaman ailem ve ben hazır olacağız.
Kömür kokusu olmayan yemekler pişirmek istiyoruz. Dumanın olmadığı sabahlar istiyoruz. Plan yapabileceğimiz bir gelecek istiyoruz.
Gazze’yi Mısır’dan ayıran o dar geçidi geçmeyi hayal ederken, bir elimde rahatlama, diğer elimde keder taşıyorum. Daha iyi bir gelecek umutsa da, bir şeyleri kaybedeceğimi biliyorum. Babaroti'deki masayı ve bir zamanlar onu gürültü ve planlarla dolduran arkadaşlarımı geride bırakmanın üzüntüsünü yaşarken, ders çalışabileceğim, gece boyunca uyuyabileceğim ve geleceğimi planlayabileceğim bir yerde yaşayacağım için de rahatlayacağım.
Bir santim açılan bir kapı özgürlük gibi gelmiyor. Vermem gereken bir karar gibi geliyor. Şimdilik bekliyorum ve o kararı verme fırsatı bana hiç verilecek mi diye merak ediyorum.
* Abdalkhaliq Abugaza, Gazze’de yaşayan bir lise öğrencisidir. Suudi Arabistan’da doğan Abugaza, 2020 yılında Gazze’ye taşınmıştır. Programlama, hikâye anlatımı ve teknolojiyi eğitim ile insani yardım çalışmalarını desteklemek için kullanma konularına büyük ilgi duymaktadır.
Abdalkhaliq, Access programının mezunlarından biridir ve yurtdışında bilgisayar bilimleri okumayı umut etmektedir.