SABED Başkanı Ömer SEVİM tarafından okunan açıklamada ilk olarak; anayasa değişiklik paketi gündeme getirilerek, çok temel bir çok eksikliği olmasına karşın var olan durumdan daha ileri bir adım olduğu ifade edildi. Balyoz darbe planı kapsamında tutuklu bulunan, içinde yüksek rütbeli çok sayıda generalin de bulunduğu muvazzaf ve emekli subayların tartışmalı bir şekilde serbest bırakılmasının, özellikle yargıda olmak üzere tüm alanlarda askeri vesayetin etkisinin sürdüğünün en somut göstergelerinden biri olduğu vurgulandı. Bir çok konuda "açılım" olarak başlayıp, vesayet rejimine boyun eğmekten dolayı amacından uzaklaşan süreçler ve yıllardır sürdürüle gelen başörtüsü yasağının kaldırılmasına ilişkin olarak hiçbir girişimin, değişiklik ve düzenleme gayretinin olmayışı protesto edildi.
Açıklama, mücadele edilmeksizin bağışlanan özgürlük ve hakların, sonunda zillet ve tutsaklığa sebep olacağı ve bu bağlamda gerçek anlamda özgürleşebilmek için inanılan değerler uğrunda mücadele etmenin gerekliliği vurgusuyla sona erdi.
"Herkes İçin Adalet Başörtüsüne Özgürlük" pankartının açıldığı, "Askeri Vesayete Son! Başörtüsüne Özgürlük", "Başörtüsüne Her yerde Koşulsuz Özgürlük", "Zulme Karşı; Tevhid Adalet Özgürlük", "Zulme Karşı; Uyan Diren Özgürleş", "Yasak Sürüyor (D)uyuyor musun", "Başörtüsü İslam'ın Emri, Müslüman Kadının Kimliğidir", "İnancına Örtüne Kimliğine Sahip Çık" ve "Sen Değilsen Kim? Şimdi Değilse Ne Zaman" dövizlerinin taşındığı eylemde "Cuntacı Yargı İstemiyoruz", "İnancına Örtüne Kimliğine Sahip Çık" ve Direniş Adalet Özgürlük" sloganları atıldı.
Açıklama, Mart ayında yapılacak açıklama için 1 Mayıs 2010 Cumartesi günü saat 12.30 da tekrar buluşma dileği ile sona erdi.
Basın açıklaması tam metni ektedir.
KAFES VE BALYOZA TAHLİYE, BAŞÖRTÜSÜ YASAK
Türkiye Anayasa değişiklik paketi tartışmalarına kilitlenmiş durumda. Hükümet tarafından hafta içinde Meclis Başkanlığına verilen paketle ilgili olarak CHP ile MHP karşı olduklarını; (esastan, usulden, muaviyeden) her taraftan izahlarla açıkladılar. Anayasa değişiklik paketi, 12 Eylül cunta anayasasının tamamen değiştirilmesi gerekliliği karşısında, talepleri karşılamasa da, yine de, en kapsamlı değişikliği içerdiği için ileri bir adım olarak görülmelidir. Bugün ülkedeki en önemli sorunlardan birisi, anayasanın özü ile ilgilidir. Türkiye'deki oligarşik resmi ideoloji dayatması, gücünü ve etkisini bu anayasadan almaktadır. Önemli olan kaç madde üzerinde değişiklik yapıldığı değil resmi ideoloji dayatmasının devam edeceğidir ve bu durum her açıdan devam edecektir. Adalet ve doğruluk eksenli olarak bakıldığında değişiklik paketi halkın hak ve taleplerini karşılamaktan uzaktır.
İşte bu tartışmaların ortasında daha önce kafes ve balyoz darbe planları soruşturmaları kapsamında gözaltına alıp tutuklanarak cezaevine konan şüphelilerin çoğu iki gün içerisinde tahliye edildiler. Bilhassa 12.Ağır Ceza Mahkemesi Kuban'ın nöbetçiliğine denk gelen bu tahliyeler açıkça göstermiştir ki, Türkiye'de yargı TSK'nın baskı, dayatma ve gölgesi altındadır. Ergenekon davaları ve darbe planları soruşturmaları kapsamında yapılan her tutuklamanın ardından, aradan belli bir süre geçtikten sonra tahliyelerin yaşanması toplumun nazarında hukuk ve adalete olan güveni de iyiden iyiye sarsmaktadır. Hükümetin çizmiş olduğu kararsızlıklar, başta Kürt açılımının isminin Milli Birlik açılımına dönüştürülmesi gibi vesayete boyun eğildiğinin işaretleridir.
Büyük gürültüler kopartılarak devam eden bu medyatik tartışmalar sürerken ne anayasa değişiklik paketinde, ne de başka bir yerde başörtüsü yasağı gündeme bile getirilmiyor. Gün geçmiyor ki, başörtüsüne karşı bir saldırı olmasın veya başörtülüler bir hakarete uğramasın.
İşte Trakya Üniversitesinde yaşanan olay. Başörtülü doktorlar davetli olarak geldikleri Edirne'de başörtüleri yüzünden üniversiteden içeri alınmıyorlar. Abdullah Gül'ün atadığı emekli bir albay olan Rektör Enver Duran konuyla ilgili bir açıklama bile yapamıyor. Eşi Hayrunnisa Gül'de başörtüsü yasağı ile yüzleşmiş biri olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, rektör atamalarını yaparken hangi kriterlerle hareket ediyor, doğrusu merak ediyoruz. Yoksa yasakçılara taviz verilmeden bu atamalar yapılamıyor mu?
İşte Amasya 15.Piyade Alayında yaşanan utanmazlık ve çirkinliğin ayyuka çıktığı uygulamalar. Çocuklarının yemin törenlerine katılmak için Amasya'ya gelen tesettürlü anneler kışlaya sokulmuyorlar. Anne babalar otoparktan çocuklarını izlerlerken çekilen görüntüler iğrençliğin, utanmazlığın, dayatmanın ve pek tabi vesayetin açık belgeleri olarak tarihe geçiyor. Ve bu görüntüleri Cumhurbaşkanı'ndan Başbakan'ına kadar herkes seyrediyor.
İşte Bursa'da yaşanan olay. Bursa Renault fabrikası yönetimi fabrikaya ait kooperatife başörtülülerin girmesini yasaklıyor. Tamamen keyfilik dolu olan bu uygulamaya karşı hiçbir şey söyleyemeyen yönetim, tadilat yapılacak gibi halkla dalga geçen bir açıklama yapıyor.
İşte bu şekilde başörtüsü yasağı olanca hızıyla devam ettiriliyor. İşin garibi; yasağa karşı bir ses çıktığında, başörtüsüne özgürlük istendiğinde, yasağa karşı bir direniş sergilendiğinde tıpkı Ecenur ve diğer kızlarımız örneğinde görüldüğü gibi bozgunculukla suçlanmak veya o şekilde yaftalanmak. Her şey yolundaymış zannı ve uyutmacasına kapılmış geniş kitleler başörtüsünün kaderini Hükümetin iradesine terk etmiş durumdalar. Seçimlerde biz oyumuzu kullandık artık gerisini siyasi otorite yapsın diyenler artık başlarını kumdan çıkarsalar çok iyi olur. Çünkü bu şekilde gelecek tepeden inmeci bir çözüm beklentisi, büyük bir hayal kırıklığı yaşatabilir ve yaşatıyor da !
Şurası açıkça bilinmelidir ki;
Bağışlanmış bir özgürlüğün sonu sadece zillettir ve tutsaklıktır.