Kaderin Bir Zembereği Vardır; Bir Gün Boşalır

RECEP ARDOĞAN

-Uzun Hikâyenin Kısa Özeti-

Günümüz Türk edebiyatının usta kalemlerinden, çok sayıda hikâye kitabı yayımlamış olan Mustafa Kutlu’nun eserlerinden biri de “Uzun Hikâye”. Bu eser, yönetmen Osman Sınav tarafından sinemaya aktarıldı. Güzel bir hikâye, güzel bir sinema filmi. “Kaderin bir zembereği vardır; bir gün boşalır.” sözü, hikâye yazarının, hayatın akışına nasıl baktığını yansıtıyor.

Bugün, fetullah gülen hareketinin geldiği noktayı da bu cümleyle özetlemek mümkündür.

Çeşitli medya organlarında, fetullah gülen ve İslamî cemaat görünümlü yapılanması hakkında her türlü hikâye dolaşmaya başladı. Âdeta, kaderin zembereğinin boşalması gibi.

Bu yapılanma hakkında, komplo teorisi sevenlere hitap eden senaryolar bile var. Fetullah gülenin sebatayist olduğu, soyunun sefarat Yahudilerine dayandığı iddiaları, bir solukta okunacak ilginç bir komplo teorisi şeklinde sunuluyor.

Bunun yanında, cemiyet (sosyete) bültenlerine, modern sanatçıların seviyeli ilişkilerini konu edinen magazin haberlerine benzer haberler de bu cemaat görünümlü yapılanma hakkında anlatılmaya başlandı.

Hatta, muzır neşriyatın, kandırılan kadınlar hakkındaki haberlerinin benzerleri de isminin açıklanmasını istemeyen ablaların ağzından yazılır oldu. Bu yapının İslamî görünümlü gazete, dergi ve televizyon kanallarında, insanları suçlu çıkarmak, itibarsızlaştırmak için yaptığı yayınların benzeri bunlar. “Siyasal İslam” adı verilen düşünceye sahip dindar siyasetçiler hakkında muta nikâhı haberleri, diğer bazı kesimler için de fuhuş haberi yapan yapı, bugün aynı şeylerle itham ediliyor. Bunlar, Müslümanların hiç de lehine olmayan bir sapma. Dün paralel yapılanma peşindekiler, bugün ise salt onları tenkit ederek ucuz ikbal kazanma peşindeki bazıları, bu sapmayı devralmış durumda.

Paralel yapılanma içinde uzun süre çalışmış ama daha sonra yollarını ayırmış insanların hiç bilmedikleri (!) şeyler iddia ediliyor. Ablaların kimi kızları, ağabeyler için ikinci eş vs. olarak ayarladıkları ileri sürülüyor… Yani, kaderin bir zembereği vardı; bir gün boşaldı.

Yalan kötüdür. Ama daha kötüsü, yalanı doğruların içine katmaktır. Bunu, kendini dindar olarak gören insanların yapması ise en vahimidir. Bugün, her zamankinden daha fazla olarak doğruların içine yalanlar karıştırılıyor. Birey olarak kendinin veya içinde yer aldığı topluluğun çıkar ve ikbalini düşünenler olsun, milleti uyarmak ve devlete destek vermek isteyenler olsun,  Ümmet-i Muhammed’e hizmet etmeye çalışanlar olsun, tetikçiler olsun, itirafçılar olsun, doğruyu abartmak için içine yalan katmaktan geri durmuyorlar. Öyle ki FETÖ’nün açık iç-savaş tehlikesine rağmen darbeye kalkışması, güney tarafından zaten kuşatma altında olan, şehirlerin orta yerinde teröristlere karşı savaşan ülkemizi, kendi çıkarı için ateşe atması yeterince fena değilmiş gibi, başka karalama kampanyalarına ihtiyaç duyanlar var.

Bu yapılanmanın mensupları, dindarlara düşmanlık eden bazı insanların, haklı olarak, üzerine gittiler ama diğer bazılarına ise zulmettiler. Yargı yoluyla onları suçlu çıkartıp ceza keserken, medya yoluyla da karalama kampanyaları ve haysiyet cellâtlığı yaptılar. Yetmedi, dindar insanlara da kendi yapılanmalarına dâhil veya yakın olmadıkları için zulmettiler. Kendi söylemleriyle, “gayretullah”a dokunana kadar bunu sürdürdüler. Yaptıkları gayretullaha dokundu ve kaderin zembereği boşaldı. Kimlere ne yaptılarsa, hepsi önlerine çıkıyor. İftira ettikleri gibi iftiraya da uğruyor. Üstelik, bu yapı hakkında o kadar çok şey söyleniyor ki, bunların hangileri doğru hangileri iftira, kendileri dahi karıştırır duruma geldi.

Bu noktada, sırları ortaya saçılınca inkâr yoluna giden ve “iftiraya uğruyoruz.” diyenlere de şunu hatırlatmak lazım: iftira kötüdür ama iftiradan daha kötüsü de var: İftira denen şeyin İftira olmaması, gerçeğin ta kendisi olması… Allah hepsini biliyor.

Bu yapı hakkında, inkâr etmenin bir anlam ifade etmediği çok sayıda gerçek var. Artık sırlar fâş olmuş durumda. Bunların, İslam’ın ve Müslümanların düşmanlarıyla gayr-i meşru ilişkiler içine girdiği, artık sır değil. Türkiye’yi iç savaşa ve yabancı devletler tarafından işgal edilmeye sürükleyecek ihanet, artık herkesin malumu. Kaderin zembereğinin boşaldığı bir yer de işte burası… Kirli sırlar, sır dağarcığına sığmayacak kadar çoğaldı ve sonunda taştı.

Oysa ki, arkasında CIA olan bir darbe kalkışmasından daha kötüsü ne olabilir?

Tüm toplumun vakıf olduğu hakikatler varken, delilsiz, türedi ve muzır içerikli haberler meseleyi bulandırmanın lüzumu var mıdır?

240 kadar şehidin ve binlerce yaralının olduğu kanlı bir kalkışma ortadayken, FETÖ’nün ablaları hakkında doğruluğu şüpheli muzır haberlerle gündemi meşgul etmenin gereği var mıdır?