İttihatçılar ve yerel yönetimlerde özerklik

Abdullah Muradoğlu

II. Meşrutiyet döneminde 'Balkan bozgunu' yaşanırken bir de 'Arap sorunu' ortaya çıkmıştı. Batı'dan gelen 'etnik milliyetçilik' virüsü bünyeye girmişti bir kere. Başta Suriye olmak üzere Arap vilayetlerinde reform yapılması isteniyordu. Arap milliyetçileri 1913'te Paris'te bir 'Arap Kongresi' düzenlediler. Çözümü içerde arayan Arap aydınları kongreye katılmadı. İttihatçılar da İstanbul'da kongre düzenleyerek meseleyi Arap aydınlarla müzakere ettiler.

Oturumlarda vilayetlerin yetki sahasının genişletilmesi ve Arapçaya daha fazla önem verilmesi gibi hususlar tartışıldı. Bilahare Suriye'de tatbik edilecek vilayet reformuna ilişkin bir tasarı hazırlandı. Tasarının 14. maddesine göre 'yerel dil' vilayet sınırları içindeki işlemlerin hepsinde resmi dil olarak kabul edilecek, 'Meclis-i Mebusan' ve 'Ayan'da Arapça Türkçe gibi resmi dil sayılacaktı. I. Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine tasarı büyük ölçüde kadük kaldı (Bak: Hüseyin Kazım Kadri, İmparatorluğun Tasfiyesi, Pınar Yayınları).

Konu 1916 Eylül'ünde gerçekleşen İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 7. kongresinde tekrar gündeme geldi. Kongre kararları İttihatçıların yayın organı 'Tanin' gazetesinde yer aldı. Buna göre vilayet teşkilatı kanununun değiştirilmesinde bazı vilayetlerin özel durumları dikkate alınacaktı. 'Komün' teşkilatının kabulü yolunda programa yeni bir madde eklenmişti. Mutasarrıflıklar kaldırılacak, vilayet sınırlarının daraltılması suretiyle sayıları çoğaltılacak, idari bünyenin temelini oluşturan nahiyelerde 'komün' esası kabul edilecekti. Böylece nahiyeler kendi kendilerini idareye doğru yürüyecekler, varlıklarını hissedecekler, kendi iyiliklerini takdire başlayacaklar, kendi kendilerine girişimlerde bulunacaklar idi. Mülki idareye canlılık gelecek ve sosyal yapının temeli olan köyler uyuşukluktan kurtulacaktı.

Kongre kararlarını büyük bir reform olarak gören Tanin gazetesi bakın diyor:

'Bu konuda şunu da unutmayalım ki, programa alınan madde, aynı zamanda Osmanlı ülkesinin bazı yöreleri için bir de özel idare esası kabul etmiştir. Bunun da önemi gözardı edilemez. İklimleri ve hayatları itibariyle aralarında dünyalar kadar fark bulunan çeşitli bölgeleri aynı şekil, aynı kanun ve teşkilat ile idareye kalkışmak şimdiye kadar yapıldığı gibi boş işle uğraşmak demektir. Bu 'hususiyet(özellik)' konusunu dikkate almak zamanı artık gelmiştir. İşte bu da, İttihat ve Terakki programına alınmıştır. Bunun ne şekilde uygulanacağı ise daha sonra çözümlenecek bir konudur.'

Kongre konuyla ilgili tasvip kararını verirken özellikle 'komün(özyönetim)' teşkilatına fazlaca önem verilmesi ve buna olduğunca hızlı başlanılması arzusunu açığa çıkarmıştı. Talat Paşa hükümetin de bu arzuda bulunduğunu ve şimdiye kadar pek esaslı ve derin incelemeler yapıldığını söylemişti (Bak: 'İttihat ve Terakki'nin son yılları: 1916 Kongre zabıtları, Nehir Yayınları).

Savaş şartları içinde Kongre kararları hayata geçirilemedi. İki yıl sonra savaş bitti ve İttihatçılar çekildiler. Osmanlı yıkıldı, Cumhuriyet kuruldu, 'Arap sorunu'

Arapların sorunu oldu. Aradan yüz yıl geçti ama hala benzer konuları tartışıyoruz.

'Tarih kendi kendini tekrarlar mı?' bahsinde tarihin geleceğimiz hakkında dersler verdiğini ifade etmiştik. Tarihten ders alıyor muyuz, almıyor muyuz, buna da yarının tarihçileri karar verecekler.

YENİ ŞAFAK