İsviçre çakısını kıskandıran gazetecilik faaliyetleri

KENAN ALPAY

Hassaten kriz dönemlerinde, savaş iklimlerinde, siyasal kamplaşma ve çatışmaların pik yaptığı dönemlerde gazetecilik faaliyetleri daha bir önem kazanıyor. Hayır, itibar anlamında değil işlev anlamında gazetecilik önem kazanıyor. Türkiye örneğinden yola çıkarsak darbe süreçleri, hükümetin kurulma veya yıkılma dönemleri, bölgesel savaşlara ve paktlara yaklaşım biçimi, ideolojik ve sınıfsal hâkimiyet mücadeleleri gibi hemen her konuda yapıcı ya da yıkıcı manada kamuoyu oluşturmak için gazetecilik faaliyeti kritik bir önemi haizdir. Gazetecilik faaliyetlerinin siyaset ve bürokrasiyi ipotek altına almaktan kültür-sanat ve spor dünyası üzerinde tekel oluşturmaya oradan bölgesel ve küresel menfaat ilişkileri adına PR ve propaganda misyonerliğine soyunmaya değin bin bir türlü yüzü olabiliyor maalesef.

Rusya’nın karizmasını buradaki gazeteciler mi kurtaracak?

Belki sizlerin de dikkatini çekmiştir: Gerek Rusya’nın gerekse Ukrayna’nın Türkiye’deki diplomatik misyonları son dönemde sosyal medya mecralarında çok daha aktif bir performans sergiliyor. Ukrayna işgali püskürtmek ve Rusya ordusunu topraklarının dışına atmak için sarf ettiği gayretleri bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de meşruiyet ve desteğini kuvvetlendirecek bir strateji izliyor. Rusya ise giriştiği yıkıcı işgal ve katliamı mecbur kaldığı ama nihayetinde barışı tesis edeceği özel bir askeri operasyon şeklinde kamuoyunun zihnine yerleştirmek üzere her türlü araç, söylem ve aktörü seferber ediyor. 

Görünen o ki, Ukrayna savaşın başından bu yana topladığı sempati ve desteği hızla arttırıyor. Rusya’ysa geçen her gün karizması çizilen, sicilindeki işgal ve katliam sayfaları daha sık nazara verilen bir devlet olarak hızla irtifa kaybediyor. Üzerinde aylarca çalışılan “teslim olmaya hazır Ukrayna halkı ve ordusu” imajı da “komedyen Zelenksy’nin başında olduğu halktan da devletten de bir halt olmaz” kara propagandası da sahadaki direncin yükselişiyle süratle tuz buz oldu. Peki, Rusya ordusunun, Putin ve Lavrov’un stratejik deha, yenilmez kudret gibi bin bir süslü sıfatla şişirilen imajı düşürülen uçak ve helikopterleri, imha edilen tank ve zırhlı araçlarıyla nasıl da bozuk para gibi harcandı, değil mi?

Henüz savaş bitmedi, yakın vadede bitecek gibi de gözükmüyor. Fakat herkes görev başında, ateşkes anlaşması imzalansa ve ordular kışlasına dönse bile propaganda savaşı hız kesmeden sürecek. Fakat bahsi geçen propaganda savaşının Rusya ve Ukrayna dışında da aktörleri, parti ve sendikaları, örgüt ve çevreleri olduğunu da aklımızdan çıkarmayalım sakın. Türkiye en başından itibaren Rusya’yı saldırgan taraf olarak tanımlıyor. İşgal ve katliamları durdurmak üzere taraflar arasında arabuluculuk ve garantörlük dâhil pek çok teklifi masada tutuyor. Türkiye’nin bu süreçte söylem ve politikaları olumlu olmasaydı eğer rahatlıkla itiraz edip eleştirilerimizi dile getirebilirdik. 

NATO şemsiyesi altında Afganistan’a asker gönderilmesine de 1 Mart Meclis Tezkeresi’ne de açıkça ve sokaklarda itiraz etmiştik. Ulusal menfaatler, milli çıkarlar putuna değil ahlaka, hukuka ve adalete inanıyoruz çünkü. Fakat öyle kişi, toplum ve kurumlar var ki menfaatlerini ilah edinip tapınmakta ve böylece her türlü rezilliğe kolayca soyunmaktalar.

Durumdan uygun vazifeler çıkaran gazeteciler

Bir küçük örnek vererek meramımızı aktarmaya gayret edelim. Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde Rusya’nın Ankara’daki Büyükelçiliği tarafından Sözcü gazetesinden Yılmaz Özdil ve Türkiye gazetesinden Fuat Uğur’un yazılarını referans vererek paylaşım yaptı. Elbette Yılmaz Özdil’in Rusçu olmadığını, fanatik bir Kemalist ve doğmatik bir seküler-ulusalcı olduğunu gayet iyi biliyoruz. Ancak Amerika ve NATO ordularının Afganistan ve Irak’ı işgale soyunduğu dönemlerde Yılmaz Özdil’in Star Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü olarak hangi türden çirkinliklere imza attığını hatırda tutarken şimdi de aynı işi Sözcü gazetesinde bu kez Rusya’nın işgal ve katliamlarını temize çıkarmak üzere icra ettiğini vurgulayalım. Amerika’nın karşı konulamaz kudretini ilan sadedinde attığı “Delta Fos” manşetleriyle zihinleri iğdiş eden Özdil şimdilerde “Rusya’nın Bucha’da katliam yaptığına dair söylemler Amerikan, İngiliz, Alman medyasının fotokopik söylemleridir. Siz Rusya’ya kulak verin” söylemiyle açıkça işgali ve katliamı görünmez ve meçhul kılmak üzere durumdan vazife çıkarıyor. Hep işgalin yanında, daima katliamı meşrulaştırma yolunda…

Hangi formayı giydiklerine bakmayın, bunların ne zaman hangi kaleye gol atacağı belli olmaz. Tamamen duygusal ilişkiler üzerine kuruludur hayatları, söylem ve ilgileri. Eyyamcılık böyledir zaten, ne ahlaki kriter bilir ne de kıblesi-istikameti olur.