Ramona Wadi’nin Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Forensic Architecture ve Earshot tarafından yakın zamanda yayınlanan ortak bir rapor, İsrail'in Mart 2025'te yardım görevlilerine yönelik katliamını yeniden göz önüne getiriyor. İsrail'in 18 Mart 2025'te ateşkesin ilk ihlalini gerçekleştirerek 414 Filistinliyi öldürmesiyle başlayan rapor, 23 Mart'ta iki Filistin Kızılayı ambulansının Refah yakınlarındaki El-Hashashin'e, İsrail hava saldırısının yapıldığı yere doğru yola çıktığı olaya odaklanıyor. Tel el-Sultan'da İsrail güçleri ikinci ambulansı pusuya düşürerek iki yardım görevlisini öldürdü. İlk ambulans, diğer iki PRCS ambulansı ile birlikte kayıp ambulansı aramak için gönderildi. Tel el-Sultan'dan geçen diğer iki BM aracı da İsrail güçleri tarafından pusuya düşürüldü.
Rapora göre, saldırının gerçekleştiği gece yapılan üç kayıtta 910 el silah sesi duyuldu. Kurbanlardan biri olan PCRS ilk müdahale gönüllüsü Rifat Rıdvan'dan elde edilen videoda, İsrail güçlerinin beş dakika içinde ateşlediği 844 el silah sesi kaydedildi.
İsrail, her biri tekrarlanan katliamlar da dâhil olmak üzere ek uluslararası hukuk ihlalleriyle ilişkili çeşitli yok etme adımları atıyor.
Toplam 15 yardım görevlisi öldürüldü. İsrail güçleri, katliamın kanıtlarını gizlemek için tüm araçları imha etti. 15 kurbanın tamamı, pusu kurulan yerin yakınındaki bir toplu mezara gömüldü. Raporda, katliamın hemen gizlenmesinin yanı sıra, birkaç saat içinde katliamın gerçekleştiği yerin, Filistinlileri sorgulamak için kontrol noktaları da bulunan bir tahliye rotasına dönüştürüldüğünü belirtiliyor.
Ancak, bölgede daha başka bir dönüşüm daha yaşandı. Raporda, 23 Mart ile 30 Mayıs 2025 tarihleri arasında, bölgenin Gazze İnsani Yardım Fonu tarafından işletilen yardım dağıtım merkezlerinden biri, ya da öldürme bölgelerinden biri haline geldiği belirtiliyor.
İsrail, her biri tekrarlanan katliamlar da dâhil olmak üzere ek uluslararası hukuk ihlalleriyle bağlantılı çeşitli yok etme adımları atıyor.
İlk ateşkes ihlaliyle İsrail, ilk yardım görevlilerinin katledilmesinin önünü açtı. 414 Filistinli sivili öldürdükten sonra, İsrail 15 yardım görevlisini infaz etti. İsrail'in Gazze'ye uyguladığı gibi hızlı tempolu bir soykırımda, her katliamla birlikte bir öncekinden daha az ayrıntılı hale geliyor. Yardım görevlileri söz konusu olduğunda, durum her zaman daha da abartılıyor. Ancak İsrail, sözde yardım dağıtım merkezlerinin altındaki toplu mezarı gizleyerek değil, aynı zamanda bu bölgede daha fazla katliam gerçekleştirerek de kanıtları yok etmeye çalıştı.
Bu süreç, İsrail'in on yıllar boyunca sürdürdüğü sömürgeci yok etme politikasını yansıtıyor. 1948 Nekbe ve ilgili katliamlar düşünüldüğünde, İsrail'in sömürgeci girişiminin altyapısı altında hala keşfedilmemiş toplu mezarlar olabilir. Forensic Architecture ve Earshot'un ortak raporu, katliamın yeniden canlandırılması ve coğrafi verilerle tanık ifadelerini doğrulamakla kalmıyor. Aynı zamanda geçmişe ve uluslararası toplumun Filistin'de yaşananlara göz yummasına da ışık tutuyor. Şu anda mevcut olan sofistike analiz yöntemleriyle 1948 Nekbe nasıl görünürdü? Nekbe'nin nasıl göründüğünü daha net görebilseydik, uluslararası toplum Siyonizmle birlikte etnik temizlikte ne kadar daha fazla sorumluluk üstlenirdi?
Ve yine de, Tel el-Sultan'daki bu katliamın haritalandırılmış, yeniden yapılandırılmış ve doğrulanan kanıtlarına rağmen, en üst düzeylerde cezasızlık devam ediyor. Konuşulsun ya da konuşulmasın, Filistinliler onlarca yıldır tekrarlanan yok oluşla karşı karşıya kalmışlardır. Tarih tekerrür eder ve haritalandırılsa bile, İsrail'in yararına görmezden gelinir.
* Ramona Wadi; bağımsız araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Yazıları Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilgili çeşitli konuları kapsamaktadır.