İsrail, Gazze'de bulaşıcı hastalıkları nasıl bir silaha dönüştürüyor?

Bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Salman Khan, Şubat 2026'da üç haftalık bir tıbbi görev için Gazze'ye gitti. Orada, tamamen İsrail'in ablukası ve soykırım politikası nedeniyle yaygınlaşan bulaşıcı hastalıklarla karşılaştı.

Dr. Salman Khan’ın Mondoweiss’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


Gazze’nin Han Yunus kentindeki Nasır Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesinde yirmili yaşlarında bir gençle tanıştım. Bu genç, üç hafta önce sarı hat yakınlarında gerçekleşen bir İsrail roket saldırısının kurbanıydı. Sol bacağı diz üstünden kesilmişti ve bacağın kalan kısmına çok sayıda dış fiksatör takılmıştı; ayrıca vücudunda çok sayıda yırtık vardı ve açık laparotomi, bağırsak rezeksiyonu ve ostomi yerleştirilmesini gerektiren ciddi bir karın travması geçirmişti. Entübe edilmişti ve Acinetobacter adlı çok ilaca dirençli bir bakteri nedeniyle ventilatörle ilişkili pnömoniye yakalanmıştı. Muhtemelen etkisiz kalacak bir antibiyotik kombinasyonu kullanılıyordu.

Gazze'de, biz enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının “ilaç-mikrop uyumsuzluğu” olarak adlandırdığımız durum çok yaygındır; sınırlı antibiyotik stoğu ve artan antibiyotik direnci krizi nedeniyle, hastalara sıklıkla sorumlu patojene karşı etkisiz olan antibiyotikler verilir.

Kısmen İsrail işgalinin hayat kurtaran ilaçların girişine yönelik devam eden kısıtlamaları nedeniyle, Gazze'de antibiyotik tedariki ciddi şekilde sınırlıdır ve genellikle Dünya Sağlık Örgütü'nden gelen bağışların mevcudiyetine bağlı olarak haftadan haftaya değişmektedir. Hastalar, etkili antibiyotik tedavisini almadaki gecikmeler nedeniyle, genellikle tedavi edilebilir enfeksiyonlardan gereksiz yere hayatını kaybetmektedir.

Sağlık sisteminin çöküşü, hastaneler ve çevresindeki aşırı kalabalıklaşma ile hijyen ve sanitasyon altyapısının bozulması, çoklu ilaca dirençli bakterilerin yayılmasını kolaylaştırarak Gazze’deki antimikrobiyal direnç sorununu daha da ağırlaştırdı. Soykırımdan önce bile Gazze, yüksek düzeyde antibiyotik direnciyle boğuşuyordu ve bu durum o zamandan beri hızlanarak devam ediyor. İsrail hava saldırılarından kalan patlayıcı kalıntılarının yol açtığı ağır metal kirliliği de çevrede dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına katkıda bulunuyor.

İsrail’in tıbbi katliamından önce Gazze’de 38 hastane bulunmaktaydı ve bunların çoğu ileri düzeyde uzmanlık hizmeti sunmaktaydı; şu anda ise acil ihtiyaç içinde olan iki milyondan fazla nüfusa hizmet vermek üzere, eski kapasitelerinin çok altında çalışan sadece bir avuç hastane kalmıştır.

İşgal güçlerinin laboratuvar altyapısını hedefli olarak tahrip etmesi ve malzeme tedarikini engellemesi nedeniyle Gazze'de hastane ve halk sağlığı laboratuvarlarının kapasitesi ciddi şekilde sınırlıdır. Mikrobiyoloji laboratuvarları, çeşitli vücut örneklerinden ve çevresel kaynaklardan alınan bakterileri tanımlamak için kültürler ve bireysel hastalar ile genel hastane popülasyonu için en iyi tedavi seçeneklerini belirlemek amacıyla antibiyotik duyarlılık testleri gibi, zaman açısından kritik öneme sahip temel tanı testlerini yapmakta zorlanmaktadır. Bu kısıtlamalar, bulaşıcı hastalıkların izlenmesi ve salgınlara müdahale tedbirlerini de aksatmaktadır.

İsrail’in Gazze’deki hastanelere ve çevre yerleşimlere yönelik saldırılarının ardından enfeksiyon önleme ve kontrol çalışmaları olağanüstü zorluklarla karşı karşıya kaldı. Hastaneler sivil yaralılarla dolup taştı; bu durum, el yıkama, tıbbi ekipmanların sterilizasyonu ve uygun yara bakımı gibi temel hijyen ilkelerine uyulmasını neredeyse imkansız hale getirdi. Ciddi aşırı kalabalık, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını kolaylaştırdı. “Ateşkes”ten bu yana, hastaneler alkol bazlı el dezenfektanı, tıbbi ekipmanı sterilize etmek için gerekli solüsyonlar ve kişisel koruyucu ekipman konusunda ciddi kıtlıklarla karşı karşıya kalmaya devam etti.

Ancak enfeksiyon riski, hastane duvarlarının ötesine uzanıyor. Gazze’de bulunduğumuz süre boyunca, gönüllülerden oluşan grubumuz Sağlık Bakanlığı’ndan bir temsilci tarafından, hastaneyi çevreleyen çadır kamplarındaki yaşamı gözlemlemeye davet edildi. Bu çadırların her birinin, defalarca yerinden edilmiş ailelerle dolu olması beni çok etkiledi. İlk fark ettiğim şey, havada lağım ve çürümüş çöp kokusuydu. Yerler enkazla doluydu. Kumun içine kazılmış tuvaletler, yağmur yağdığında taşıyordu. Bu koşullar, bulaşıcı solunum yolu, cilt ve ishal hastalıklarına yakalanma riskini artırıyordu.

Ayrıca kemirgenler için ideal bir üreme ortamı da yaratmışlardı. Nasır Hastanesi'nde görevli ve benimle konuşan doktorlardan biri, Şubat ayı başında koğuşlarda bir dizi leptospiroz vakası görüldüğünü anlattı. Leptospiroz, kemirgenlerden insanlara bulaşan ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur; enfeksiyon pnömoni, böbrek ve karaciğer yetmezliği ile kendini gösterebilir ve uygun tedavi uygulanmazsa ölüme yol açabilir. Hastaneyi çevreleyen çadırlarda yaşanan yoğun yağış ve sel, insanları kemirgenlerin idrar ve dışkısına maruz bırakmış ve bu da hastalığın bulaşmasına yol açmış olabilir.

Han Yunus'un tozlu sokaklarında yürürken, İsrail'in Gazze halkının yaşam alanlarını tahrip ederek hayatlarını çekilmez hale getirmeye çalıştığı bana açıkça göründü. Hava, partikül madde ve dumanla doluydu, nefes almayı zorlaştırıyordu. Altta yatan solunum rahatsızlıkları olan hastalar, grip ve COVID gibi solunum yolu viral enfeksiyonlarına ve bakteriyel pnömoniye karşı özellikle savunmasızdı; Nasır Hastanesi'ne pnömoni nedeniyle yatırılan birkaç hasta gördüm.

Yerel bir markete gittiğimde, raflar aşırı pahalı abur cubur ve aşırı işlenmiş gıdalarla doluydu. Taze ürünler ise nadirdi. Soykırım ve kıtlıktan önce bile Gazze, işgal güçleri tarafından kronik gıda güvensizliği içinde, açlığın eşiğinde tutuluyordu. Yetersiz beslenme bağışıklık sistemini zayıflatır ve hastaları, özellikle de küçük çocukları enfeksiyonlara yatkın hale getirir. Ziyaretim sırasında, hastanenin yakınındaki geçici bir aşevinin önünde, büyük, boş tencerelerle sıraya girmiş, açlıktan çığlık atan ve ağlayan küçük çocukların yürek burkan manzarasına tanık oldum. Yapay yetersiz beslenme, travmatik yaralanmalar ve kronik ve bulaşıcı hastalıkların yükü arasında, Gazze'nin dünyadaki en düşük yaşam beklentisi oranlarından birine sahip olması şaşırtıcı değildir.

Yoğun bakım ünitesindeki yirmili yaşlarındaki hastanın durumuna dönersek, başına gelenler, vücudunu paramparça eden İsrail roket saldırısıyla bitmedi. Daha sonra işgal güçleri tarafından daha sinsi şiddet biçimlerine maruz kaldı: besleyici gıdaların girişine getirilen sürekli kısıtlamalar nedeniyle yetersiz beslenme sonucu enfeksiyonla mücadele yeteneği zayıfladı; temizlik malzemeleri ve kişisel koruyucu ekipmanların girişine getirilen kısıtlamalar nedeniyle ünitede yayılan bakteriler yüzünden zatürreye yakalandı ve zatürreye yakalandıktan sonra, etkili antibiyotiklerin yetersizliği nedeniyle tedavi seçenekleri ciddi şekilde kısıtlandı.

Gazze’de bu tür pek çok hastayla karşılaştım. Çadırının sert zemininde uzun süre oturması nedeniyle kalçasında enfekte bir bası yarası gelişen, sepsis geçiren ve cerrahi debridman ile intravenöz antibiyotik tedavisi gerektiren yaşlı bir kadın; ailesinin çadırındaki aşırı kalabalık ve kötü hijyen koşulları nedeniyle uyuzdan kaynaklanan, bulaşıcı bir parazit enfeksiyonu geçiren genç bir kadın; muhtemelen kirli su içmesi nedeniyle şiddetli gastroenterit ve ishal geçiren, bu da dehidratasyona ve böbrek yetmezliğine yol açan başka bir kadın.

Ancak Gazze'de bulaşıcı hastalıkların oluşturduğu tehdit üzerine yapılacak bir tartışma, sağlık ortamında enfeksiyonların yayılmasını önlemede ve yavaşlatmada hayati rol oynayan ön saflardaki sağlık çalışanlarına değinilmeden eksik kalır. Gazze'deki doktorlar, hemşireler ve enfeksiyon önleme uzmanları, soykırım sırasında büyük zorluklara katlandılar; defalarca yerlerinden edildiler ve gıda ve temiz su temininde zorluklarla karşılaştılar. Konuştuğum doktorlardan biri, en yakın arkadaşını kaybetmişti ve bana Gazze'deki herkesin kendisi için değerli birini veya bir şeyi kaybettiğini söyledi.

Kemal Advan Hastanesi Müdürü Dr. Hüssam Ebu Safiya gibi diğer hastane personeli, özellikle de yönetim kademesindekiler, işgal güçleri tarafından kaçırılmış, işkence görmüş ve hukuka aykırı olarak gözaltına alınmış; el-Şifa Hastanesi'nden böbrek uzmanı Dr. Hammam Alloh gibi diğerleri ise öldürülmüştür. Bu durum, sağlık personeli kadrosunda ciddi boşluklara sebep olmuş; bu boşlukların, hastane kaynaklı enfeksiyon riskinin artmasıyla bağlantılı olduğu belirtilmektedir.

Gazze’deki tıp öğrencileri ve stajyerler de, son iki buçuk yıllık saldırı süresince enfeksiyon önleme ve antimikrobiyal yönetim konusunda eğitim ve öğretim dahil olmak üzere tıp eğitimi alma haklarından mahrum bırakılmıştır. Bu durum, Gazze’deki eğitim hastanelerinde antimikrobiyal direncin ortaya çıkışını frenlemek ve yavaşlatmak için ciddi zorluklara sebep olmaktadır.

Gazze’de bulaşıcı hastalıkların giderek artan tehdidiyle mücadele etmek için cesur ve acil önlemler alınması gerekiyor. Öncelikle, gerçek bir ateşkes ilan edilmelidir. Bu, hayat kurtaran tıbbi malzeme ve ilaçların, özellikle de antibiyotiklerin girişine yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını da içermektedir. İnsani yardım çalışanlarının Gazze’ye engelsiz erişimine izin verilmeli ve şu anda tutuklu bulunan sağlık çalışanları serbest bırakılmalıdır. Uzmanlık gerektiren tedaviye ihtiyaç duyan hastaların tıbbi tahliyesine izin verilmelidir; bu hastaların çoğu, güvenli geçiş imkânı beklerken bulaşıcı komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Gazze'nin sanitasyon altyapısı, sağlık sistemi ve laboratuvar kapasitesinin yeniden inşası için kaynaklar ayrılmalıdır. Ancak bu ön koşullar sağlandığında, hastane enfeksiyonlarının önlenmesi ve kontrolü ile antimikrobiyal yönetim programları tam potansiyellerine ulaşabilir. Son olarak, tıbbi cinayetlerin koşullarını yaratan apartheid ve işgal sistemleri ortadan kaldırılmalıdır; İsrail, Gazze'deki soykırım eylemlerinden sorumlu tutulmalıdır.

* Dr. Salman Khan, MPH, New York’taki Columbia Üniversitesi Irving Tıp Merkezi’nde bulaşıcı hastalıklar uzmanı ve tıp doçentidir. Şubat ve Mart 2026’da üç haftalık bir tıbbi yardım misyonu kapsamında Gazze’ye gitmiştir. Daha önce de Suriye’ye (Aralık 2025) ve işgal altındaki Batı Şeria’ya (Ağustos 2025) tıbbi yardım misyonları kapsamında seyahat etmiştir.

Filistin Haberleri

Filistinliler kendi siyasi geleceklerini kontrol edene kadar Gazze yeniden inşa edilemez
Haaretz: İsrail, 3 yıl sonra ilk kez Kızılhaç'a Filistinlilerin tutulduğu cezaevlerini ziyaret izni verecek
Gazze'de cilt hastalıkları hızla yayılıyor
Gazze'de yıllardır insanların acılarını belgeleyen muhabir, tedavi için yurt dışına çıkmak istiyor
Meşal’den Şehit Azzam el-Hayye için taziye