İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perese yanıt

Şahin Alpay

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, yakınlarda verdiği bir mülakatta şunları söyledi: "Türkiye, demokratik olmayan bir kurumun, yani Ordu'nun demokrasiyi korumakla görevli olduğu yegane ülkeydi.

Ve bu görevini yerine getirdi. Ama Ordu'nun görevi değişti ve şimdi temel soru, Erdoğan'ın Müslüman halkı demokrasiye mi, yoksa demokratik güçlerin ülkeyi daha İslamcı bir devlete mi götüreceği..." (Defense News, 23 Kasım.) Peres'in Türkiye'de olup bitenler hakkında gerçekte daha iyi bilgi sahibi olduğunu sanıyorum. Yine de, böyle düşünenlerin olabileceğini de dikkate alarak, Türkiye'de temel sorunun ne olduğunu bir kez daha açıklamakta yarar olabilir.

1960'ta, demokratik yoldan işbaşına gelen ilk hükümete karşı yapılan ilk darbeden bu yana Türkiye'de ordunun rolü demokrasiyi değil, 1925-50 arasındaki tek-parti döneminde geliştirilen ve Kemalizm olarak da anılan devlet ideolojisini korumak oldu. Bu ideoloji, aynı zamanda askerin ayrıcalıklarının savunulması için kalkan olarak kullanıldı. Kemalizm, esas olarak, Türkiye nüfusunun Türkleştirilmesini, dinin devlet tekeli altına alınmasını ve dini özgürlüklere kısıtlama getirilmesini içeren politikaları ifade eder.

Ordu bu ideoloji doğrultusunda birkaç kez, farklı biçimlerde demokratik sürece müdahale etti; anayasa ve yasalarda değişiklik yaparak kendisine siyasi özerklik tanıdığı gibi, bürokratik vesayet altında bir demokrasi kurdu. Bu otoriter rejimden çok çeken Türkiye toplumu 1999'da açılan AB'ye üyelik perspektifinden de yararlanarak, Avrupa normlarında bir demokrasi kurmaya girişti. Bugün Türkiye'deki temel siyasi bölünme özgürleşme ve demokratikleşmeyi destekleyen güçlerle, buna direnen güçler arasında. Her iki tarafın da uluslararası müttefikleri var.

Söz konusu bölünme iş ve meslek adamlarını, aydınları, üniversite ve medya mensuplarını, hatta askerler dahil bürokratik elitleri ikiye ayırıyor. Askerlerin artan bir bölümünün Ordu'nun etkinliğine, disiplinine ve itibarına zarar veren siyasi rolünden rahatsız olduğu giderek daha iyi görülmekte. Askeri darbe girişimlerinde bulunan yüksek komutanların tarihte ilk kez yargı önüne çıkarılabilmeleri bunun en açık ifadesi.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara geldiği 2002 yılından bu yana demokratikleşme hamlesine öncülük ediyor. Başbakan Erdoğan, ideal anlamda değil ama mevcutlar arasında en liberal görüşlü siyaset adamı. AKP'nin başlattığı reformlarla askerin siyasi özerkliğinin anayasal temeli kalktı, insan haklarında önemli iyileşme sağlandı. Türkiye bugün AKP iktidarı öncesine nazaran çok daha özgür ve zengin bir ülke; ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün ifadesiyle, "canlı demokratik kurumları sayesinde bölgesi için önemli bir model."

Reformlar, AB üyeliği perspektifinin çok zayıflamasına rağmen sürüyor. AKP hükümeti Kürt sorununa siyasi bir çözüm bularak PKK isyanını bitirmeye çalışıyor. Gerek Müslüman, gerekse gayrimüslim dini azınlıkların haklarını genişletme arayışında. AKP liderleri muhakkak ki dindar Müslümanlar, ama İslamcı değiller. Din olarak İslam'la ideoloji olarak İslamcılığı birbirine karıştırmak çok büyük bir yanılgı. AKP liderleri yanlışlarından ders çıkardılar ve eski İslamcı söylemlerini geride bıraktılar. AKP'yi İslamcı olarak nitelemek gerçeği tepetaklak etmek anlamına gelir.

Dolayısıyla Sayın Peres, evet Türkiye'de Ordu'nun rolü sivil otoriteye tabi olma yönünde değişiyor. Bugün temel soru ise şu: Erdoğan Müslüman çoğunluklu toplumu daha geniş özgürlük, demokrasi ve refah yönünde ilerletmeyi sürdürecek mi, yoksa buna direnenler daha Kemalist bir devlet için askeri darbe mi tezgâhlayacak? Birinci olasılığın galip geleceğine dair temkinli iyimserim.

Sayın Peres, öte yandan şuna da emin olabilirsiniz: Uzak bir olasılıkla askerin yeniden iktidara el koyması durumunda dahi Türkiye Filistinlileri işgal ve boyunduruk altında tutmakta ısrarlı bir İsrail'e yakınlık göstermeyecektir.

ZAMAN