Zeynep Burcu Uğur / Fokusplus
Savaşlarda Propagandanın Rolü
Hiç düşündünüz mü, firmalar neden reklam yapar? Bir ürün gerçekten iyi ise, insanlar onu zaten deneyip keşfetmez mi? Öyle olsaydı şirketler milyarlarca lirayı reklamlara harcamaya devam eder miydi?
Reklama ihtiyaç var çünkü insan zihni bilgiyi her zaman rasyonel biçimde işlemez. Araştırma sonuçlarına göre, kararlarımız çoğu zaman “erişilebilirlik kestirmesi” ve “belirginlik yanılgısı” gibi zihinsel kısa yolların etkisi altındadır. Sık duyduğumuz, akılda kalıcı, gözümüze çarpan ya da duyguları harekete geçiren reklamlar, satılan malın gerçekte nasıl olduğundan bağımsız olarak daha değerli ve para verilmeye layık görülür.
Reklamlar tam da bu nedenle tekrar eder, çarpıcı görseller kullanılır ve dikkat çekici sloganlar ve müzikler eşliğinde sunulur. Amaç yalnızca bilgi vermek değil, zihinde kolayca hatırlanabilir bir iz bırakmaktır. Böylece tüketici karar anında, en erişilebilir bilgiye dayanarak seçim yapar. Bazen rasyonel beyin almana gerek yok dese bile, duyguları kontrol eden beyin kısmının devreye girmesi ile ürünün reklamına ve paketlemesine para vermeye razı olabiliriz. Bir başka deyişle, reklamlar piyasada olduğu kadar zihnimizde alan açmak için rekabet eder.
Aynı mekanizma, savaş dönemlerinde devletlerin propaganda faaliyetlerinde karşımıza çıkar. Savaş gibi belirsizliğin ve korkunun arttığı dönemlerde insanlar hızlı ve basit açıklamalara daha fazla ihtiyaç duyar. Bu durum, tekrarlanan mesajların ve çarpıcı anlatıların etkisini artırır. Yani, devletler halklarına ve küreselleşen dünyada da dünya kamuoyuna savaşı “pazarlamak” zorundadır. Savaşı başlatan taraf sürekli yinelenen tehdit hissettiğine dair söylemler, karşı tarafı şeytanlaştıran çarpıcı görüntüler ve sembolik hikayeler ile bu savaşa ihtiyacı olduğunu anlatmak zorundadır. Bunu da yazılı ve görsel propaganda ile yapar. Böylece propaganda, kolektif algıyı yönlendiren bir mekanizma haline gelir.
Bu nedenle özellikle günümüzde savaşlarda bilgi akışı, neredeyse askeri hareketler kadar stratejik önem taşır. Hangi görüntülerin servis edildiği, hangi söylemlerin öne çıkarıldığı ve hangi bilgilerin gizlendiği, savaşın algısını doğrudan şekillendirir.
Her ne kadar propaganda modern zamanlara ait bir şeymiş gibi görünse de, aslında asırlardır farklı araçlarla kendini yenileyen bir gerçek. Haçlı seferlerine halkı seferber edebilmek için kiliselerde “kutsal toprakları kurtarmak” vaazları yapıldığını biliyoruz. Böylece savaşların meşruiyeti dini kılıflara sokularak sağlanmaya çalışıldı. Matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte bildiriler ve broşürler savaşın psikolojik boyutunu şekillendirdi. Sunulan görselde, Japonya’nın II. Dünya Savaşı sırasında kullandığı bir propaganda afişinde bir samuray, İngiliz gemilerini parçalayan dev bir figür olarak resmedilmekte; böylece Japonya’nın gücü vurgulanmaktadır.
Diğer görselde ise yine II. Dünya Savaşı döneminde SSCB’ye ait, gençleri silah altına çağıran ‘Anavatan Çağırıyor’ ifadesi büyük kırmızı puntolarla yer almaktadır. Altta küçük puntolar ile “askerlik yemini” yazan bir propaganda malzemesi. Bu resimde çekiç, orak ve SSCB bayrağı da yok. Kırmızı kıyafetli kadın ile aynı mesaj verilmiş; bu resim ile devlet için, Stalin için ölün demiyor, askere çağrılan gençlere, annelerinizi korumak için askere gidin diyor. Bu resmin savaş sırasında birçok asker tarafından ceplerinde taşındığı biliniyor.
Nazi Almanya’sı da propagandanın başarıyla halkı ikna etmek için kullanıldığı bir diğer örnek. Savaş başlamadan önce halkı zihnen hazırlamak için Swastika adı verilen sembolün şehirlerin birçok yerine asıldığını biliyoruz. Naziler insanların kendi propagandalarına daha fazla erişmesi için radyoyu da başarılı bir şekilde kullandı. Etkin propaganda ile çok büyük bir başkaldırı olmadan Alman toplumu Nazi ideolojisinin emrine girmiş oldu.
Elbette Hollywood ile ABD, bütün ülkelere 7/24 kendi propagandasını yapıyor.
“Holokost Endüstrisi” kitabı ile Norman Finkelstein, İsrail’in devamlı Holokost acılarını gündemde tutarak Filistinlilere her türlü acıyı çektirmesine rağmen kendini haklı çıkarmak için kullanması konusunun altını çiziyor. Bu işin İsrail sözlüğünde özel bir adı bile var: “Hasbara”
Bugün ise sosyal medya, propaganda savaşlarının en hızlı ve en etkili alanı haline gelmiş durumda.
7 Ekim’den bu yana dünyanın gözleri önünde gerçekleşen soykırım devam ederken, İsrail askerleri, Gazzelileri aşağılamak için kendi elleriyle çekip sosyal medyaya yükledikleri videoların kendi itibarlarını alt üst ettiğini ve bunların savaş suçu olduğunu fark etmiş olacaklar ki, bu videoların en çok yüklendiğini TikTok platformunu Amerikalı bir Yahudi ve İsrail ordusunun dostları STK’sının en büyük bağışçılarından olan Larry Elison satın almıştır. Bu satın alma Netanyahu tarafından son günlerin en önemli satın alması olarak nitelendiriliyor. Diğer bir ifade ile İsrail propagandasına devam edebilmek için hakikatlerin ortadan kaldırılması da gerekebiliyor.
İran’ın Legolarla propaganda savaşı
İran’ın geleneksel propagandasında Kerbela vakasına devamlı atıflar olduğu, matem ve acı üzerinden, kayıp üzerinden bir söylem geliştirildiği ve geleneksel meddahlar vasıtasıyla bu anlatının sıkça kullanıldığı birçok başka araştırmacı tarafından dile getiriliyor. Hatta Kudüs’ün de İranlılar tarafından propaganda malzemesi olarak kullanıldığı sıkça dillendiriliyor. Bu kısım bilindik taraf.
Fakat 28 Şubat’tan sonra başlayan ABD-İsrail ikilisi ile İran arasındaki savaşta İran propaganda araçlarında çok ciddi bir eksen kayması yaşamaya başladı denilebilir. Birincisi, Lego filmi Hollywood’un ürettiği ve Amerikalıların aşina olduğu bir direniş kurgusu içeren bir film. Savaşın başlamasından sonra İranlılar Lego filmindeki stili yapay zeka ile geliştirilen animasyonlar kullanarak savaşın meşruiyetini sorgulatan videolar üretmeye başladı. Bu Lego stili bütün dünyada özellikle gençler arasında tanıdık olduğu için de videoların alıcısını artırmış görünüyor. İkincisi, videolar salt Şiiler yerine Amerikalılara hitap edecek şekilde tasarlanmış. Videolarda Trump’ın moraran ellerinden, Netanyahu’nun ve seçim kampanyasına bağış yapan Siyonistlerin Trump’ı gerçekte kontrol ettiğine dair imalardan ve Epstein dosyalarından bolca bulmak mümkün.
Devrim Muhafızları ile birlikte çalışan bu sosyal medya kolu, kimseyi motive etmeyen yavaş matem müzikleri yerine çok daha Amerikanvari müzikler ile İran savaşının aslında İsrail’in işine yaradığı mesajını ve Trump’ın Epstein dosyalarını saklamak için bu savaşa giriştiğini vurguluyor.
Savaş Bakanı Pete Hegseth’in alkol bağımlılığından, kolundaki kafir dövmesini ve kadınlara yönelik uygunsuz davranışlarını içeren bütün iddialara yer vermesi de insanların basında duyduğu başka haberlere gönderme yaptığı için çok ilgiyle karşılanıyor.
Trump’ın ve Hegseth’in kişisel özelliklerine yapılan vurgular, belirginlik yanılgısını tetikleyerek savaşın başka nedenlerinin göz ardı edilip, liderlerin bireysel zaaflarına dikkat çekilerek videonun mesajı sadeleştiriliyor. Halbuki gerçekte ABD-İran arasındaki gerilim Trump ve Hegseth olmadığı dönemlerde de vardı. Bu videolar ise dünya kamuoyuna, ABD yönetimindeki bu kişilerin ahlaki zaafları olmasaydı bu savaşın hiç başlamayabileceğini ima ediyor.
Ayrıca, bu videolarda belirgin bir anti-emperyalizm vurgusu var. Birkaç videoda, tarih boyunca Amerikan şiddetine maruz kalmış Kızılderililerden, Hiroşima ve Nagazaki’deki çocuklardan, Vietnamlılar ve Gazze’deki çocuklardan birer örnek göstererek, aynı zamanda Malcolm X’e ve Epstein Adası’ndaki kız çocuklarına da gönderme yaparak İran’ın hepsi için savaştığını ima ediyor. Bu da mesajın ulaşabileceği hedef kitlenin epey büyümesine hizmet ediyor.
Bu propaganda stratejisi, erişilebilirlik kestirmesi olarak bilinen mekanizma ile yakından ilişkili. İnsanlar, zihinlerinde kolayca canlanan örnekleri daha yaygın ve daha önemli olarak algılama eğiliminde olduğu için, videolarda Hiroşima, Vietnam, Kızılderililer ve Gazze gibi tarihsel ve duygusal açıdan güçlü sembollerin seçilmesiyle bunlardan biri veya birkaçı ile izleyicinin bağ kurmasını çok kolaylaşıyor. Ayrıca çok sayıda örnek de sıralandığı için, izleyicinin ABD’nin sürekli şiddet üreten bir ülke olduğu sonucuna hızla ulaşmasına zemin hazırlıyor. Böylece de İran’a yapılan savaşı bir şiddet silsilesinin sonucu gibi gösterebiliyor.
Trump ile çok efektif biçimde dalga geçen bu videolar, ABD içinde Trump karşıtı sosyal medya paylaşımcıları tarafından da dağıtılmaya başlanınca ve milyonlarla kez izlenince olan oluyor; YouTube bu videoları yükleyen Explosives Media adlı hesabı kapatmaya karar veriyor.
Normalde medyanın ve teknolojinin iplerini elinde tutan ABD ve İsrail’in İran’dan gelen bu videolara daha komik ve içerik açısından cazip videolarla karşılık vermesi beklenirdi. Görünen o ki, ABD-İsrail saldırısıyla başlayan İran savaşının sosyal medya ayağında galip İran olmaya doğru gidiyor.