İran laboratuvarı

Ali Ünal

Devrim ve sonrası açısından İran incelenmeye değer önemli bir laboratuvar teşkil etmesine rağmen, hem devrim hem sonrası hakkında Türkiye'de ciddi bir çalışmanın yapıldığı söylenemez.

Ayrıca, Türkiye'de meselâ kendi kaynakları ve dayanaklarıyla Şiîliğin, Velâyet-i Fakih'in ve özellikle Şiî hadis geleneğinin ilâhiyat çevrelerinde bile ne ölçüde bilindiği tartışma götürür bir husustur. Özellikle Batılı haber kaynaklarına dayanan aktüel sahada yazılanlar ise daha çok yalan ve iftiralara dayanıyordu. Tek bir misal bile, bunların mahiyetini anlamaya yeter:

Sünnî dünyadaki Mecmuatü'l-Ahzab gibi, İran'da da bilhassa Hz. Ali'ye ve diğer imamlara dayandırılan dualardan, münacatlardan, evrad ve ezkârdan oluşan ve ismi 'Cennetlerin Anahtarları' demek olan üç ciltlik Mefâtîhu'l-Cinân vardır. Bu üç cildin bir cilt olarak özetlenmiş bir nüshası İran'da pek çok evde bulunur. Bu kitap, İran-Irak Savaşı sırasında cephede savaşan İran askerlerine dağıtıldı. Batı medyası ve ondan naklen Türk medyasının bazı organları, bunu boyunlarına fotomontajla anahtar asılmış askerlerin resmi eşliğinde "İran'da askerlere cennetin anahtarları dağıtıldı." şeklinde haberleştirmişti.

 

Bu arada yine yanlış değerlendirmelere konu olan bir hususa da temas edelim: İslâm fıkhı, daha çok hadislere dayanmaz; öncelikle Kitap (Kur'an) ve Sünnet'e dayanır (Sünnet ve Hadis, bazı açılardan farklı kavramlardır). Recm veya celde, zina cezası için dört şahidin bulunması gerektiğini bilmeyen Müslüman her ülkede çoktur ama, köklü bir geleneğe sahip İranlı ulemanın ve ona hükmeden hakimlerin bunu bilmemesi düşünülemez. Bu, Kur'an'da açıkça ve ayrıntılarıyla anlatılan bir husustur. Zinanın tescili için şahitliğin dışında ısrarlı itiraf (Peygamber Efendimiz zamanında uygulanan her iki ceza da itirafa dayanıyordu), ayrıca, cezanın kadınlara daha fazla uygulanmasına sebep olacak şekilde nikâhsız gebelik ve gebeliğin Kur'an'da geçen asgarî sınırı 6 ay olduğu için, nikâhlı iken 6 aydan önce doğumla sonuçlanan gebelik gibi nazara alınabilecek başka faktörler de vardır. Sonra, İran hadis geleneği birkaçı dışında bütün Sahabe'yi kabul etmez; sadece "İmamlar"dan Şiîler kanalıyla yapılan rivayetlere dayanır ama bu, fıkıh sahasında Şia ile Ehl-i Sünnet arasındaki farkın birkaç önemli hüküm dışında, herhangi iki Sünnî fıkıh mezhebi arasındakinden daha fazla olmasına yol açmamıştır.

 

İran laboratuvarında inceleme yaparken bilhassa devrim sürecinde birbiriyle ittifak halinde bulunan ulema kesimiyle ilk başbakan Bazergân ve ilk cumhurbaşkanı Benî Sadr gibi "liberal Müslüman aydınlar" arasında bilâhare yaşanan anlaşmazlıklar; Mekke'nin fethinde Peygamber Efendimiz'in (sas) ortaya koyduğu tavra rağmen devrimden itibaren başlayan idamlar; ama idamları değerlendirirken mutlaka göz önünde bulundurulması gereken Furkan grubunun terör eylemleri, Tudeh'in eylemleri, yeni hükümeti aylarca uğraştıran Kürt ve Azerî ayaklanmaları, devrimin bel kemiğini teşkil eden kadronun oluşturduğu İslâm Cumhuriyeti Partisi merkez binasına konulan bombanın patlamasıyla önde gelen 70 kişinin ve bundan iki ay sonra Cumhurbaşkanlığı binasındaki patlama ile Cumhurbaşkanı Recai ve başbakanın öldürülmesi, nihayet çıkarılan İran-Irak Savaşı; ayrıca devrimde Humeynî'den sonra ikinci isim Ayetullah Şeriatmedarî ve mukallitlerinin muhalefeti; müçtehid ulema arasındaki içtihad anlaşmazlıklarının idarî-siyasî yansımaları; Humeynî'nin sağlığında vefatından sonra yerine geçmek üzere tayin edilen Ayetullah Muntezirî'nin, "Dışişleri Bakanlığı'nı 10 yıldır masonlardan temizleyemedik" sözüyle öne çıkan muhalefeti ve ölümüne kadar göz hapsinde tutulması; mezhepleri yaklaştırma adına kurulan müesseselere ve yapılan yayınlara rağmen sürekli Şiîliğe ağırlık verilmesi ve yapılan yayınlarda bu hususun genellikle önde tutulması; İslâmî değerlerin daha çok birer slogan olarak gündemde olması ve neticede devrimden yıllar sonra bir İrşad Bakanı'nın "Gençlerimizin % 95'i namaz kılmıyor" itirafında bulunması gibi konular nazara alınmalıdır.

 

ZAMAN