İmam Hatipli Olmak

HÜLYA ŞEKERCİ

Lise yıllarında öğretmen ve idarecilerimizden ‘siz İmam-Hatiplisiniz beyaz bir örtü gibisiniz. Beyaz örtünün üzerindeki en ufak leke nasıl belli olursa sizin de hatalarınız öyle görünür’ mealinde şeyler işitirdik. Bu telkinler motivasyonumuzu artırır ve sahabileri örnek almak şiarımız olurdu.

Bir taraftan bizi böyle görmek isteyen büyüklerimizin telkin ve iltifatlarına rağmen diğer taraftan ‘İmam-Hatiplilerden korkacaksın, hiç göründükleri gibi değiller, onlar mı İslam’ı temsil edecek’ gibi aşağılamalarla karşılanıyorduk. Yani, bir taraf melek gibi görmek isterken bizi, bazıları da birkaç olumsuz örnekten yola çıkarak İmam- Hatiplileri aşağılıyorlardı. Tabii bir de okulunuzda falaka var mı?, sadece Kuran öğreniyorsunuz değil mi gibi soruların muhatabıydık.

Oysa gerçek şu ki bizler, dinle irtibatları “gelenek” seviyesine indirilmiş, taklidi imana sahip ebeveynlerin bu zaaflı toplumdaki evlatları idik. İslam’ın camilere kapatılmaya çalışıldığı zaman diliminde tutunacağımız dallar da yok değildi. Sayıları az da olsa idealist öğretmenlerimiz vardı mesela. Yine bazı cemaatler İmam-Hatip öğrencilerine mesajlarını ulaştırmaya çalışan. Artık her geçen gün “Allah’ın dininin” ne manaya geldiğini anlama konusunda daha samimi, daha arzulu yeni bir nesil yetişiyordu. Yaşamak ve yaşatmak için araştırıyorduk vahyin mesajını. Sonra, mesafe koyuyorduk hurafelerle bezenmiş muhafazakâr dindarlıkla aramıza. Yitirdiklerimizi gördükçe içimiz acıyordu. Seyyid Kutuplar, Mevdudiler öğretiyordu ümmet olma şuurunu. Bölük pörçük oluşumuz uykularımızı kaçırıyordu.

Bu gayretin dışında kalanlar da vardı elbette. Tek derdi bir şekilde okulu bitirip, işini eline almayı düşünenlerle birlikte orada olmaktan utananına kadar her türlüsü vardı. Ama şu da bir gerçek ki bu kültür o gün için olmasa bile, ilerleyen yaşlarda o bireyleri de bir şekilde kuşatıp, onları toplum ortalamasının fevkine çıkarıyordu.

12 Eylül İhtilâli sonrasında bu okullara talep patlaması olmuş,  talebi karşılayamayan bazı İmam- Hatip okulları sınavla öğrenci almaya başlamıştı. Sınavı kazananlar ve ‘çocuğumu almazsanız vebali üzerinizedir’ tehdidiyle sınavda başarısız olduğu halde kayıt yaptıranlarla birlikte her sırada üç öğrenci oturacak şekilde tam kapasiteyle, tüm olumsuz fiziki koşullara rağmen eğitimini sürdürüyorlardı. Buna rağmen başta Hukuk, Siyasal Bilgiler, Sosyoloji, Tıp olmak üzere pek çok fakülte İmam- Hatipli öğrencilerini ağırlıyordu.

Ve 28 Şubat darbesi başörtülülerle birlikte İmam-Hatip okullarını da ezdi geçti. İslami kesime yönelik kin kasırgasında İmam-Hatip okullarının orta kısmı kapatıldı. Katsayısı engeli ile üniversite kapıları yüzlerine kapandı ve bu süreçte öğrenci sayısı son derece azaldı. Bazı okullar kapanma aşamasına gelmişti ki hocaların, idarecilerin köy-köy, mahalle-mahalle gezerek yaptıkları öğrenci kayıtlarıyla ayakta kalabildi.

Şimdi yeni bir süreçteyiz. Ancak bu yeni sürece uyum sağlayamamış bizim mahalleyi anlamakta zorlandığımı söylemek isterim. Özellikle başarılı erkek çocuklarını hala İmam-Hatip Lisesine göndermekten imtina edenlerin gerekçelerini anlamakta zorlanıyorum. Okul başarısı gösterilirse geçtiğimiz hayli yüksek puanla öğrenci alan Kartal Anadolu İmam-Hatip Lisesinde erkek öğrenci sayısının tüm öğrencilerin üçte biri olduğunu söylemekle yetinelim.

Oğlunu İmam-Hatip okullarına göndermek istemeyen bir anne ile sohbetimizde gerekçe olarak matematik ders saatinin daha az olduğunu ileri sürmesi meselenin hangi boyutlarda ele alındığını göstermektedir.

Kanaatimce çocuklarımız için burslu bile olsa özel okullar yerine İmam- Hatip okulları tercih edilmelidir. Zengin aile çocukları için oluşturulan steril ortamlar yerine her cemaatten ve çeşitli gelir gruplarından gelen gençlerle beraber öğrenim görmek çocuklarımızı hayata daha iyi hazırlayacaktır.

Bu tavsiye, söz konusu okullarla ilgili eleştirilerin varlığına rağmendir. Özellikle son aylarda ‘Namaz Bilinci’ konulu seminerler için gitmiş olduğum İmam-Hatip Okullarının öğretmen ve idarecilerinde yeni nesil İmam-Hatip nesline karşı genellikle bir umutsuzluk, hoşnutsuzluk hâkim olduğunu gözlemlemekteyim. Bu anlayışa sahip olanlar şu sorular üzerinde düşünmelidirler: İHL’li öğrencilerin ebeveynleri tüm yozlaşmalardan arınmış da çocukları mı yoldan çıkmışlardır? Yine hâkim popüler kültür yalnızca bu nesli etkisi altına almış da diğerleri bu kültürün etki alanı dışında mı kalmışlardır? Acaba İHL’lerde görev yapan öğretmenlerin yüzde kaçının öğrencileri bilinçlendirme gibi bir kaygıları vardır?

Elbette nefsinin peşinde koşan birçok İHL’li yozlaşmanın sınırlarını zorlamaktadır. Ancak okul seçiminde bazı kıyaslamaları yapmak lazım:

—Namaz kılma ve diğer ibadetlere önem verme oranı hangi okullarda daha yüksek?

—Hayata dair anlam arayışında, çözümü din olarak kabul etme oranı hangi okullarda daha yüksek?

—Uyuşturucu bağımlılığının olmadığı ya da yok denecek kadar az olduğu okul hangisidir?

—İslam ümmetinin dertleri için bağış toplayan, kermes yapan okullar sıralamasında en üst sıralarda olan okullar hangileridir?

—Örneğin Mısır’daki idam kararların protesto eden gençler hangi okullardan akın ederek meydanları doldurmaktadırlar?

Herkes biliyor ki ‘hangi’ kelimesinin yerine konacak İmam-Hatip liseleridir. Ne var ki bu kurumları hak etmedikleri şekilde idealize edip sonra da yerden yere vurmak yerine ‘bu okullardaki öğrencilerin dine yönelişleri ve ilgilerini nasıl sağlam kanallara yönlendirebiliriz’ sorusu üzerinde düşünmemiz gerekir ki bir sonraki yazımızın konusu da bu olsun.