İkiyüzlü Batı ve Mülteciler

Hayrettin Karaman

 

Batı, Doğu, Güney, Kuzey bütün dünya insanları belli zaman dilimlerinde hayatı paylaşmak mecburiyetindeler; yani ne “Durdurun dünyayı, inecek var.” demek mümkün, ne de bütün insanları tek tip hale getirmek imkan dahilinde. Çare İslam'ın tezinde birleşmektir.

Allah'a ve ahirete iman edenler de var etmeyenler de; ama İslam'ın tezi şöyledir: Dini, ırkı, sosyal ve kültürel durumu, bölgesi, medeniyeti ne ve hangisi olursa olsun bütün insanlar adalete dayalı bir sulh ve her bireyin insanlığını gerçekleştirmesini mümkün kılacak bir hürriyet içinde yaşamalıdırlar. Kimse kula kul olmaya mecbur bırakılmamalıdır.

İslam'ın bu tezi teoride kalmamış, fetihler topluluklara adalet ve hürriyeti taşımış, savaşta direnmeyenler kendi topraklarında, işlerinde ve güçlerinde adil vergilerini ödeyerek serbest bırakılmış, dinlerine ve dillerine dokunulmamış, mabetlerinde ibadetleri, uygun mekanlarında eğitim ve öğretimleri devam etmiştir.

Ya Batı ne yapmıştır? Kendi dinlerinden ve milletlerinden olmayanlara “Ya bizden olun, ya kaçın, ya da kılıçlarımıza boyunlarınızı uzatın.” demiştir.

Geçmiş zamanlarda böyle idi de şimdi, insan hakları belgelerinin altına imzalar atıldıktan sonra değişti mi?

Hayır.

Çeşitli bahanelerle İslam düşman, Müslümanlar da terörist ilan edildiler. Müslümanlar bütün diğer din mensuplarının zulmüne maruz kalmış durumdalar.

Ortadoğu'da menfaatleri gereği haritayı yeniden çizmeye karar vererek zavallı, gafil, dağınık, kıblesini şaşırmış ülkeleri ve halkları birbirine düşüren, her tarafa silah satarak iki başlı kazanç peşinde olan, dilediğini kazandıran, dilediğini imha ettiren Batı, katliamdan kaçanlara kucak açmıyor, binbir zorlukla kendilerini Batı'nın merhametsiz kucağına atanları da dinlerinden çevirmeye çalışıyor.

Şimdi aşağıda bazı ibretlik haberleri okuyalım:

Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Başkanı (ZMD) Eymen Mazyek'in yaptığı açıklamaya göre, Almanya ve Avusturya'ya kaçak yollarla gelen Afgan, Pakistanlı ve İranlı sığınmacılara, Hristiyan olmaları şartıyla iltica hakkı veriliyor.

Geçen yıl 1 milyondan fazla sığınmacı kabul eden Almanya'da, daha kolay iltica hakkı elde edebilmek için kaç kişinin Hristiyanlığa geçtiğini gösteren herhangi bir kayıt bulunmuyor. Alman basınında çıkan haberlerde bunun binlerce olduğunun tahmin edildiği belirtiliyor.

Almanya, uluslararası sözleşmeler ve anayasası gereği, Suriye gibi savaş bölgelerinden ve baskılardan kaçanların birçoğunu din ya da etnik fark gözetmeden koruma kapsamına alıyor, bunların büyük bir kısmına geçici oturma izni veriyor.

Ancak Almanya'da iltica hakkı elde etmesi zor olan bazı Afgan, Pakistanlı ve İranlılar din değiştirerek, başvurularında ellerini güçlendirmeye çalışıyor. Bu kişiler, ülkelerine dönmeleri durumunda din değiştirdikleri için idam cezasıyla karşı karşıya kalacaklarını öne sürerek sığınma talebinde bulunuyorlar.

Almanya genelinde özellikle bazı Protestan kiliseleri, sığınmacılara yönelik özel programlarla onların Hristiyanlığa geçmelerini aktif şekilde teşvik ediyor.

Berlin yakınlarındaki Protestan Teslis Cemaati Kilisesi'ne üye yaklaşık bin 200 sığınmacının bulunduğu belirtiliyor.

Papaz Gottfried Martens, yalnızca geçen yıl 185 sığınmacıyı vaftiz ederek Hristiyan yaptı.

Kilisede, sığınmacılar için ana dillerinde din kursları veriliyor. Kilise yetkilileri, vaftiz öncesinde aylar süren bir hazırlık aşaması olduğunu, kişilerin bir sınava tabi tutulup bire bir görüşme yoluyla gerçekten Hristiyanlığı benimseyip benimsemediklerinin incelendiğini savunuyor.

Avusturya'da da iltica hakkı alabilmek için din değiştiren sığınmacı sayısının hızla arttığı belirtiliyor.

İşte bunca örselenmişliği ile Türkiye, işte bunca iddialarıyla Avrupa!

Yeni Şafak