Hürmüz Boğazı’ndan yayılan riskler

“Hürmüz Boğazı’nın ticari bir silah olarak kullanılmasının maliyeti ne olabilir? Bu durumdan en çok etkilenecek ülkeler hangileri? Boğazın kapalı kalması hangi siyasal ve ekonomik değişikliklere yol açabilir?”

Hürmüz Boğazı’ndan yayılan riskler

Şeyma Kızılay Özbalcı / Fikirturu


28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşta gözler Hürmüz Boğazı’nda. Zira bu stratejik geçiş noktasının güvenliğine ve işlerliğine yönelik endişeler her geçen gün artıyor. İran ve Umman arasında yer alan, Basra Körfezi’ni Umman Körfezi’ne ve açık denize bağlayan bu dar su yolu, dünyadaki sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) %20’sinin (100 milyar metreküp) geçtiği nokta. Bu da günde yaklaşık 20 milyar varil demek. Buradan çıkan petrol Çin’den Hindistan’a kadar çeşitli üretim merkezlerini besliyor.

Bu can damarı özellikle Çin faktörü düşünüldüğünde daha da önem kazanıyor. Ortadoğu’da çatışmalar başlamadan önce Çin’in yaptırımlara rağmen İran’dan el altından petrol aldığı biliniyordu. Şimdi İran’ın savaşta olması, dünya ekonomisinde artan kırılganlık ve savaşın geleceğinin taşıdığı belirsizlik Çin için Körfez petrolünü daha değerli hale getirdi.

Dolayısıyla Hürmüz’de artan kırılganlık, büyük bir krize yol açabilir.

Mevcut durum

İlk olarak bölgedeki mevcut duruma bakmak gerekirse İran İslam Devrim Muhafızları’nın 2 Mart 2026’da Hürmüz Boğazı’nı kapattığını duyurmasıyla muhtemel bir enerji krizinin perdesi açıldı.

Bu adım, dünya ticareti ve enerji akışı açısından ciddi bir sorun demekti. Zira söz konusu kararla birlikte petrol tankeri trafiği durdu ve 14 Mart 2026 itibariyle bölgede boğazın her iki yakasında atıl olarak bekleyen tanker sayısının 706’ın üzerinde olduğu kaydedildi. Gemilerden 334’ü ham petrol tankeri, 109’u kirli petrol ürünleri ve 263’ü ise temiz petrol ürünleri taşıyor. Muhtemelen bu sayılar artmaya da devam edecek.

Sigorta şirketleri ve gemi sahipleri de İran’ın uyarıları sonrası geri çekildi, büyük nakliye şirketleri ise seferleri askıya aldı. Öte yandan İran ve Çin bayraklı gemi trafiğinin sınırlı da olsa devam ettiği görülüyor. Ayrıca çatışmalar kıyıdaki gemilerin de hasar görmesine yol açtı. En az üç tanker füze isabetine maruz kalırken Umman açıklarındaki bir petrol tankeri de alev aldı.

İlerleyen dönemler için olası senaryolar

Krizin bu şekilde ya da katlanarak devam etmesi halinde dünya petrol ticaretinde ve petrol fiyatlarında dramatik değişimler görülebilir. Nitekim daha şimdiden brent petrol ilk işlemlerde %10-13 oranında sıçrama gösterdi.

İlerleyen dönemlerde ise krizin devamlılığına göre varil başına 100 doları aşması bekleniyor. Dahası sürecin bir aydan uzun sürmesi halinde 150-250 dolar bandına kadar tırmanma görülebileceğine dair uyarılar söz konusu. Bu aynı zamanda küresel çaplı bir enflasyonu da tetikleyebilir.

Çatışmaların ya da tıkanıklığın devam etmesi yeni askerî güvensizliklerin de önünü açabilir. ABD Başkanı Donald Trump, 3 Mart 2026’da yaptığı açıklamada ABD donanmasının gerekirse Hürmüz Boğazı’ndaki petrol tankerlerine refakat edebileceğini belirtti.

ABD’nin bu adımı, bölgedeki askerî angajmanın artmasına ve beraberinde gerginliğin de tırmanmasına neden olabilir.

Peki, bölgeden geçen petrolden en çok hangi ülkeler faydalanıyor? Bu noktada tedarikçi ve ithalatçı ülkeler şeklinde bir ayrım yapmak mümkün.

Boğaz, Asya-Körfez ticaretinin can damarı niteliğinde kritik öneme sahip. 2024 yılında Hürmüz Boğazı’ndan geçen ham petrolün %84’ü ve LNG’nin %83’ü Asya pazarlarına gitti. Ham petrol akışının toplam %69’unu Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore oluşturdu.

Hindistan’ın ham petrolünün yaklaşık %40’ı ve LNG’sinin %50’sinden fazlası Hürmüz’den geçiyor. Yani boğazın istikrarsızlığı Yeni Delhi için petrol fiyatlarının yükselmesinin yanı sıra enflasyon, para birimi istikrarı gibi riskler de taşıyor.

Petrol fiyatlarının yükselmesiyle ABD dolarında yaşanacak artış, Hindistan rupisini baskılayarak enflasyonu tetikleyebilir. Enerjiye dayalı bir ithalat yapısına sahip olması Hindistan’ı bu açıdan savunmasız kılıyor.

Krizin devam etmesi durumunda farklı rotalara yönelmek zorunda kalınması, Ümit Burnu ve Süveyş Kanalı’nın kullanılmasını gerektirecek; bu da navlun ve sigorta maliyetlerinin artmasına neden olacaktır. Bu anlamda tedarik zincirlerinin çeşitli olması önem taşıyor. Özellikle ABD yaptırımları sebebiyle Rusya’dan uzaklaşan Hindistan’ın bölgedeki kırılganlıktan dolayı yeniden Moskova’ya dönmesi beklenebilir.

Bir diğer Asya ülkesi olan Güney Kore ham petrolünün %60’ını bölgeden temin ediyor. Kriz karşısında acil durum planlaması ilan eden Seul, ülkenin yaklaşık 200 günlük arza eşdeğer stratejik petrol rezervlerine sahip olduğunu belirtti.

Japonya ise petrol ithalatının neredeyse dörtte üçü için bu boğaza bağımlı. Boğazdan günde 1,6 milyon varil petrol ithal ediyor. Her iki ülkenin de 200 günden fazla iç tüketimi sağlayacak rezervi bulunuyor. Ancak krizin tırmanarak devam etmesi küresel enerji piyasalarına yansıması arz şoku ve erişimin kısıtlanması şeklinde gerçekleşebilir.

En çok etkilenecek ülkelerden biri de Çin. Ham petrol ihtiyacını büyük oranda dışardan karşılayan Çin için Ortadoğu bölgesi başlı başına kritik önemde. İran petrolünün %80’inden fazlası Pekin’e gidiyor.

Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) de LNG alan Çin, petrol ithalatının neredeyse %40’ını Hürmüz Boğazı vasıtasıyla gerçekleştiriyor. Buna karşın Pekin’in krize karşı tedbir imkanları mevcut.

Çin’in stratejik adımları, birkaç aylık rezerve sahip olması arz kesintisinden çok fazla etkilenmesinin önüne geçebilecek bir etken. Ayrıca daha güvenli bir alternatif olarak enerji konusunda Rusya’ya daha fazla yönelme yolunu da seçebilir.

Bir başka nokta ise Çin bayraklı gemilerin bölgeden sınırlı da olsa geçebildiğine dair değerlendirmelerin olması. İran’ın zımni izni ile bazı Çin gemilerinin boğazdan geçebildiği belirtiliyor.

Tedarikçiler noktasında ise en çok zarar görebilecek aktör olarak Irak öne çıkıyor. Irak, petrol ihracatının yaklaşık %94’ünü Basra limanları üzerinden gerçekleştiriyor. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı’nın kapanması Irak için ağır darbe anlamına geliyor.

Rusya-Ukrayna Savaşı’yla Rus enerjisinden uzaklaşan Avrupa Birliği için Katar, bu süreçte önemli bir tedarikçi konumuna gelmişti. Ancak olaylar yine Avrupa’da bir enerji kriziyle karşı karşıya kalınma sürecini getiriyor gibi. Avrupa’nın bu krizi ABD’ye yarayabilir. Zira Trump, Avrupa’ya enerji satma derdinde.

Refah tartışmaya açılırsa

Ancak yaşananlardan en çok Körfez ülkeleri de etkilenecek. Orta Doğu’da Norveç standardında hayat yaşamalarının en önemli nedeni enerji satışı. Eğer bu kaynaklar dünya piyasalarına ulaşamazsa bölge devletlerinin büyük bir sorunla karşı karşıya kalacağı aşikâr. Ellerindeki zenginlik bir süre daha refah bir yaşam sürmelerini sağlasa da artan ekonomik problemler bölgedeki yönetimler üzerindeki baskıyı arttıracaktır.

Bölge devletlerinin halklarını kontrol etmedeki en önemli araçları refah. Refah yoksa otoriteleri tartışmaya açılabilir ve ABD için “makul otoriteler” (ABD açısından onun çıkarlarına uygun işbirlikleri yapabilecek ya da en azından İran kadar karşıt olmayan) adına yeni Arap Baharı tartışmaları başlayabilir.

Hürmüz Boğazı’nın alternatifi var mı?

Hürmüz Boğazı’na alternatif rota sınırlılığı da mevcut krizi derinleştiren faktörlerden biri. Suudi Arabistan ve BAE’deki boru hatları görece alternatif rotalar sunsa da sınırlı bir etki kapasitesine sahip.

Arz kesintisi ve krizin sürekliliği sonucunda kullanılabilecek Suudi Aramco’nun Doğu-Batı ham petrol boru hattı ve BAE’nin Abu Dabi boru hattı birlikte, boğazı atlamak için yaklaşık 4,7 milyon varil/gün kapasite sağlayabilir.

Bu tür krizlere ve arz kesintilerine karşı alternatif sağlaması adına BAE, 2027 yılına dek yeni bir boru hattı daha inşa etme hedefinde. Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı (ADCOP) Projesi, Cebel Dana ihracat terminalinden Fujairah’a kadar boğazı bypass eden 1,5 milyon varil/gün kapasiteli bir hat planı sunuyor.

Küresel deniz ticaretine yansımaları

Geçici bir aksamanın bile dünya piyasalarını etkilediği Hürmüz Boğazı’ndaki sorunların devamlılığı bir çığ etkisi yaratabilir. Enerji maliyetlerinin artması ve Körfez’in enerji ihracının azalması ihracat ve ithalat bağımlısı ülkeler açısından yapısal ekonomik kırılganlıkları tetikleyebilir.

Krizin, deniz ticareti ve küresel tedarik zinciri açısından da olumsuz etkileri var. Zira kriz yalnızca petrol arzında ve fiyatlarında değişimlere yol açmakla kalmayarak nakliye ve teslimat konularında da sınırlılık oluşturma kapasitesine sahip.

Tanker trafiğinde aksamaların meydana gelmesi ve hareketsizliği, taşıma için yeni araçlar ve yeni güzergahlar demek. Özellikle Ümit Burnu’na olan ilgi mecburen artacak gibi görünüyor. Dolayısıyla rafine ürün lojistiği açısından da bir belirsizlik oluşturuyor. Çünkü bu rota daha fazla zaman kaybı ve daha fazla maliyet demek. Ümit Burnu daha önce de rafine ürünler için kullanılan bir güzergah olmasına rağmen tercihten çok zorunluluk sebepli geçişler öne çıkıyordu. Örneğin Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları gemileri Ümit Burnu’na sapan bir rota izlenmesinde etkili olmuştu. Ancak mevcut krizin farkı, son dönemdeki gelişmelerin Ümit Burnu’nu tek güvenli güzergah haline getirmesi. Bölgedeki trafiğin artması da buna işaret ediyor. 11 Mart’ta bu rotadan bir önceki güne göre %7,5’lik bir artışla toplam 86 gemi geçişi gözlendi. Hürmüz krizinin Ümit Burnu rotasını git gide ana arter haline getirdiğini görülüyor.

Tüm bunların yanı sıra enerjinin insanlar, toplumlar, devletler ve küresel sistem için önemi düşünüldüğünde sağlıktan gıdaya ve kimyaya kadar birçok alanı ilgilendiriyor. Zira ham petrol ihracı sadece enerji alımı değildir. Ayrıca petrokimya için hammaddedir. Tarım alanlarının sanayileştiği bir dünyada enerji güvenliği daha kritik bir rol taşıyor. Enerji sayesinde düşük maliyetlerle yüksek verimin elde edildiği tarım alanında yaşanacak aksaklıklar, küresel sistemde gıda güvensizliğine yol açarken enflasyonu da tetikleyebilir.

Bundan da özellikle tarımsal üretimin yoğunlaştığı veya nüfusun kontrolsüz bir şekilde arttığı Asya ve Afrika gibi bölgeler olumsuz etkilenecektir. Dolayısıyla endüstriyel kırılmalar da olası senaryolar arasında yer alıyor.

Diğer yandan Hürmüz Boğazı’ndan geçen mallar, küresel ticareti de olumsuz etkileyebilir.

Ticaretin silah olması

Kargo taşımacılığı ve enerji transferi açısından küresel ticaretin şah damarı olarak adlandırılan Hürmüz Boğazı, ticaretin nasıl bir silah olarak kullanılabileceğine dair son örneği oluşturuyor.

Geçmişte Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi hamlesi, yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin faaliyetleri ve deniz taşımacılığına etkilerinde görüldüğü üzere Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut durum da kriz anlarında ticaretin ve bağımlılık sağlayan stratejik güzergahların ne derece önemli birer araç olduğunu ortaya koyuyor.

Çok sayıda ülkeyi farklı açılardan etkileme kapasitesine sahip olması hasebiyle Hürmüz Boğazı krizi İran açısından stratejik bir koz. Dünya ticaretini aksatması yalnızca İran’ın İsrail’e ve onu destekleyen aktörlere yönelik bir silahı değil, Tahran’ın yakın ilişkiye sahip olduğu ülkeler açısından da olumsuzluklar doğuruyor.

Krizin ne kadar süreceği, ekonomik ve siyasi dengeler üzerinde ne gibi dalgalanmalara neden olacağı belirsizlikleri, ileriye dönük tahminleri de sınırlıyor. Ancak net olan bir şey var ki küresel ticaretteki bu aksama dünya ekonomisinde büyük çaplı zarara yol açabilecek düzeyde.

Üstelik yalnızca ekonomik sonuçlara sebep olmayacağı da görülüyor. Aynı zamanda bölgenin askerîleşmesine de zemin hazırlayarak krizin boyut değiştirmesi ihtimalinden söz edilebilir. Küreselleşen bir dünyada “kelebek etkisi” geçerli bir hal kazanıyor. Hürmüz Boğazı da bunun kanıtı.

Yorum Analiz Haberleri

Gecenin kadrini bilmek hazırlık gerektirir
Avrupa demokrasilerinin yapısal çöküşü ve bir sis perdesi olarak İslamofobi
Esed diktası binlerce çocuğu nasıl yok etti?
Britanya’nın Kıbrıs, Venezuela ve İran’a yönelik saldırılardaki rolü
Akademinin Gazze soykırımıyla imtihanı