Hudeybiye'den Bugüne Bir Ders

AHMET MARUF DEMİR

"Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz, Hudeybiye Antlaşması sonrası muahede ve musalaha işini bitirdikten sonra, sahabelere, “Artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başlarınızı traş ediniz!” diye seslendi.

Ne var ki Hz. Resûlullah’a sonsuz hürmet ve muhabbetlerine rağmen sahabelerin hiçbirinde bu emir karşısında bir hareket görülmedi. Peygamber Efendimiz, emrini ikinci kere tekrarlamak zorunda kaldı: “Kalkınız, kurbanlarınızı kesip, sonra başlarınızı traş ediniz!”

Fakat aynı şekilde sahabeler, sanki bu emri duymamış gibi davranıyorlar, kurban kesme ve traş olma işine başlamıyorlardı.

Resûl-i Ekrem (sav), emrini üçüncü kere tekrarladı: “Kalkınız, kurbanlarınız kesip, sonra başlarınızı traş ediniz!”

Yine sahabelerden bu konuda bir hareket görülmedi.

Emrini üç kere tekrarlamasına rağmen, ashaptan kimsenin kalkmadığını gören Hz. Peygamber, dönüp hanımı Hz. Ümmü Seleme’nin yanına gitti:

“Ey Ümmü Seleme! Nedir şu halkın tutumu? Onlara, ‘Kurbanlarınızı kesiniz, başlarınızı traş ediniz’ diye tekrar tekrar söylüyorum; fakat hiçbiri emrime icabet etmiyor!” diyerek sahabelerin bu durumundan şikayet etti.

Müstesna zekâ ve fazilet sahibi olan Hz. Ümmü Seleme, “Yâ Nebiyyallah! Bu işi yapmak istiyor musunuz? O halde, şimdi dışarı çıkınız; sonra, ta kur­banlık develerini kesinceye ve berberini çağırtıp o seni traş edinceye kadar ashaptan hiçbirisine bir kelime bile söylemeyiniz” dedi; arkasından da ilave etti: “Çünkü sen kurbanını kesecek ve traş olacak olursan halk da öyle yapar!”

Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz dışarı çıktı. Hiç kimseyle görüşmeden ve hiç kimseye bir şey söylemeden, ihramını sağ koltuğu altından çıkarıp sol omuzuna attı; kurbanlık develerini kesti ve berberi Huzaalı Hırâş b. Ümeyye’yi çağırıp traş oldu.

Bunun üzerine sahabeler de derhal kurbanlık develerini kesmeye ve başlarını traş ettirmeye başladılar."

İslam tarihimizdeki bu önemli anektod, halkın, liderlerinin söylemlerinden ziyade yaptıklarına bakıp hareket ettiklerini gösteren en büyük kanıttır. Nitekim bizde de bu tavır kendini 15 Temmuz gecesi apaçık bir şekilde göstermişti. Başkan Erdoğan ölümüne yürümüş halkı da ardından yürümüştü.

Hudeybiye Antlaşması sonrasındaki bu önemli anektod bugünkü içinde bulunduğumuz durumu da özetler mahiyette. Bize karşı yapılan ekonomik operasyona karşı şuana kadar halkta bir ateletin söz konusu olduğu açık. Bu ataletin en büyük nedeni ise toplumun önünde olan çoğunluğun, Erdoğan'ın yapmış olduğu çağrıya karşın gözle görülür herhangi bir adım atmaması... Lüks, şatafatlı yaşamlarından vazgeçmemeleri... Şehvet ve ihtirası terk etmemeleri...Müsrifliği ve kibri karakter haline getirmeleri... Bakan, vekil, il ve belediye başkanı düzeyinde olan çoğu şahsiyetin halkın içine özellikle böyle günlerde karışmamaları... Sofralarına oturmamaları, sofralarına çağırmamaları... İş adamlarının, fabrikatörlerin, ev ve dükkan sahiplerinin büyük kısmının elini taşın altına koymamaları... Devlet kademelerinde çalışan yüksek düzeyli bürokrat ve memurların bir aylığına dahi olsa maaşlarından feragat etmemeleri, edememeleri... Devlet mekanizmalarında liyakatın göz ardı edilmesi... Liyakat sahiplerinin ufacık eleştiri veya itirazlarında da lanet olası troller eliyle itibar suikastına maruz kalması ve sonrasında da tasfiye edilmesi...

Haysiyet cellatlığının, "alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste" ilkesi gereğince birgün o kişinin de başına geleceğinin unutulması!!!

Bir diğer husus ise bu gibi zor günlerimizde söylem ve sloganların öne çıkarılması. Elbette söylem ve sloganlar önemli. Ama din, iman, millet söylemi zafer için salt yeterli olsaydı o veya bu değil, komutanı peygamber olan bir ordu Uhud'ta yenilmezdi! 

Bilinmeli ki düşmanlarımız, Müslüman halklara karşı tarih boyunca hiçbir vakit gögüs göğüse kazanamadı. Hep kendi ellerimizle açtığımız gedikten, tepenin ardından, zayıf yanımızdan saldırıp kazandı. Bundan böyle bunun farkına vararak hareket edersek eğer, Allah, bize gaybi yardımlarını gönderecektir. Zerrece şüphem yoktur. Lakin hatalardan ders çıkarmamaya, suçu hep başkasında aramaya ve/veya zalimi bir başka zalim ile işbirliği yaparak yeneceğimizi düşünürsek bu kez korkum odur ki sadece dünyamızı değil, ahiretimizi de kaybetmekle karşı karşıya kalacağız.

"Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor!" (Nisa/58)

"Hiç şüphe yok ki Allah âdil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size (bu) öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı hatırlayabilesiniz." (Nahl/90)

Rabbimiz bizleri sorumluluklarımızı hatırlayanlardan eylesin. Ve muhakkak bu da bir hak ve sabır tavsiyesidir.