‘Halep’te Kürt Soykırımı’ (?!)
Mustafa Ekici / Kritik Bakış
Türk milliyetçiliğinin kor merkezi ve liderinin yaptığı devrimci çıkışa karşın Kürtler adına fikir beyan eden, siyaset üreten çevre ve örgütlerin hala hendek, barikat devrimciliği jargonuyla hareket etmeleri tam bir hayal kırıklığıdır. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ezber bozan siyasi çıkışlarına Kürt elitlerinden aynı düzeyde bir ezber bozan ses çıkmamıştır. Zaman değişmiştir, Kürtler artık dağlı çoban, gariban köylü değil, eğitimli, üretken, modern bir toplumdur. Bu sosyolojik gerçeklerle uyumlu bir siyaset dili elzemdir. Kürt, kapasitesini zorlayan sıkletlerden bıkmıştır, ikide bir emperyalistlerin kuyruklarına takılıp müslüman ahaliye karşı pozisyon almaya zorlanmaktan bizardır.
‘Çerkez geldi buraya vatan sahibi oldu, Boşnak, Bulgar geldi vatan sahibi oldu, Arnavut geldi, Arap geldi vatan sahibi oldu ama vatanın öz be öz sahibi Kürt, akılsız fanatiklerin hırsları yüzünden ayak takımı oldu, kendi toprağının üzerinde azınlık oldu, terörist oldu…’ (Merhum Haci Resul Amca)
‘Halep’te binlerce Kürt katledildi’ mi?
Avrupa’da yaşayan birçok tanıdık, özellikle de genç ahbablar, hemen tamamı yapay zeka ile işlenmiş resimler eşliğinde insanın kanını donduran bu başlığı paylaştılar gün boyu. Tek elden çıkmış tadı veren bu mesajlar, birazcık milliyetçi hassasiyeti olan hemen her Kürtte muhtemelen aynı infial duygusunu uyandırmıştır. Bu gençlerden bazılarıyla temas imkanım da oldu ama iletişim için gerek şart olan sağduyudan eser kalmamıştı. Hayatında hiç Suriyeyi görmemiş, hiç Halep’te bulunmamış bu gençlerin, çocukların hatta ev kadınlarının bu hassasiyeti göz yaşartıcıydı. Çünkü hemen hepsinin sosyal medya sayfaları, daha düne kadar ve şimdi de Gazze’ye dair mesajlarla, soykırımı lanetleyen postlarla doluydu. Evet Suriye’de Kürtlere bir soykırım düzenleniyorsa tepkileri gayet anlaşılır, makul hatta tebrik edilesi bir duyarlılıktı.
Ancak bu ateşli yükselmelerin harına kapılmadan, gelin mevzunun arkaplanına dair serinkanlı bir ufuk turu yapalım. Çünkü olaylar Kürtlerin ve genel kamuoyunun pek de yabancısı olmadığı bir garabetin tıpa tıp tekrarıdır.
2015’in kavurucu yaz sıcağında, ellerine çoğu envanterden düşmüş Rus malı kalaşnikoflar ve el yapımı patlayıcı düzenekler tutuşturulmuş ergen yaştaki çocuklar ve gençler, Diyarbakır, Mardin, Şırnak başta olmak üzere birçok il ve ilçede barikat ve hendekler kurarak ‘öz yönetim’ ilan etmişlerdi. 2016 bahar aylarına kadar devam eden bu eylemlerde binlece can kaybı yaşanmış, onbinlerce insan yerinden edilmiş, şehirler harap olmuş ve birçok eşsiz tarihi eser ve yapı tahrip edilmiştir. Olaylar devam ederken örgütün ‘ayaklanın!’ çağrılarına pirim vermeyen Kürt halkı arkasını dönerek çiftine çubuğuna gitmiştir.
Dejavu gibi ama aynı örgüt kafası, aynı kadrolar bu sefer Halep’te Şex Maqsud ve Eşrefiye mahallelerinde benzer bir hendek ve barikat eylemine girişmiş, yine aynı şey olmuş, Kürt halkı örgütün kışkırtmalarına aldırmadan çiftine çubuğuna gitmiş ve örgütü adeta yüz üstü bırakmıştır.
Hendek ve barikat eylemlerinin olduğu günlerde de yine Avrupada yaşayan aynı dost ve ahbaplardan sıklıkla infial dolu benzer mesajlar almıştım. Ama günün sonunda ortaya çıktı ki bu eylemler, hiçbir kurmay planı olmayan, bir stratejiye dayanmayan, tedarik hatları ve sürdürülebilirliği olmayan, tam anlamıyla ‘ergen işi’ bir devrimci barikat eylemiydi. Binlerce ergen ve gencin yaşamına mal olan hendek eylemleri sırasında ve sonrasında Kürt toplumunda neredeyse kayda değer bir tepki bile çıkmadı. Hatta gazeteci olarak hem kendim hem arkadaşlarım hendeklerde yaşamını yitirmiş olanların ailelerine ulaşmak, duygu ve düşüncelerini anlamak için yaptığımız girişimlerden bir sonuç alamamıştık, çünkü örgüte yakın aileler bile eylemi ‘utan verici’ bulmuşlardı.
Halep’te de aynısı oldu. Örgütün beklediği gibi onbinlerce insan yürümedi. Onlara kalkan olmadı. Hatta medyaya yansıyan görüntülere bakılırsa Kürt halkı biraz kekre de olsa seviniyor, adeta olanlardan yaka silkmişe benziyor.
PYD (Partiya Yekîtiya Demokrat), kurulduğu 2003’ten beri Suriye diktatörlüğüyle yakın teması olan, Esad hanedan diktasının koruması altında gelişen ve süreç içinde kendisi dışındaki 11 kürt partisini rejimle ortaklaşa şiddet kullanarak yok eden PKK’nın Suriye koludur. Askeri kanadı YPG (Yekîneyên Parastina Gel) ise adını iç savaşın başladığı aylarda (2012 başlarında) duyurmuş olsa da, özellikle Suriye Kürt muhalif parti ve liderlerine yönelik saldırılarıyla PYD’nin kurulduğu günden beri aktif olmuştur. İç savaş sürecinde sözde Kürtleri koruma misyonu ile hareket eden ve çocukça bir siyasal girişimle kantonlar ilan eden PYD ve YPG, Suriye devriminin akamete uğramasında, iç savaşın uzamasında ve yabancı güçlerin Suriye’yi işgalinde birincil fail durumundadır. Bakmayın siz şimdi ‘devrimci’ pozlar takındığına, Esad dikta rejiminin vassalı olarak PYD/YPG rejimin ayakta kalması için elinden gelen her şeyi yapmıştır.
Ancak oyun bitmiş, iran, israil ve Avrupanın islamofobik karalamaları rağmına Suriye halkı 2024 sonunda dikta rejimini deviren, belki de tarihin en şık devrimlerinden birini gerçekleştirmiştir. Doğal olarak önce eli kanlı Esad hanedan diktatörlüğüyle, ardından işgalci Amerikan güçleriyle (General Mazlum Abdi’nin Amerikalılar için ‘Dosten me hene, em bi tev dost u hevalen xwera dimeşin’ sözleri hala kulaklarımda) ve en son miadı dolmuş emperyalist bir proje olan soykırımcı Yahudi kolonisi israil ile kader birliği yapan PYD, adeta ‘dostları’ tarafından orta yerde bırakılmıştır. Kürtlerden ise, batıda konforlu ve maliyetsiz devrimcilikleri ve gurbetin yarattığı daüssıla duygusu ile biraz vicdan rahatlatmaya çalışan kesimler dışında haber yoktur.
Gerçekten neler oluyor? ‘Kürt aklı’ ne düşünüyor. Yıllar evvel Elazığ’ın küçük bir köyünde, kendi de PKK’ya yardım suçlamasıyla (köye gelen PKK’lılara naçar ekmek vermişti) 3 ay işkence görmüş, o zamanlar seksene merdiven dayamış merhum Haci Resul Amca’nın, benimle ateşli biçimde tartışan gençlere söylediği şu sözleri sanırım ortalama Kürt aklının güzel bir özetidir:
‘Çerkez geldi buraya vatan sahibi oldu, Boşnak, Bulgar geldi vatan sahibi oldu, Arnavut geldi, Arap geldi vatan sahibi oldu ama vatanın öz be öz sahibi Kürt, akılsız fanatiklerin hırsları yüzünden ayak takımı oldu, kendi toprağının üzerinde azınlık oldu, terörist oldu…’
Aradan çok zaman geçti, Suriye, Irak ve Türkiye’de binlerce kürt çocuğunu, akıl almaz bir kurmay cehaleti ile savaş uçaklarına siper eden, dağlarda kurda kuşa yem eden, bir mezar taşından bile yoksun kılan bu sapkın örgüt ve şahısların, her zaman Kürtten daha önemli gündemleri, ajandaları ve kirli ilişkileri oldu.
Bölgemizdeki devletlerin Kürtle ilişkisi maalesef nakısalarla doludur. Gerek Irak ve Suriye Baas dikta rejimleri, gerekse Türkiye’nin Kemalist rejimi, hemen bütün tarihleri boyunca Kürde zulüm etmiş, inkar etmiş, katletmiş ve asimile etmeye çalışmışlardır. Bu inkarı edilmez bir hakikattır. Lakin devlet dediğimiz organizasyon temelde belirli siyasi elitler üzerinden yürüyen bir süreçtir. Siyasi elitler değişir, devletler dönüşür, yenilenir ve yeniden pozisyon alırlar. Bu anlamda devlet solid ve küt bir olgu değil tersine oldukça seyyal, değişken ve esnek bir yapıdır. O halde neden Kürt elitler devleti sahiplenmek, içinde olmak, gelişim ve dönüşümünün aktörü olmak için faaliyet göstermiyorlar da tersine devleti yıkmak, paralize etmek için çalışıyorlar?
Bu soru Kürtler adına fikir beyan eden, Kürtler adına siyaset yapan her cenahtan elitin, kanaat önderinin, yazanın çizenin cevaplaması gereken sosyolojik, hatta ontolojik yapıya dair mühim bir sorudur. 50 yılı bulan terör ve şiddete, Türkiye düşmanlığı propagandasına karşın Kürt toplumunda neden kayda değer bir Türk ve Türkiye düşmanlığı gelişmemiştir? Kürtler adına siyaset yapan örgüt ve elitlerin, Kürt sokağının, Kürt aklının çalışma biçimini özümseme, siyasete taşıma kanallarında ciddi sıkıntılara işaret eden bu olgular üzerinde derin derin düşünmesi gerektir.
Evet yeni nesil Kürtler (her genelleme bir nakısadır biliyorum) eski nesiller kadar muhafazakar değiller, modern yaşam pratikleri, aile ve sosyoekonomik yapıları devrimci biçimde dönüşmektedir, evet yeni nesil Kürtler geçmişe nazaran daha eğitimli, daha özgüvenli biçimde ‘kürttür’ ama bu durum, siyasi elitlerin söz konusu devlet karşıtı pozisyonlarını haklı çıkaracak bir sosyolojik duruşa tekabül etmemektedir. Kürt elitin hissettiği anlamda bir etnik ırkçılık gelişmemektedir. Tersine ortalama Kürt devletin sahibi, ortağı, tarafı olmak için kanallar aramakta ancak onlar adına siyaset üreten sağcı ya da solcu elitler adeta bu kanalları tıkamaktadırlar. En son Suriye’de devlete ‘ortaklığa’ davet edilen, masaya çağrılan PYD/YPG de aynı şeyi yapmıştır. PYD’nin devrimin önündeki takoz pozisyonuna rağmen, Suriye Devrimcilerinin Kürt halkını devlete ortak etme çabalarına örgütün cevabı hendek kazarak, barikat kurarak ‘öz yönetim’ ilanı yapmak olmuştur. Üstelik bu ilanda, her zaman olduğu gibi güvendikleri, sırtlarını dayadıkları Kürtler değil, bölge üzerinde hesapları olan ve kendi ‘devrimci’ jargonlarında bolca telin ettikleri emperyalist ülke ve güçler olmuştur.
Daha garibi, Suriyede devlet içinde devlet, ordu içinde ordu gibi akla ziyan bir pozisyon dayatan örgütün bu tavrına ve propagandasına, Türkiye ve batıdaki her meşrepten Kürt elitin verdiği tepkidir. Bu tepki sağlıklı bir ruh haline işaret etmemektedir. Söz konusu elitin gururunu inciten dini kavramlarla soslanmış ‘uyarı’ ve ‘parmak sallama’ garabeti bir kenara, meşrebi ne olursa olsun Kürt elitlerin Kürt sokağından yankılanan sese daha ciddi kulak kabartmaları gerekir.
Türkiye’de aylardır devam eden ‘süreç’ ve bununla eşgüdümlü sürmesi beklenen Suriye dosyası taktik hamlelerle sündürülürken söz konusu elitin tavrı Kürdün, Türkün ve Arabın hayrına bir vizyon çizmek yerine, örgütün ve ‘dostlarının’ kötü niyetli taktiklerine, propagandalarına sırt çıkmaya evrilmektedir. Meselenin cephe hatlarında hal edilecek bir tarafı kalmamıştır. Düne kadar Kürt varlığını inkar üzerine kurulu paradigma tuz buz olmuştur. Üstelik bu devrimci gelişme, söz konusu elitin iddia ettiği üzere 40 yıldan beri devam edegelen çatışma ile elde edilen bir sonuç değil, tersine söz konusu inkara karşı direnen Türk, Kürt, Arap sessiz yığınların ve onlara ses olan elitlerin iktidarıyla mümkün olmuştur. Türk milliyetçiliğinin kor merkezi ve liderinin yaptığı devrimci çıkışa karşın Kürtler adına fikir beyan eden, siyaset üreten çevre ve örgütlerin hala hendek, barikat devrimciliği jargonuyla hareket etmeleri tam bir hayal kırıklığıdır.
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ezber bozan siyasi çıkışlarına Kürt elitlerinden aynı düzeyde bir ezber bozan ses çıkmamıştır. Öcalan’ın özgün diliyle ortaya koyduğu dikotomik metinlerden öteye Kürt siyasi çevrelerden kayda değer bir devrimci siyasal dil kurulamamıştır. Sürekli biçimde faşizm eleştirisi yapan bu çevreler günün sonunda faşizmin odağı haline gelmiş durumdadırlar. Her cümleye Kürtle başlayıp Kürtle bitirenler, her açıklamdan nem kapanlar, her oyunu gören bu kül yutmaz çevreler, geçmişte darbeci kemalistlerin yaptığının aynısını yapıyor ve toplumun geri kalanında ciddi bir Kürt antipatisi yaratıyorlar.
Halbuki yanıbaşımızda yeni bir dünya kuruluyor. Dünyanın büyük güçleri yeniden hizalanıyor. Başta Türkiye olmak üzere bölgenin büyük devletleri politik, askeri ve ekonomik alanlarda yeni işbirlikleri zemininde hızla yol alıyorlar. Üstelik örgütün umut bağladığı ‘dostlarının’ ajandasında Kürt artık eskisi kadar ‘değerli’ bir başlık değildir. Işid tiyatrosu ve binlerce Kürt çocuğun kanıyla kurulan sözde işbirliği artık pamuk ipliği mesabesindedir. Bu yeni dünyada etnik, mezhebi farklılıklar bir tehdit değil tersine bir denge unsuru ve sisteme entegre edilmesi gereken önemli sosyal sermaye grupları olarak öne çıkmaktadır. Artık farklılıklarlar değil ortaklıklar kıymet kazanmıştır. Gözlerimizin önününde kurulmakta olan bu yeni dünyanın sahiplerinden biri olmak Kürdün öz be öz hakkı. Ne var ki, Kürt aydın ve siyasetçilerin bu önemli sürece köstek olmak anlamına gelen hassasiyetleri hem gerçekdışı hem de arkaiktir.Yaşları yetmişi geçen tekaüt Kandil ağalarının, onların kirli ilişkileri ve mahir propagandalarının peşinden gitmek Kürtlere bir fayda getirmeyecektir. 70’lerin, 80’lerin karanlık ve kirli gündemlerinde kalmış bu kapalı devre kafaların yeni nesil Kürtlere verebileceği hiç bir şey yoktur.
Zaman değişmiştir, Kürtler artık dağlı çoban, gariban köylü değil, eğitimli, üretken, modern bir toplumdur. Bu sosyolojik gerçeklerle uyumlu bir siyaset dili elzemdir. Kürt, kapasitesini zorlayan sıkletlerden bıkmıştır, ikide bir emperyalistlerin kuyruklarına takılıp müslüman ahaliye karşı pozisyon almaya zorlanmaktan bizardır, Kürt makul ve adil bir devlet içinde çiftine çubuğuna gitmek, evlatlarına yaşanabilir gelecek umut etmektedir.
·