Kapitalizmin Önlenemez Çöküşü –12
Özet
Kapitalizmin rasyonel olmayan üretim kapasitesi, dünyayı iki devasa hegemonik gücün ölümcül kıskacına sokmuştur. Bu makale; yer altı kaynaklarını silah zoruyla kontrol eden ABD merkezli geleneksel emperyalizm ile devasa üretim kapasitesini pazar tahakkümü için bir "sessiz istila" aracı olarak kullanan Çin merkezli yeni hegemonya arasındaki çatışmayı inceler. Bu iki gücün küresel egemenlik mücadelesinin, sistemi bir dengeye değil, topyekûn bir imhaya ve çöküşe nasıl sürüklediği ortaya konur.
Yer Altı Yağmacılığı: ABD’nin Güç Yoluyla Kaynaklara Çöküşü
Geleneksel emperyalist model, rasyonel olmayan üretim makinesini beslemek için "kan ve demir" yöntemine sadık kalmaktadır. Bu stratejinin merkezinde yer alan ABD, küresel egemenliğini sadece doların rezerv statüsüyle değil, yer altı kaynaklarının ve kritik geçiş güzergâhlarının askeri kontrolüyle sağlamaktadır. Enerji kaynaklarına "çökmek" ve yer üstündeki her türlü mal hareketliliğini tehdit veya yaptırımla denetlemek, bu modelin asli karakteridir. Ancak bu kaba kuvvet politikası, sürdürülebilir bir iktisat değil, hammadde akışı kesildiği an iflas edecek bir "garnizon ekonomisi" üretmektedir. Sistemin güvenliği, artık insanların huzuruyla değil, namluların gölgesindeki hammadde transferinin hızıyla ölçülür hale gelmiştir.
Üretim İstilası: Çin’in Devasa Kapasite Tahakkümü
Diğer tarafta, Batı’nın israf ve borç üzerine kurulu tüketim pazarlarını birer "bağımlılık alanına" dönüştüren sessiz ama çok daha derinden ilerleyen bir istila yükselmektedir. Çin, sahip olduğu devasa ve rasyonel olmayan üretim kapasitesini bugün birer ekonomik atom bombası gibi kullanmaktadır. Çin emperyalizmi, dünyayı sadece bir pazar olarak görmenin ötesinde, ülkelerin yerel üretim damarlarını "ucuzluk" ve "ölçek" silahıyla kurutarak onları kendine göbekten bağlı tüketim kolonileri haline getirmektedir. Bu sessiz istilacıların stratejisi; pazarın her hücresine nüfuz etmek, yerel üretimi rasyonel olmayan bir kapasiteyle boğmak ve nihayetinde o pazarı kendi fabrikalarının mahkûmu kılmaktır. Bu, topla tüfekle değil, konteynerlerle ve tedarik zinciri hegemonyasıyla gerçekleştirilen yeni nesil bir kuşatmadır.
Çöküşün Katalizörü: İki Dev Arasındaki Tahterevalli
Küresel hegemonya mücadelesi artık sadece toprak kazanma savaşı değil, rasyonel olmayan bir üretim makinesinin "nerede kurulacağı ve nerede tüketileceği" kavgasıdır. ABD, yer altı kaynaklarını elinde tutarak Çin'in enerji vanasını kontrol etmeye çalışırken; Çin, devasa üretim kapasitesiyle Batı'nın tüketim pazarlarını ve borçlanma mekanizmalarını rehin almaktadır. Bu iki güç arasındaki gerilim, sistemi bir denge noktasına değil, "çöküş hızlandırıcı" bir sarmala sokar:
- Hammadde Savaşları: Çin'in üretim iştahı arttıkça ABD kaynaklara daha sert çökmekte, bu da küresel enflasyonu ve sıcak çatışma riskini artırmaktadır.
- Pazar Savaşları: Batı, pazarlarını korumak için korumacılık duvarları ördükçe, Çin'in rasyonel olmayan kapasitesi kendi içinde patlama riskine girmektedir.
Güvenlik İllüzyonu ve Küresel Tıkanma
İnsanlık, bu iki devin arasındaki güç savaşında birer "istatistiksel veri"ye indirgenmiştir. Güvenlik, artık ferdin can emniyeti değil, "tedarik zincirlerinin kesintisizliği" ve "pazar paylarının korunması"dır. ABD'nin yağmacı kaynak yönetimi ile Çin'in rasyonel olmayan üretim istilası, dünyayı sürekli bir "hibrit savaş" iklimine mahkûm etmiştir. Ne var ki; ne yer altı kaynaklarına çöken kaba kuvvet, ne de dünyayı konteynerlerle istila eden devasa kapasite, yerkürenin sınırlı kaynaklarını genişletebilir. Bu mücadele, her iki tarafın da kaybettiği, sonunda sadece enkazın büyüyeceği bir imha sürecidir.
Sonuç: Hegemonyanın Sonu ve İktisadın Mecburiyeti
ABD emperyalizminin yağmacı iştahı ile Çin'in rasyonel olmayan üretim kapasitesi arasındaki bu çarpışma, kapitalizmin nihai iflasının jeopolitik tescilidir. Sistem artık kendi yarattığı bu iki canavarı aynı kafeste tutamamakta; biri enerjiyi diğeri pazarı kilitlerken, küresel ekonomi adım adım felce doğru ilerlemektedir. İnsanlık; hammaddeyi bir savaş aracı, üretimi ise bir istila yöntemi olarak gören bu karanlık düzenden çıkmak zorundadır. Sahici, yerel üretimi önceleyen ve adil paylaşımı esas alan bir iktisat inşası, artık bir hayal değil; bu küresel kıskaçtan kurtulmak için tek rasyonel çıkış yoludur.