Bugün yaşadığımız sorunların temeli çok daha öncelere dayanıyor. "Vehim merkezli düşünce ufku," Allah Teâlâ’yı hayatın merkezinden ve müdahale alanından tecrit ederek insanı sahte bir gururla taçlandırmıştı. Şimdi ise o sahte taç, bizzat onu var eden seküler aklın eliyle insanın başından sökülüp alınıyor. İnsanı hayvandan ayıran o müstesna şuur ve mesuliyet makamı, türcülük safsatasıyla yerle bir edilirken, Ahsen-i Takvîm hakikatine kurulan tuzaklar her geçen gün daha da derinleşiyor. Bu tablo, yalnızca sosyolojik bir değişim değil; yaratılışın kusursuz dengesine ve ilahi nizama yönelik topyekûn bir başkaldırıdır.
Allah Teâlâ, insanı varlığın öznesi ve yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır. Ancak bu ulvi makam, bugün uydurma kavramlarla adeta bir suç mahalli gibi gösterilmek isteniyor. Varlığın merkezine vahyi değil de dürtü merkezli bir duyarlılığı yerleştirenler, insanın hukukunu zayi ederken merhameti de asıl mecrasından koparıyorlar. Ne hazindir ki bu tehlikeli ve sapkın gidişata karşı ses yükseltmesi gereken pek çok etkili ismin "kekeme bir dil" kullandığına şahitlik ediyoruz. Hakikati haykırması beklenenlerin bu tutukluğu, ifsadın önünü açmakta ve toplumsal vicdanı korumasız bırakmaktadır.
Son birkaç yıldır ayyuka çıkan hayvanların aile bireyleri yerine ikame edilmesi, hayvana dair meselelerin insana dair konuların üzerinde konumlandırılması, hayvan mefhumunun neredeyse dokunulmaz bir put haline getirilmesi bu sapkın gidişatın en çirkin bahisleridir. Burada mesele sadece bir hayvan sevgisi değildir; asıl mesele, bu sevgi perdesi üzerinden kaydırılmış merhamet projesiyle yarınlarımızı parçalamaktır.
Sokaklarımızda masum yavrularımız ve oyun çağındaki çocuklarımız başıboş köpek sürüleri tarafından dehşete mahkûm edilirken; bu acıya gözünü kapayıp köpeğin içgüdüsünü insanın canından aziz bilen bir zihniyet, sağlıklı bir ruh halini temsil edemez. İnsan sevgisinin ve toplumsal güvenliğin önüne set çeken bu yaklaşım; aile yapımızı, nesillerimizin selametini ve toplumun huzurunu ağır bir darbeyle sarsmaktadır. Merhamet adaletin emrinden çıktığında, mazlumun ahı üzerine inşa edilen sahte bir kutsallığa dönüşür.
Hayvan hakları söyleminin ardına gizlenen bu ideolojik saldırı, doğrudan insanın yaratılış gayesini hedef tahtasına koymaktadır. Hukuku, ahlakı ve toplumsal dokuyu tahrip eden bu süreç, bizleri kendi değerlerimize yabancı bir geleceğe sürüklemektedir. Yaratılışın saf ve berrak özünü bir emanet gibi kalbinde taşıyan her duyarlı insan için fıtrattaki bu sarsılışı olağan karşılamak, kendi ruhuna ihanet etmektir.
Hülasa; hakikatin şahitliğinde dik durmak, bugün her zamankinden daha hayati bir hal almıştır. Aileyi savunmak, çocukların gülüşünü korumak ve Allah Teâlâ’nın belirlediği fıtri nizamı ayakta tutmak, bir iman davasıdır. Bizler mahlukata şefkat göstermeyi emreden bir dinin mensuplarıyız; ancak bu şefkat, bir çocuğun canından ve insanın izzetinden kopuk yaşatılamaz. Kekeme dillerin sustuğu bu vasatta hakikati gür bir sesle haykırmak hem vicdanımızın gereği hem de yarınlara olan borcumuzdur.
Fıtratı savunmak, yalnızca bugünü kurtarmak değil, insan kalabilme iradesini geleceğe taşımaktır. Merhameti kaynağından koparıp bir kaos enstrümanına dönüştürenlere karşı sessiz kalmak, sadece insanın değil, eşyanın ve tabiatın hukukuna da sırt dönmektir. Bizim vazifemiz; sahte kutsalların istilasına uğramış bu zihin dünyasında, adaleti yeniden merhametin rehberi kılmak ve insanı, Allah’ın ona bahşettiği o şerefli makamda muhafaza etmektir.