Hayat iman ve cihattır: Ümmet ile dayanışma ve şehitleri anma gecesi Fatih'te düzenlendi

Özgür-Der Gençliği, Fatih Kültür Merkezi’nde çeşitli etkinlik ve programlarla şehitleri anma gecesi düzenledi.

HAKSÖZ HABER

Dünyanın dört bir yanında İslami hareket perspektifine sahip olan öncü şahsiyetler hayatlarıyla ortaya koydukları şahitliği şehadetle taçlandırarak arkalarında büyük bir örneklik bıraktılar. İslamcı külliyatın mihenk taşı olan bu isimlerin mücadele vizyonları bugün Filistin, Suriye, Afganistan, Bangladeş, Mısır ve Türkiye başta olmak üzere çok farklı coğrafyalarda karşılık buluyor.

Özgür-Der Gençliği, Fatih Kültür Merkezi’nde çeşitli etkinlik ve programlarla şehitleri anma gecesi düzenledi. Filistin yararına gerçekleştirilen kermes ve sergi ile başlayan program Ahmet Kerim Artuk’un sunuculuğunda Muhammed Ensar Erilli’nin Kur’an-ı Kerim tilaveti ve Emir İslam'ın meal okumasıyla açılış yaptı. Sunuş konuşmasını gerçekleştiren Muhammed Onur Yıldırım, İslami hareket öncülerinin mirasına dikkati çekti.

"Şehitleri anmanın anlamı onların mücadelelerini sürdürmeye talip olmak demektir. Bu gece burada anmak için bir araya geldiğimiz şehitlerimizden bazıları yakın dönemde kimileri ise geçmiş dönemlerde ruhlarını Rablerine teslim ettiler. Esas olan mücadele ve direnişin sorumluluğunun ve sürekliliğinin farkında olmaktır. Rabbimiz bizleri o sorumluluğu üstlenen kullarından eylesin."

Sinevizyon gösteriminin ardından İsmail Şenbaş ve Melike Belkıs Türkmen’in konuşmacı olduğu panelin moderaötürlüğünü üstlenen Erkam Beyazyüz, Aksa Tufanı sonrasında küresel vicdanın kazandığı ivmeyi vurgularken İslami hareketlerin mücadele sürekliliğinin altını çizdi.

“İslami hareketlerin mücadelesi bölge ve coğrafyaları aşan biçimde çok yönlü ve birbirini tetikleyen kazanımlar elde ediyor.  Afganistan, Filistin, Suriye ve Bangladeş başta olmak üzere coğrafyalarımızda ya zaferler elde ediliyor ya da mücadele kararlılıkla sürdürülüyor. Özellikle Aksa Tufanı sonrasında küresel vicdanı da harekete geçiren bir ivme yakalandığını görüyoruz.
Bu bağlamda son süreçte gündemimizin merkezinde yer alan “intifada” ilk etapta Filistin’i çağrıştırsa da bu kavramı tüm dünyada yürütülen İslami mücadeleye atıfla kullanıyoruz. Dahası geniş anlamıyla intifadayı modern hegemonik düzene karşı küresel vicdan ile ittifak halinde yürütülen fıtri bir mücadele olarak da okuyabiliriz.”

Melike Belkıs Türkmen, Müslümanların siyasi bağımsızlık mücadelesinin kapsamlı bir dönüşüm sürecinin parçası olduğunu belirtirken  modern tahakküm biçimlerine karşı sürdürülen direnişinde çok boyutlu olması gerektiğini kaydetti.

“Küresel düzenin geleceği, bizim mücadelemizden bağımsız değil. Çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz düzen sadece siyasi bir tahakküm düzeni değil; aynı zamanda hayatın tamamını kuşatan kapitalist bir sistemdir. Bu kapitalist dünya düzeni bireysel hazlar etrafında inşa edilerek, bireyi toplumdan, aileden kopartarak yalnızlaştıran, savunmasız ve her türlü manipilasyona açık hale getirerek sürekli bilinçsizce tüketmeye teşvik eden bir düzen. Bu düzende kutsalı, neyin değerli neyin değersiz olduğunu, kimin haklı kimin haksız olduğunu tanımlayan bizi şah damarımızdan daha yakından tanıyan değil, sınırlarını kimin neyin çizdiği belli olmayan kapitalist sistemin çarklarını döndürmek için insanlara empoze edilen bireysel hazlar. Bu yüzden bizim mücadelemiz yalnızca işgale,   ya da askeri zulme karşı değil; insanı, ahlakımız ve değerlerimizi hedef alıp metalaştıran kapitalizme karşı da bir mücadeledir.
Burada özellikle biz gençlerin sorumluluğu çok büyük. Bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu, ancak hangi bilginin doğru hangisinin yanlış, ya da neyin değerli neyin değersiz olduğuna algoritmaların, trendlerin ve popülerlik kültürün belirlediği bu hız çağında, geleceğimizi İslami temeller üzerinde inşaa edebilmek için yaptığımız her işi bir ibadet bilinciyle yapmak zorundadır. Yaptığımız işlerin, tükettiklerimizin ve ürettiklerimizin kapitalist düzenin çarkına mı yoksa ümmete mi hizmet ettiğinin bilincinde olmalı, teknoloji sosyal medya gibi yeni mücadele sahalarında kendi fıkhımızı üretmeyi amaçlamalıyız.
Bu sebeple bizim sorumluluğumuz sadece zulme karşı direnmek değil; aynı zamanda kapitalizmin dayattığı hayat tarzına karşı da ahlaki bir direniş ortaya koymaktır. Sağlam bir Müslüman kimliği inşa ederek, kendi kavramlarımızı üretebilmektir.”

İsmail Şenbaş, Filistin ve Suriye direnişlerini doğru bir bağlamdan hareketle değerlendirmenin önemini vurgularken İslami hareketlerin mücadele kararlığını göz ardı eden ithamların sahadaki kazanımlarla geçerliliğini kaybettiğini ifade etti.

“Müslümanlar, emperyalistlerin bölgede kurdukları tahakküm ve işbirlikçi rejimler eliyle zihni ve siyasi işgal altında yaşıyorlar. 1 asırdan fazladır zafere hasret bir ümmetten bahsediyoruz. Bu gerçeklik tüm zorluğuna rağmen ümmetin direniş iradesini kıramamıştır. Bu anlamda Suriye Devrimi’nin ümmet açısından önemi gün geçtikçe daha iyi kavranacaktır. Çünkü belki 1 asrı aşkın süredir emperyalist işgal ve sömürü düzeninde yaşadığımız can kayıpları, iktisadi ve siyasi kuşatma sebebiyle yüzü gülmeyen ve her an mücadele eden bir topluluk olarak varlık mücadelesi veriyoruz. Geçmişte Cezayir, Pakistan, Bosna, Sudan ve Moro’daki tecrübelerimiz var. Ancak Suriye Devrimi tabiri caizse yedi düvele karşı verildi. Tabi bu devrim, derdini çekenleri mutlu etti. Şaşkınlık yaşayanlar oldu ancak hayal kırıklığı yaşayanların oranı da azımsanmayacak derececeydi. Bu isimleri, grupları, yapıları hepimiz biliyoruz. Aslında onları konuşmaktan veya ifşa etmekten ziyade artık kendimize ve mücadelemize odaklanmalıyız. Bu mübarek devrim bizim gibi direnişin ve mazlumların yanında durmayı ödev edinmiş, sebatla en kötü zamanda dahi kardeşlerini terk etmeyenler için bir şükür sebebi oldu. İdlib’e sıkışmış milyonların durumu ortadayken, çok çeşitli düşman tarafından çevrili halde direnmenin onuru ile yalnız bırakılmışken dahi kardeşlerimizden umudu kesmedik. Darlık zamanında dostluktan geri durmayanlar zafer anında da bunun haklı gururunu yaşama hakkına sahip olanlardır. Yaşanan tüm zorluklara rağmen Allah devrimi bize nasip etti. Mücadeleyi ve devrimi beğenmeyenler, devrimi ve bundan sonra olacakları elde kâğıt not alanlar, sınava tabi tutanlar ve not vericiler aynı hadsizliği Afganistan’da da yaptılar. Mücahitlerin öğretmene dadıya denetleme memurlarına ihtiyacı yoktur!
 
Aksa Tufanı Siyonistlerin yenilmezlik algısını yerle bir eden yeni bir anlatı inşa eden son dönemin en önemli tarihi kırılmalarından birisidir. Filistin’de Hamas’ın dayanıklılığı 'liderler ölse de değişmez' gibi basit bir iddia değil daha çok hareketin ‘şok emiciler’ üreten bir tasarıma sahip olmasıdır. Şûra/süreç vurgusu, hem halefiyeti meşrulaştırır hem de tabana ‘kontrol sürüyor’ mesajı vermektedir. Hamas'ın gizlilik esaslarını olan bağlılığı tek noktadan çöküş riskini azaltmıştır; askerî kanatta kurul/konsey teması, ‘tek komutan’ bağımlılığını düşürerek liderlerden güç alan ancak onlara bağımlı olmayan bir organizasyon ortaya çıkarmıştır. 
Bu dayanıklılığın ‘saha pratiği’ boyutuna dair bir başka gözlem, Hamas’ın ve Kassam’ın  yeraltı altyapısı ve ‘yeraltına çekilerek dahi olsa var olma’  kapasitesidir. Hamas’ın sanıldığından daha profesyonel bir örgütlenme modeli var. Hamas ‘hibrit’ bir aktör olarak toplumsal ağ ve davet çalışmaları, siyasi yönetim ve bürokrasi, silahlı kanat şeklinde çok yönlü bir örgütlenme modeline sahiptir. Bunlar aynı örgütsel evrende, farklı güvenlik katmanlarıyla işlerlik kazanıyor. Bu örgütlülük bugün önderleri şehit dahi olsa direnişi her veçhesiyle sürdürebilme imkanı sağlarken teknik üstünlüğün siyasi ve askeri üstünlük anlamına gelmediğini bütün dünya gördü. Siyonist anlatı ve onun destekçisi olan emperyalist argümanlar Gazze'de çok ciddi bir darbe almıştır.”

Afife Vera Yavuz ve Sare Okur, Rim isimli şiiri Hümeyra Alpay ise Ebu Ubeyde’nin kızı tarafından babasına yazılan mektubu okudu. Şehitlerin biyografileri Özgür-Der Gençliği lise ve ilkokul ekipleri tarafından seslendirildi.

Muhammed Okçu'nun duasıyla devam eden programda sahneyi son olarak Grup Yürüyüş aldı. Grup Yürüyüş'e sahnede çocuklar eşlik ederken iki ayrı ezgiyi ise yine bizzat çocuklar söyledi. Rim için yazılan bir eseri Meryem Akçora, Saliha Ergöçün, Sare Genç ve Sena Okur seslendirirken, Filistin'in Hikayesi adlı ezgi ise Berra Aktaş ile Meryem Tanyıldızı tarafından okundu.

Gecede ayrıca gelirleri Gazze'ye gönderilmek üzere kermes ve sergi etkinlikleri de düzenlendi.

Etkinlik-Eylem Haberleri

Ankara'da İsrail'in Gazze'deki ateşkes ihlalleri protesto edildi
Adana Özgür-Der’de "Kimlikte netlik ve cahili asabiye" konuşuldu
İskilipli Atıf Hoca, şehadetinin 100. yılında mezarı başında anıldı
Toplumsallaşma demek, meşruiyet demektir!
“Modern dünyada müslümanca yaşamak”