Bugünlerde 'itiraf' ve 'itirafçılık' üzerine yoğun tartışmalar yapılıyor, konunun siyaseti derinden etkileyeceği de düşünülerek..
Sadece 'siyasî itirafçılık' değil, her türlü 'itirafçılık', genelde bir za'fiyet olarak küçümsenmiştir, ama, geçmişte yaptığı hatalarını itiraf etmesi bile, insana ayrı bir kıymet kazandırabilir.. Bir suç örgütünün içinde vazife ve rol üstlenip, sonra da pişman olmak, az şey değildir ve hattâ itirafçıya ek bir değer ve itibar da kazandırır. Bu bakımdan , hele de eğer samimiyetle yapılıyorsa asla küçünsenmemelidir..
Türkiye'deki son sosyo-politik gelişmelerin içinde, hele de itiraf planında medyaya yansıyan bir çok itiraf sahnelerini uzuun- uzuun dinledim ve doğru veya yalan ya da yanlış olsalar bile, yapılan itirafları daha derli-toplu yeniden hatırlamak imkânı buldum.. Geçmişte kendi alanlarında isim yapmış ve yetişmiş isimlerin, hangi niyetle yapılmış olursa olsun, üzerinde sadece suçlamak alanında değil, ibret almak açısından çıkarılması gereken pek çok dersler vardı.. Ki, bunlar genel olarak, savcıların mahkemelere sundukları iddianamelerde yer almıştır.. Anlaşılıyor ki, Ana Muhalefet Partisi'nin lider değişikliğinin gerçekleştiği 38. Kongresi öncesinde ne gibi entrikaların, baskıların ve, delege iradelerinin değiştirilmesi için milyarlarca liranın bir takım kişilerin satın alınması , 'akçeli' işlerin döndüğü ve mahkemenin sözkonusu kongredeki karanlık ilişkilerin 'mutlak butlan'la yok saymasını yansıtan buzdağının, suyun üzerinde görülen küçük bir görüntüsü olduğunu ve o cumûdiye'nin asıl büyük gövdesi görünmeyen kısmının, 100 yılı aşkın bir zaman boyunca milletimize neler yaşattığını da özetlemektedir.
Bu konuya ileride yine değinmek ümidiyle, bir başka konuya da temas edelim..
*
**
Nûrullah Genç'e şifalar dileğiyle..
İstanbul Üniversitesinde okumakta olan Hindistanlı kardeşlerimden Uweis Khan, bir şiir gönderdi dün..
Üniversitede İktisad hocası da olan Nûrullah Genç'ten.. 'Uyan artık yiğidim..' başlıklı uzun şiiri..
Güzel bir şiir.. Ama, daha güzel olan, bu şiirdeki güzelliği, Türkçeyi son birkaç senedir öğrenmekte olan Hindistanlı bir kardeşin, çoğumuzdan daha iyi farketmiş olması..
30-35 yıl öncelerde yazdığı şiirlerini zevkle okuduğum bir isimdi, Nûrullah Hoca.. Hele de 'Yağmur' şiiri dudaklarımızdan düşmezdi..
'Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Bâtıl'ı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım..'
mısralarının sahibi olan Nûrullah Hoca'ya bir tlf. edeyim dedim.. Telefon ettiğimde, hastaneye gidiyordu.. O kutsal mekânlarda, devamlı klima altında kalmanın mahzurlarını Hacc ibadeti için kutsal diyarlara giden çoğunun da yaşadığı gibi..
Nûrullah Genç Hoca'ya şifalar niyaz ediyorum..
*
Bu vesileyle, Nûrullah hoca'nın şiirlerinden birkaç seçme de sunayım...
'Vareden'in adıyla insanlığa inen Nûr
Bir gece yansıyınca kente, Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebâbil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır 'âb-ı hayat
En müstesnâ doğuşa hamiledir kâinat..
Beni Anlamayışına..
Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın,
Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını..
Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
Urganmış boynunda taşıdığın gerdanlık
Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın..
*
Uyan Artık Yiğidim
Istırâbdır yiğidim, azığımız hicrandır,
Mirasımız mahkûmdur, mahzûndur, perişandır,
Gene de ye'se düşme yiğidim; imtihandır,
Filizlenen her ölüm, mazlumlara nişandır..
Ne gönüllerde sevinç, ruhlarda beyaz kaldı
Ufka bir bak, ilerle; inkılâba az kaldı.
Ülkemden hatırıma hep sefiller geliyor,
Bin yüzlü Ebrehe'ler, kara filler geliyor,
Şimdi devran değişti; ebâbiller geliyor,
İbrahim bahçesinden taze güller geliyor..
Âlemde, duyulacak kutlu bir âvaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Çöküyor sırtımızda yükselen vahşi duvar
Heykeller kırılıyor; dökülüyor mumyalar
Toprağın sinesinde umut var, heyecan var
Okşadığın her kökten fışkırıyor bir bahar.
Buzlar çözüldü; kıştan kuru bir ayaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Gözlerin âyet-âyet büyüyen bir bebektir,
Ellerin sokaklarda uçuşan kelebektir,
Sana rehberlik eden ne cindir, ne melektir,
O bir 'İnsan-ı kâmil', mücellâ bir dilektir.
O'ndan bize ebedî sürecek bir haz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Bulanık akan sular durulacak yeniden,
Gökyüzüne direkler vurulacak yeniden,
Saâdet menziline varılacak yeniden,
Çağlar üstü bir nizam kurulacak yeniden..
Cehaletin elinde lânetli bir saz kaldı
Ufka bir bak yiğidim; inkılâba az kaldı.
Bu kan kokan coğrafya, bu çığlıklar senindir,
Bu gözü yaşlı târih, hıçkırıklar senindir,
Yeryüzünde çiğnenen bütün haklar senindir,
Prangalı hükümler, aydınlıklar senindir.
Yıllardır, uygarlıktan sana hep enkaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.
Tasalanma yiğidim; zaman bizden yanadır,
Külümüzden yükselen duman, bizden yanadır,
Son durak, son ilâhî ferman bizden yanadır,
Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır..
Kapıları açacak coşkun bir niyaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı
Mahzenlerde beklemek ziyan artık, yiğidim,
Fecr-i sâdık vaktidir; uyan artık yiğidim,
Ateşlere girsen de, dayan artık yiğidim,
Hakikate dönüyor rüyan artık, yiğidim,
Zâlimler için karar verildi; infaz kaldı
Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.
*
Seni Çağırışım, Boşuna Değil..
Yüreğim adına çağırdım seni,
Bulutlara tutun, yağmurlarla gel,
Güneşin dogup da, battıgı yerden
Yalnız benim olan bir bir baharla gel
Gel ki, ayak sesleri duyuluyor, yokluğun
Önüne geçilemez bir depremdir, gökyüzü..
Olumsuz bir cazibe saklar kendisinde
Dönüşü olmayana çekiyor ömrümüzü,
Gel ki, mâtem tükensin yaslı bülbül adına
İksirini alnıma süreyim, gül adına..
Sabrını taşıyarak semenderin,
Giriyorum en gizli ormanına gecenin,
Güneşten usûl usûl çalıyorum gölgeni,
İhanet kurşunuyla vursun avcılar beni,
Vaadler, meyhaneler, nağmeler, sesler yalan
Neruda'nın 'Umutsuz Şarkısı'dır duyulan..
Kanatları çiçek turnalarla gel,
Sırları gösteren aynalarla gel,
Beni sensiz bırakacaksan, gelme,
Karanlık olmayan dünyalarla gel..
*
Aşk, Cefâ Ülkesinde Umudun Rüyasıdır
Aşk, ölümcül bir hülyadır
anlayamadığım
ey sarı gök bulutu, ey ıstırab gülşeni
son bir karanfil gibi
taşıyacağım seni
kalbimin hüsnüyusuf mahrem bahçelerinde
derindesin, rüya kadar derinde
Âşk, ipek bir karanlıktır
kollayamadığım
gecenin bir vaktinde gelen çiçekler için
tenhâsında kuşlar uçan
sulara karışıp akmak isterim
kan çölünün ıssız vâhalarından
saâdet burcuna çıkmak isterim
gitmeliyim buralardan seninle
kalırsam, surları yıkmak isterim
Aşk, gizemli bir şarkıdır
dinleyemediğim
ayrılığın arkasından duyulan
gün doğuyor, neden gülemiyorum
siyah bir tanyerinde
beklemek yakışmaz bana geceyi
eylül mü vurdu güllerimi, bilemiyorum
Aşk isyankâr bir korkudur
sonlayamadığım
gece yolculuğuna takılır ayakları
özlem beyaz bir gül, açar bağrında
yâr kokusu yayılsın diye kaldırımlara
ölü ve gözü yaşlı bırakır çocukları
arıbeyi konunca ruhun zümrüt taşına
mor gülüşlü haramî çıkar dağlar başına
diriltir sarı saçlı, kırılgan aynaları
Aşk veremli bir türküdür
söyleyemediğim
nağmeleri doruklardan yayılan
anılar sehpasında
takıyor boynumuza kırmızı urganları
kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları
her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır
alır avuçlarına, öper ısırganları
Aşk, cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır.
Benim Şiirim
Bakmayın çevremi kuşatanlara
Hüznün, yalnızlığın şairiyim ben
Issız ovaların nehiriyim ben
İçimde işliyor derin bir yara
Aşkın öldürmeyen zehiriyim ben
Bakmayın çevremi kuşatanlara.
*
Beni Yakışına..
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?
Sahile vurdu kalbim, su yandı, kum da yandı.
Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum,
Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı.
Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi.
Ruhumla söndü alev, sonra ruhum da yandı
*
STAR